Categories

İslam Tarihi

İslam tarihi, İslam dininin ortaya çıkışından başlayarak modern zamanlara kadar uzanan süreçte, İslam dini, İslam dinini benimseyen bölge ve toplumlar ve bu toplumların İslam çatısı altında ortaya koyduğu şeyleri barındıran tarih koludur. İslam tarihinin İslam inancını hem bir din hem de bir toplumsal müessese olarak ele aldığını ve çıkan sonuç, olay ve keşifleri bu bağlamda sunduğunu belirtmekte yarar vardır.

 

İslam tarihi, İslam dininin ortaya çıkışından başlayarak modern zamanlara kadar uzanan süreçte, İslam dini, İslam dinini benimseyen bölge ve toplumlar ve bu toplumların İslam çatısı altında ortaya koyduğu şeyleri barındıran

İslam, Allah’ın insanlara Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile gönderdiği son ilahi dindir. Arapçada seleme (Allah’a tamamen bağlanmak) kökünden gelen İslam sözcüğünün Türkçe anlamı “Allah’a ve onun buyruklarına kayıtsız şartsız inanan” demektir. Bu kelime aynı zamanda, Hz. Muhammed aracılığıyla ilkeleri bildirilen ve Müslüman adı verilen (Arapça İslamlığı kabul eden anlamına, müslim’den) 600 milyon insanı bünyesinde toplamış büyük bir dinin de adıdır.
Tümünü okumak için linke tıklayınız.

tarih koludur. İslam tarihinin İslam inancını hem bir din hem de bir toplumsal müessese olarak ele aldığını ve çıkan sonuç, olay ve keşifleri bu bağlamda sunduğunu belirtmekte yarar vardır.

Genel olarak

Tarih, geçmişin olaylarını kaynak malzemelerin eleştirel bir incelemesine dayanarak kronolojik tutarlılık içinde irdeleyen ve genellikle bunların nedenleri konusunda açıklamalarda bulanan bilim dalı. 19. yüzyıl sonlarında çağdaş profesyonel tanımına kavuşmuş, amaç ve yöntemleri belli, özerk bir disiplindir. Doğa bilimleri gibi dolaysız gözleme dayanmak yerine, eksik ve kusurlu belgesel kayıtlardan ya da anlatılanlardan yola çıkarak akıl yürütme yoluyla geçmişte olanların çıkarsanmasını ve
Tümünü okumak için linke tıklayınız.

Hz. Muhammed’in doğuşundan ölümüne kadar geçen zaman, ondan sonraki hilafet dönemi, daha sonraki saltanat devleri ve modern zamanlarda ortaya çıkan yeni akım ve durumlar ele alınır. Kabaca dört ana parçaya bölünebilse de, farklı yönlerden farklı şekillerde bölünmeler gerçekleşir, siyasi İslam tarihi farklı bir bölünmeyle incelenirken bilimsel keşifleri konu alan İslam tarihi daha farklı bir bölünme içerir.

İslam tarihinin merkezini ve İslam tarihinin altın çağını teşkil eden dönem dinin doğuşundan peygamberin ölümüne kadar devam eden ve İslami kaynaklarda Asr-ı Saadet yani “saadet çağı” olarak adlandırılan dönemdir.

Hz. Muhammed Dönemi

  • Dinin ortaya çıkışı ve peygamberin ölümüne kadar ki,
    Hz. Muhammed, Mekke’nin soylu Haşimoğulları ailesinden gelir. 571 yılında Mekke’de doğmuştur. Annesinin adı Amine, babasının adı Abdullah’ tır. Hz. Muhammed daha doğmadan babası öldü. Yetiştirilmesini dedesi Abdülmuttalip üzerine aldı ve torununa o zamana kadar kimseye verilmemiş olan Muhammed adını verdi.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Asr-ı Saadet. Asr-ı Saadet kendi içinde 2 ana bölümde incelenir bunlar:

    Asr-ı Saadet İslam tarihinin merkezini ve İslam tarihinin altın çağını teşkil eden dönem. Dinin doğuşundan peygamberin ölümüne kadar devam eden dönem, Asr-ı Saadet yani saadet çağı olarak isimlendirilir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Mekke dönemi ve

    Mekke Cahiliye ortamında Hz. İbrahim’in soyundan gelen ve onun Hanif dinini takip eden bir aileden doğan Hz. Muhammed’in, kırk yaşında putperest toplumu gerçek dine davet etmesi için peygamberlikle görevlendirilmesiyle birlikte ona inanan ve inanmayan insanların 13 yıl boyunca kendi dinlerinin savaşımını verdikleri ve nihayet…
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Medine dönemidir. Mekke dönemi daha çok dinin doğuşu, ilk

    Medine dönemi İslam’ın devlet sisteminin kurulduğu Medine’ye hicretle başlayıp, Hz. Muhammed (s.a.s)’in ölümüne dek süren on senelik tebliğ ve cihat dönemine verilen isimdir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Müslüman topluluk, ahlâki ve dini değerlerin

    Müslüman isim, din bilgisi Arapça muslim + Farsça -¥n (Türkçede teklik olarak kullanılır) kelimlerinden oluşmuştur. Aşağıdaki anlamlarda kullanılır:
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Müslüman topluluk tarafından benimsenişi, var olan dini inanç ile İslam’ın çatışması ve direnişleri içerir. Bu dönem

    Müslüman isim, din bilgisi Arapça muslim + Farsça -¥n (Türkçede teklik olarak kullanılır) kelimlerinden oluşmuştur. Aşağıdaki anlamlarda kullanılır:
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hicret le beraber sona erer.

    Hicret (Arapça: هجرة), Muhammed ve diğer müslümanların baskılar yüzünden 622′de Mekke’den Medine’ye göçüne verilen isim. Bu göçün sonucunda Medine’de bir İslam Devleti kurulmuştur.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Medine döneminde ise, İslam devletin ve toplumun kuruluşu ile daha siyasi ve toplumsal bir dönem olup, çeşitli savaşlara ve hem siyasal otorite hem de toplumsal refah anlamında yükseliş arz eden bir zaman dilimidir. Bu dönemde bütün

    Medine, Suudi Arabistan’ın Mekke kuzeyinde yer alan Mekke’den sonra ikinci büyük şehridir. Eski adı Yesrib’dir. Medine’ye, Medirra, Medirke, Meddiyne, Mezzine de denmiştir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Arap Yarımadası müslümanların idaresine girmiştir.

    Bu dönemde İslam Devleti’nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya’ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika’daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Kurulacak olan yeni İslam devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu dönemde atılmıştır. Sırasıyla halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)’in yolunu izlemiş, Kuran ahlakının hakim olduğu adil düzeni daha geniş bir coğrafyaya yayarak devam ettirmişlerdir. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, “Doğru Yolda Giden Olgun Halifeler Dönemi” anlamına gelen “Hulefa-i Raşidin Dönemi” olarak adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem ‘Cumhuriyet Devri’ şeklinde de tanımlanır.

    Emeviler Dönemi

    Arap yarımadası Asyanın güneybatısı ve Afrikanın Kuzeydoğusunda yer almaktadır. Bu yarımadanın çoğu çölden oluşmaktadır ve üç tarafı denizlerle çevrilidir. Bu alanda olan ülkeler: Bahreyn, Kuveyt, Suudi Arabistan, Katar, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Emevilerdönemi 90 yıl kadar devam etti. Emevilerin başkenti

    Emeviler, Dört Halife Dönemi’nden (632-661) sonra Müslüman Arap devletine egemen olan hanedandır. Hz. Ali’nin 661’de öldürülmesinden sonra başa geçen Emeviler, 750’de Abbasiler tarafından yıkılıncaya değin hüküm sürdüler.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Şamdır. Bu dönemde Halifelik babadan oğula geçerek satlanat haline geldi. Emeviler zamanında İslam devletinin sınırları

    Şam Suriye’nin başşehri veya “Dımaşk” şehrinin merkez olarak kabul edildiği Suriye bölgesine verilen ad. Bu bölgenin merkezi olan Dımaşk şehrine “Şam” da denilmektedir. Şehir merkezi Suriye’nin güneybatı kesiminde yer almaktadır. Akdeniz’e uzaklığı 96 km, denizden yüksekliği ise 685 metredir. Şam şehrinin kuzeyinde Kasiyun Dağı, batısında Cebelü’ş-Şarki ve Lübnan Dağları vardır. Doğu ve güney tarafları ise çevredeki ovalara açılmaktadır. El-Gûte Vahasının ortasında yer alan şehre, ortasın
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Atlas Okyanusundan

    ATLAS OKYANUSU Alm. atlantischer Ozean, Fr. Océan Atlantique, İng. Atlantic Ocean. Dünyanın ikinci büyük denizi. Büyüklük bakımından Büyük Okyanustan sonra gelir. Doğusunda Avrasya ve Afrika, batısında Amerika (kuzey ve güney) bulunur. Bu okyanus, eski dünya ile yeni dünyayı birbirinden ayırır.

    Bazıları Kuzey Buz Denizi ile Antarktika Okyanusunu da Atlas Okyanusuna dahil ederler. Umumi kanaat, Kuzey Buz Denizi ile Antarktika Okyanusunun buraya dahil olmadığı
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Orta Asya içlerine kadar genişlesi. Emevi iktidarı Abbasilerin iş başına gelmesiyle son buldu.

    Abbasiler Dönemi

    Abbasilerin

    Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan, Afganistan, Çin’in bir kısmı (Doğu Türkistan), Rusya ve Pakistan’ın bir kısmından oluşan bölge ve bölgeyi tanımlamak için kullanılan coğrafi terim.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    başkenti

    Başkent ülkelerin yönetim merkezlerinin olduğu şehirleri ifade eder. Politika’da başkent (ya da başşehir), bir devletin yönetim merkezi olan şehiri ; devletin merkezini temsil eder.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Bağdattır. Abbasiler 5 asırdan fazla halifeliği ellerinde tuttular.

    Bağdat Irak’ın başşehri. Nüfusu 4,5 milyon civarındadır. Mezopotamya çanağının ortasında, Dicle Irmağının iki yakası üzerinde ve Dicle’nin Fırat’a en çok (40 km) yaklaştığı noktada, geniş bir alüvyon ovası üzerinde yer alır. Bağdat’ta yazlar kuru ve çok sıcak, kışlar yumuşak ve serin geçer. Ortalama yağış yılda 130 mm dolayındadır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Abbasiler siyasi alandan çok kültür ve medeniyet alanında gelişme gösterdiler. Zamanla siyasi hakimiyetleri zayıfladı ve Abbasi devletinin sınırları içinde yeni devletler ortaya çıkmaya başladı. Bu durumda Abbasi hükümdarının islam dünyasındaki siyasi hakimiyeti giderek sembolik bir hal almaya başladı.

    Halifelik

    Abbasi Devleti (750-1258) Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın soyundan gelen Ebul Abbas’ın kurduğu devlet. 750 yılında Abbasiler Emevi yönetimine karşı ayaklanarak halifeliği ve iktidarı ele geçirdiler. Bu tarihten başlayarak Abbasiler 1258′e kadar İslam dünyasının büyük bölümüne egemen oldular.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    1258′de

    1258 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Moğolların Abbasi devletini yıkmasından sonra

    Moğolistan’ın yerli halkı. Doğu Asya kavimlerinden. Asıl yurtları Moğolistan’dır. Kısa zamanda Asya kıtasının büyük bir kısmına sâhip olup, yayıldılar.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Mısırdaki

    Mısır< (Arapça: Mısr/Masr, مصر) adıyla bilinen Mısır Arap Cumhuriyeti (Arapça: Gumhûriyet Masr’al Arabiye, جمهورية مصر العربية) Kuzey Afrika’nın en kalabalık ülkesidir. Nüfusun büyük bir bölümü Nil Nehri boyunca yerleşmiştir. Mısır, Kuzeydoğu Afrika’da yer alan, Kuzeyden Akdeniz ve doğudan Kızıldeniz’le kuşatılmış ve Sina Yarımadası ile Asya kıtasına
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Memlük Devletinde devam eti.

    Osmanlılar Dönemi

    Memlükler 1250-1517 yılları arasında Mısır ve Suriye dolaylarında hüküm süren devlet. Memluk, Arapça’da “köle” demektir. Hükümdar ve emirlerin muhafız birliklerine bağlı bu köleler, meziyetleri sayesinde zamanla hizmetinde bulundukları devletlerde idari kadroyu ele geçirmişlerdir. Kendi nüfuzlarını kuvvetlendirmek maksadıyla İslam tarihinde ilk defa memluk (beyaz köle) kullananlar Abbasi halifeleri olmuştur. Abbasi ordusundaki Türk memluklerin sayısı kısa bir süre içerisinde 35 bine ulaşt
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    1517′de

    1517 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferiyle halifelik Osmanlı Devletine geçti. Mukaddes emanetler istanbul’a getirildi. Osmanlı Devleti’nin yükselişiyle beraber, İslam tarihinde farklı bir dönem başladı. Bu dönemde müslümanlar

    Yavuz Sultan Selim Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslam halifelerinin yetmiş dördüncüsü. Sultan İkinci Bayezid’in oğlu olup, annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatundur. 1470 yılında Amasya’da doğdu. Şehzadeliğinde, devrin alimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Arap, Fars dilleriyle yüksek din ve fen ilimlerini öğrendi. Askeri sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için, şehzadeliğinde Trabzon Valiliğine gönderildi.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Viyana önlerine kadar ilerledi. Her ne kadar Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinde olduğu dönemde başka İslam devletleri bulunsa da, Osmanlı Devleti yükseliş ve hatta gerileme döneminde bile daima önemli bir konuma sahip oldu, dünyann değişik yerlerinde yaşayan müslümanlar çoğu zaman düşmanlarına karşı Osmanlı Devletinden yardım istemişlerdir. Osmanlı Devleti başka ülkelerdeki müslümanlara yardım etmek amacıyla

    Viyana Avusturya’nın başkenti ve ülkeyi meydana getiren dokuz federal eyaletten biri. Avusturya’nın kuzeydoğusunda, Tuna Nehri kıyısında yer alır. Nüfûsu bir buçuk milyon (metropoliten alanınki ise iki milyon) civarındadır. Yüzölçümü 415 km2, metropoliten alanınki ise 3862 km2dir. Viyana’da tipik bir kara iklimi hüküm sürer. Ortalama sıcaklık ocakta 0°C, temmuzda ise 20°C’dir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Endülüs’ün Müslümanların elinden çıkmasından sonra buradaki Müslüman ve Yahudileri

    Endülüs, Müslüman Araplar’ın Güney Batı Avrupa’yı fethinden sonra bu topraklar için kullandıkları coğrafî bir isimdir. Eskiden İberya (Iberic, Iberia, İbâriye) adıyla anılan ve Cebelitarık (Gibraltar)-Atlas Okyanusu’ndan (el-Bahru’l-Atlasî) Pirene dağlarına (el-Bürt, el-Bürtât, Pirineos, Pyrenees) kadar olan bu bölgeye Yunanlılar tarafından “Bateka”, “İspanya”, “Spania” veya “Hispania” adı verilmiştir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Kuzey Afrika’ya ve Osmanlı topraklarına taşıdı.

    Afrika kıtasının kuzeyindeki bölgeye verilen isim. Bugün Kuzey Afrika’da Fas, Cezayir, Tunus, Libya,Mısır Sudan devletleri bulunmaktadır. Bölgede Müslümanlar çoğunlluktadır. Yaygın olarak kullanılan dil ise Arapça’dır
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Fas’ta

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Portekizliler’le savaştı. Yine Portekizliler’e karşı

    Portekiz Avrupa’nın güneybatı ucundaki İber Yarımadasında yer alan ve etrafı İspanya ve Atlas Okyanusu ile çevrili bir ülke. 36°58’ ve 42°09’ kuzey enlemleriyle 6°11’ ve 9°30’ batı boylamları arasında kalan Portekiz’in kuzeyden güneye uzunluğu 560 km, genişliği de 215 km’dir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Endonezya Adalarındaki Müslümanlara yardım etmek amacıyla Portekizliler’le

    Güneydoğu Asya’da yer alan dünya’nın en kalabalık Müslüman (200 Milyon) ülkesidir. Hollanda’nın geçmiş sömürgelerinden biridir. 17 Ağustos 1945 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. 17.000 adadan oluşan ülke dünyanın en büyük takımada devletidir. Aynı zamanda ASEAN ve İKÖ üyesidir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hint Okyanusu’nda savaştı.

    Avrupalıların her alanda güçlenmesiyle beraber, 19. asırın sonları ve 20. asrın başlarında Müslümanların yaşadığı coğrafyanın büyük bir bölümü batılı devletler tarafında sömürge haline getirildi.

    Hindistan, Afrika ve Okyanusya tarafından çevrilen, dünyanın üçüncü büyük okyanusu. Asya’nın güneyinde, Afrika ile Avustralya arasında kalan deniz. 20° doğu boylamıyla Atlantik’ten, 147° doğu boylamıyla Büyük Okyanustan ayrılır. Bu deniz, okyanuslar içinde en küçük olanıdır. Avustralya ile Afrika arasındaki uzaklık yaklaşık olarak 10.000 kilometredir. Yüzölçümü kollarıyla berâber 74.900.000 km2yi bulur.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    I. Dünya Savaşının hemen öncesinde düyada sadece üç bağımsız islam devleti vardı. Osmanlı Devleti

    Birinci Dünya Savaşı, 1914 yılında Avrupa’da başlamış, ancak dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin katılması ve diğer kıtalardaki sömürgelere de yayılması nedeniyle “dünya savaşı” olarak adlandırılmıştır. 1914′te başlayan savaş 1918 yılında sona ermiştir. 30 Ekim 1918′de Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak savaştan çekildi.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    İran ve

    İran İslam Cumhuriyeti Asya’nın batısında yer alan bir devlet. Kuzeyinde Ermenistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Hazar Denizi, doğusunda Afganistan ve Pakistan, batısında Türkiye ve Irak, güneyinde Basra ve Umman körfezleri bulunur.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Afganistan. Osmanlı Devleti

    Afganistan Demokratik Cumhuriyeti merkezi Asya’da dağlık bir kara devleti. Başkenti Kabil’dir. Yüzölçümü 657.500 km2 nüfusu Soyyet işgali öncesi nüfusu yaklaşık 15 milyon olan ülkenin nüfusu bugün 1.424.000 (1998)’dir. Ülkenin Resmi dili Peştuca ve Farsça’dır. Resmi para birimi Afgani dini İslam’dır. Doğu ve Batı Asya’yı birleştiren ana mihver üzerinde olup, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan, İran, Pakistan ve Çin ile çevrilidir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    I. Dünya Savaşı’nı kaybedince başkent İstanbul ve Anadolu’nun bazı yerleri işgal edildi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İtilaf devletleri Türk topraklarından çıkrıldı. Türkiye’de Cumhuriyet ilan edildi.

    400 yıldan fazla Türklerin elinde kalan halifelik 3 Mart 1924′te çıkarılan bir aknunla kaldırıldı. Son halife ve Osmanlı Hanedanının bütün üyeleri Sürgüne gönderildi.Son Halife Abdülmecid Efendi 1944′te Paris’te sürgünde iken vefat etti. Cenazesi Ölümünden uzun bir zaman sonra Medine’de torağa verildi.

    2. Dünya Savaşı Sonrası Dönem

    2. Dünya Savaşından sonra İslam ülkeleri bağımsızlıklarını kazanmaya başladılar. 20. asrın ikinci yarısında, bağımsızlığını kazanan islam ülkeleri kendi aralarında işbirliğini arttırmak amacıyla, İslam Konferansı Örgütünü kurdular. Günümüzde bağımsız İslam ülkelerinin sayısı 50′yi geçmiş bulunmaktadır.

    Ayrıca bakınız

  • Cahiliye Dönemi 
  • Fil Vakası 
  • Hz. Muhammed 
  • İlk Vahiy 
  • Verakaya gidiş 
  • İlk abdest ve namaz 
  • Tebliğ 
  • İlk müslümanlar 
  • Hz. Ömerin Müslüman olması 
  • Mekke dönemi 
  • Habeşistan hicreti 
  • Akabe Biatı 
  • Hicret 
  • Bedir savaşı 
  • Kaynukaoğulları 
  • Uhud savaşı 
  • Meune kuyusu olayı 
  • Nadiroğulları 
  • Hendek savaşı 
  • Hudeybiye Antlaşması 
  • Hayber Savaşı 
  • Hz. Muhammedin elçileri 
  • Mute savaşı 
  • Mekke’nin fethi 
  • Huneyn savaşı 
  • Tebük seferi
  • Emeviler 
  • Abbasiler 
  • İslamiyet 
  • Osmanlılar 
  • Halife 
  • Dört Halife 
  • Hz. Ali 
  • Alevilik 
  • Sünnilik
  • İslamiyet

    Arapça “selem” kökünden alınmış olan İslam (Arapçası الإسلام,), sözlükte, “itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak, kötülüklerden salim bulunmak, selamete ulaşmak” vb. anlamlara gelen bir mastardır. İslam Hz. Muhammed (s.a.v)’e Allah tarafından vahiyle bildirilen son ve kâmil dinin adıdır. Bu dine uyanlara Müslüman denir.

    Arapça “selem” kökünden alınmış olan İslam (Arapçası الإسلام,), sözlükte, “itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak, kötülüklerden salim bulunmak, selamete ulaşmak” vb. anlamlara gelen bir mastardır. İslam

    Hami-Sami Dil Ailesi’nin Sami koluna mensup bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve İran’da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hz. Muhammed (s.a.v)’e

    Hz. Muhammed, Mekke’nin soylu Haşimoğulları ailesinden gelir. 571 yılında Mekke’de doğmuştur. Annesinin adı Amine, babasının adı Abdullah’ tır. Hz. Muhammed daha doğmadan babası öldü. Yetiştirilmesini dedesi Abdülmuttalip üzerine aldı ve torununa o zamana kadar kimseye verilmemiş olan Muhammed adını verdi.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Allah tarafından vahiyle bildirilen son ve kâmil dinin adıdır. Bu dine uyanlara

    Allah müslümanlar tarafından Tanrıya verilen isim, Arapça’dır. Allah müslümanların yanısıra Hırıstiyanlar ve Yahudiler tarafından ve katolik Maltalılar tarafından da kullanılır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Müslüman denir.

    Genel manada Müslümanlık Allah’ın varlığına, birliğine O’ndan başka ilâh olmadığına Hz. Muhammed (s.a.v)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna, O’nun tebliğleriyle temellendirilen sisteme inanmak ve inandıklarını uygulamak yani amel etmek demektir. (

    Müslüman isim, din bilgisi Arapça muslim + Farsça -¥n (Türkçede teklik olarak kullanılır) kelimlerinden oluşmuştur. Aşağıdaki anlamlarda kullanılır:
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Kelime-i Şehadet) Bu durumda olan kimseye Müslüman denir. İslâm adı İslam dininin Kutsal Kitabı

    Kelime-i Şehadet “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh” ibaresinin tamamı. Şehadet kelimesi.

    İslamın beş şartından birincisi ve esasıdır. Diğer şartlar namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmektir. Müslüman olmanın ilk şartı iman etmektir (Bkz. iman). iman etmek için, kelime-i şehadeti söylemek, bunun manasını bilmek ve inanmak lazımdır. Müslüman olmak isteyen bir kimse, önce kelime-i şehadeti ve manasını söyler. Sonra guslü, namazı ve laz
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Kuranı Kerim de şöyle yer alır: “Allah katında gerçek din İslam’dır.” (002) “Allah kimi doğru yola eriştirmeyi dilerse onun kalbini İslam’a açar.” (003) “… İşte bu gün sizin için dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslam’ı beğendim.” (004)

    bkz. Kur’an
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Kur’an-ı Kerim’in birçok âyetinde İslam ve o kökten türeyen kelimeler geçmektedir. İslam anlayışına göre İslâm,

    Kuran, KURAN: İslam’ın kutsal kitabıdır. Arapça bir sözcük olan “kuran”, okumak, ezbere okumak, bir araya getirmek anlamına gelir. Arapça olan ve 114 surede toplanmış 6200’ün üstünde ayetten oluşan Kuran, Hz. Muhammed’e peygamberliğin verildiği 610’dan 632’deki ölümüne kadar parça parça indirilmiştir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hz. Adem’den itibaren gelen bütün

    İlk insan, ilk peygamber, insanlığın babası. Allah’u Teâlâ Hz. Âdem’i topraktan (turâbtan) yarattı. (Hûd, 11/61; Tâha, 20/55; Nuh, 71/18) Yüce Allah yeryüzünde bir halife yaratacağını meleklerine bildirdiği zaman; ilim, irade ve kudret sıfatlarıyla donatacağı bu varlığın yeryüzüne uyum sağlaması için maddesinin de yeryüzü elementlerinden olmasını dilemiştir
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    peygamberlerin tebliğ ettikleri dinlerin adıdır. Bir değişikliğe, tahrif ve sapmalara uğramaksızın orjinal şekliyle kıyamete kadar baki kalacak son dinin Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından bildirilen şekli İslâm’dır. Bir

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    ayet-i kerimede, “O, peygamberlerini hidâyet ve hak din ile gönderendir. Çünkü O, bunu diğer bütün dinlerden üstün kılacaktır. Müşriklerin hoşuna gitmese de” (005) buyurulmuştur.

    Herhangi bir kişinin Müslüman olabilmesi için Kelime-i şahadet’i kalben tasdik ve dil ile ikrar etmesi gerekir. Müslümanlığın esasları dörttür:

    1-Kitap (Kur’an-ı Kerim),

    2-Sünnet (Hz. Peygamber (s.a.v)’in örnek yaşayışı ve sözleri),

    3-İcma-i ümmet (Din alimlerinin toplanarak, kitap ve sünnete uygun şekilde, dinî bir konuda karar vermeleri),

    4- Kıyas-ı fukaha (Din alimlerinin, daha önceki verilen hükümlerden faydalanarak, yeni çıkan durumlar için kaideler koymaları).

    İslâm açısından Kelime-i şahadet, kesin kabul ve tasdik ifade eden imanın bir tezahürüdür. Kişi böylece Allah’ı ve peygamberi kabul etmiş demektir. Kur’an-ı Kerim, iman kelimesini bazı ayetlerinde İslam kelimesiyle aynı anlamda kullanmıştır. Bu bakımdan imanın şartlarından biri veya bir kaçını inkâr eden, imandan da İslam’dan da çıkmış olur. İslam, müntesiplerinin dünya ve ahiret saadetini sağlamak için bir takım temel prensipler koymuştur:

    1-İtikadî hükümler (inançlarla ilgili),

    2-Amelî hükümler (ibadet ve yaşayışlarıyla ilgili),

    3-Ahlâkî hükümler (moral değerlerle ilgili).

    Müslümanlık, ilâhî dinlerin sonuncusu olarak Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından tebliğ edilmiştir. İslâm

    Ahiret (Arapça: الآخِرة, Ukbâ, Dâr-ı Bekâ), bazı dinlerde inanılan bu dünyadan sonraki nihayetsiz (sonsuz) alemdir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    7. yüzyılın başlarında

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Arabistan’da doğmuştur. Bu sırada gerek Arabistan’da gerek dünyanın diğer yörelerinde birçok din mevcuttu. İslam önce

    Arabistan Asya kıtasının güney batısında bir yarımada. Batısında Kızıldeniz ve Akabe Körfezi, güneyinde Hint Okyanusu, doğusunda Umman Denizi ve Basra Körfezi, kuzeyinde Irak ve Ürdün yer alır. Kızıldeniz’i Hint Okyanusuna bağlayan Bab’ül-Mendeb Boğazı ile Afrika’ya yaklaşır. Toplam kıyılarının uzunluğu 9000 km, yüzölçümü 2.590.000 kilometrekaredir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Mekke ve

    Mekke (Arapça: مكة), Arap Yarımadası’nda Hicaz eyaletinin başkenti ve Suudi Arabistan’ın en büyük şehri. İslam dini bu şehri kutsal kabul etmektedir ve ‘Şehirlerin Anası’ diye nitelemektedir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Medine’de yayılmış, sonraları Arap yarımadasının diğer bölgelerine girmiştir. Dünyanın birçok ülkelerinde İslam’ın yayılmasında

    Medine, Suudi Arabistan’ın Mekke kuzeyinde yer alan Mekke’den sonra ikinci büyük şehridir. Eski adı Yesrib’dir. Medine’ye, Medirra, Medirke, Meddiyne, Mezzine de denmiştir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Türklerin büyük rolü olmuştur.

    İslâm’ın doğuşu sırasında Mekke’de

    Türk kelimesinin aslı “türümek” fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında “türük” ve nihayet hece düşmesiyle “Türk” kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu’da bir kısım göçebeler de yürümekten “yürük” adını almışlardır. Türk kelimesi, ayrıca, çeşitli kaynaklarda; “töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam” manalarında kullanılmaktadır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    putperestlik hâkimdi. Kabe 360 putun (006) merkezileştiği bir panteon idi. Araplar dini hayatta Allah’tan başka birçok mabutlara Tanrı diye tapıyorlardı. Mabutların başlıcaları, Lat, Menat, Hübel ve Uzza idi. Kabe mukaddes bir ibadethane olmakla beraber Mekke’de ayrıca bir rahip zümresi vardı. Dinî hayat ve ibadetler kabile başkanlarınca idare edilirdi. Kâhinlerin de toplumsal hayatta özel bir yeri vardı. Yine İslam’ın doğuşu sırasında Mekke ve Medine’de az da olsa Yahudi ve Hıristiyan cemaati yaşamakta idi. Bununla beraber o bedevi toplumda Hanif denilen puta tapmayı reddeden Yahudi ve Hıristiyan da olmayan bir zümre yaşamakta idi. O sıralarda dünya genelinde tam bir kargaşa yaşanıyordu. Mevcut dinler insanlara huzur vermek, onları manevi yönden tatmin etmekte yetersiz kalıyordu. İşte bu ortamda Arabistan’dan doğan İslam güneşi, karanlıkların giderileceğine dair insanlara ümit vermiştir.

    Mekke, yüzyıllardır hem ticaret, hem de din açısından merkezi bir hüviyete sahipti. Araplar genellikle göçebe olmalarına rağmen, Mekke, Medine, Yemen vb, beldeler şehir yaşayışına buyük ölçüde adapte olmuştu. İslam’ın Hz. Muhammed (s.a.v)’e bildirildiği dönemde, Arap toplumunda putlara tapmanın ötesinde (008) insanlar, hurafe ve batıl inançlarla iç içe yaşıyorlar, adeta bütün hayatlarına sihirbazlar ve falcılar yön veriyordu. Araplar arasında puta tapıcılığın tabii bir sonucu olarak “Tağut” denilen tapınaklar da gelişmişti. Kâbe’ye gösterdikleri saygıya benzer tarzda bu tapınaklara da saygı gösteren Araplar, bazı özel günlerinde bu tapınakların önünde kurban keserler, tavaf ederler ve kur’a okları çekerlerdi. Ayrıca Araplar evlerinde de put bulundururlardı. Bunların putları Allah ile kendi aralarında ortak tutmalarına “müşriklik” denir. Her kişinin bir putu vardır. Kişi ancak kabilesini terk ettiği taktirde putunu değiştirirdi. Bunların dışında Araplar arasında yıldızlara ve atalara tapınma inancı da oldukça yaygındı.

    Müşriklerin baskı ve zulümlerinden dolayı ilk müslümanlar ibadetlerini gizli yapmışlardır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in İslam tebliğinin ilk üç yılı sonlarında

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hz. Ömer’in de Müslüman olmasıyla sayıları kırka ulaşmıştı. Hz. Ömer’in İslam’ı kabulü Müslüman topluma moral kazandırmıştır. Artık bu andan itibaren Müslümanlar hem inançları, hem de ibadetlerini saklamamışlardır.

    İslam, nazil olduğundan günümüze kadar bir harfi bile değişmeyen ilâhî kitap Kur’an’a ve O’nun tebliğcisi Hz. Muhammed (s.a.v)’in hadislerine dayanmakta, böylece bütün insanlığa hitap etmektedir. İslam evrensel bir dindir, bir milletin, bir zümrenin veya bir bölgenin dinî değildir.

    İslam evrensel olduğu gibi O’nu tebliğ eden peygamber de bütün insanlığa gönderilmiştir: “Habibim seni müjdeci, haberci ve bütün insanların Peygamber’i olmaktan başka bir sıfatla göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler”. (009)

    İslam öncelikle fertlerin düzelmesini esas alır. Fertler düzeldiği ölçüde, o toplum da düzelecektir. İdeal toplumun teşekkülü de böylece sağlanmış olacaktır. İslam, bütün emir ve yasaklarında dünya-ahiret dengesini en iyi şekilde kurmayı hedef edinmiş bu hedefine de en mükemmel şekilde ulaşmıştır.

    İnanç ve ibadet Sistemi

    Eski dilde iman karşılığında kullanılan inanç “inanmak, itimat etmek” anlamına gelir. Din terminolojisinde inanç, “mutlak tasdik” manasındadır.” (010) Gerçek manada tasdik dil ile kalbin birleşmesidir; buna erişen kişi de mü’mindir. Dil ile tasdiki kalbiyle pekiştirmeyen kişiye münafık denir. Halk deyimiyle iki yüzlülük halidir. İman, amel ile birleştiği zaman daha da önem kazanır. İman amelle olgunluğa kavuşur. Ameli olmayan kişinin imanı bulunabilir. Hz. Peygamber (s.a.v)’in “Sizin iman bakımından en kâmil olanınız, ahlâk bakımından en güzel olanınızdır. (011) Hadis-i şerifleri imanın, ancak amel ile yüceleceğine dikkat çekmektedir.

    İslam ilahiyatı ile ilgilenen araştırıcılar, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde geçen iman ve İslam terimlerini ayrı ayrı inceledikleri gibi, iki terimin birbiriyle olan münâsebeti üzerinde de durmuşlardır. Hadd-i zatında iman ile İslam kelimeleri arasında lügat açısından fark bulunmakla beraber, bu daha çok özellik ve genellik yönündedir. İman daha özel, İslam ise daha geneldir. Daha açık bir ifade ile iman tasdik, İslam ise teslimiyet demektir. Bir bakıma tasdikin gerçekleşmesi, teslimiyeti ister istemez akla getirmektedir. Ancak her teslimiyetin tasdik manasında algılanması da mümkün değildir.

    Konu genel hatlarıyla ele alındığında İslam ile insanın bir olduğu görülmektedir. İslam nazarında mümin olsun, müslim olsun aynı dinî hükümler uygulanır. Hz. Peygamber (s.a.v) insanları, mümin, kâfir ve münafık olmak üzere üç kısma ayırmıştır. İmam-ı Azam’a göre insan ile İslam arasında lügat açısından fark bulunmakla beraber, din bakımından İslamsız iman, imansız İslam mümkün değildir. İslam kelâmcıları iman esaslarını öncelikle ikiye ayırır:

    1-İcmalî iman (toptan inanma, Kelime-i Tevhid, Kelime-i şahadet),

    2-Tafsili iman (Amentü’de ifade edilen hususlara ayrıntılı olarak inanmak),

    İslam Dini’nin iman esaslarını Kur’an-ı Kerim bildirmiştir. Amentü denilen imanın altı esasını bir arada Hz. Peygamber (s.a.v) açıklamıştır.

    1- İnanç Sistemi

    1.1. Allah’a iman

    İslam Dini’nin temeli Allah’a inanç esasına dayanır. Bütün ilâhî dinler Allah’a inanmayı temel kabul etmiştir. İlâhî dinler dışındaki diğer bazı dinlerde de Allah’a inanç meselesi prensip olarak mevcuttur. Tarihin her döneminde Allah’a inanmayan fertler bulunmuştur; ama bütün bir toplum asla!

    Kur’an-ı Kerim, sayısız âyetinde Allah’a imanın önemini belirtmiştir. Kur’an-ı Kerim insanı, Allah’ın zâtını düşünmekten menederken, O’nun varlığı, birliği, yüce sıfatlarıyla güzel isimlerini düşünmeyi tavsiye etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde, “…ancak Allah’ın zatını düşünmeyin. Çünkü buna kudretiniz yetmez” buyurur. Aynı manayı kuvvetlendiren bir diğer hadis-i şerif şöyledir: “Kalbine ne gelirse, Allah ondan başkadır.”

    İslam’da Allah kavramını en güzel açıklayan âyetlerden bir kısmı ihlâs sûresindedir: “De ki, O, Allah’tır, bir tektir. O Allah’tır, sameddir. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.” (012)

    Allah inancı konusunda ölçülü ve dengeli bir mantık sergileyen İslam, O’nun sıfatlarını, başka varlıklara vermediği gibi, yaratılmışların sıfatları da Allah’a atfedilemez. İslam’a göre Allah her yerde hâzır ve nazırdır. şekilden zamandan ve mekândan münezzehtir. O, insanlara şah damarından daha yakındır. Din gününün yegâne sahibi O’dur. Kişinin Allah’a imanı, fıtratının bir gereğidir. Ergenlik çağına gelmiş akıllı kişi, Allah’ın varlığına imanla yükümlüdür. İmam-ı Maturidi’ye (852-944) göre, peygamberler tarafından dinî hükümler tebliğ edilmedikçe bu kişiler ahkâm-ı şeriyye ile mükellef tutulmaz. İslam bilginlerine göre Allah’ın varlığı, birliği vahyin irşadı ve kalbin tasdiki ile açıklık kazanır, fakat O yüce varlığın mahiyetini kavrayamayız.

    1.2. Meleklere iman

    İslam inançlarından biri de meleklere imandır. Kur’an-ı Kerim ye hadis-i şerifler melekleri, onların varlık ve misyonlarını bize açıklamıştır.

    Melekler, erkeklik ve dişiliği olmayan, yeme-içme vb.den uzak ruhanî ve nuranî varlıklardır. Gözle görülmezler. Evlenmek, çoğalmak, doğmak, ölmek vb. İnsanlara has davranışlardan uzaktırlar. Daima Allah’ı tesbih ile O’na ibadet ederler; Allah tarafından verilen görevleri yerine getirirler, günah işlemezler, bir imtihana tâbi değildirler. Bu bakımdan günah işlemeye de müsait yaratılmış olan insan, kendini günahlardan koruyabilirse Allah katında meleklerden de üstün olabilir. İnsanların masumiyet içinde hayat sürebilmeleri, onların melekleşmesini sağlar.

    Ayrı ayrı görevlerle mükellef dört büyük melekten (Cebrail, israfil, Mikail, Azrail) başka insanların yaptığı işleri kaydeden Kiramen Kâtibin ile Münker Nekir melekleri de vardır. Melekler gözle görülmeyen varlıklar olmak itibariyle bu tür bir inanç diğer dinlerde de mevcuttur. Muharref ilâhî dinlerden olan Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta meleklere inanılmakla beraber aralarında fark vardır. Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerine nazaran melek, inancını en güzel ve net şekilde açıklayan din İslam olmuştur.

    1.3. Kitaplara iman

    Müslümanlığın iman esaslarından biri de kitaplara imandır. (013) İslam’da kitaplara imandan kasıt, dört ilâhî kitapla, onlardan önce yine peygamberlere gönderilen sahifeler (suhuf)dir. (014) Bütün bu kitapları Allah peygamberlerine

    Ömer bin el-Hattab (Arapça, عمر ابن الخطاب) (581 – 3 Kasım, 644) Sünni’ler ‘Ömer Faruk adını da kullanmaktadırlar. Genellikle sadece Hz. Ömer olarak anılır. İkinci İslam Halifesidir (634-644).İslam kaynaklarına göre dört Raşit Halife (Hulefa-i Raşidin) arasında sayılmaktadır. Ayrıca Sahabe ve Aşere-i Mübeşşere dendir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Cebrail aracılığı ile göndermiştir. İlâhî kitaplara

    Cebrail Peygamberlere vahy getirmek, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melek. Dört büyük melekten birisi ve en üstünü.

    Cebrâil aleyhisselâmın ismi Kur’ân-ı kerîmde geçmekte olup, ayrıca Cibrîl, Rûh-ul-Emîn ve Rûh-ul-Kuds diye de zikredilmektedir. Cebrâil kelimesi lügatta “Allahü teâlânın kulu” mânâsındadır. Cebrâil’e ayrıca Nâmûs-ı Ekber de denilmiştir. Cebrâil aleyhisselâmın vazîfesi peygamberlere vahy getirmektir. Cebrâil aley
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Kütüb-i Münzele ve Kütüb-i Semaviyye de denir.

    Kur’an-ı Kerim, ilâhî kitapların muhtevası, hangi peygambere verildiği vb. hususlarda tatminkâr bilgiler vermektedir. Zebur’un ise sadece

    Zebur, (İbranice: Mizmor מזמור, Çoğulu: Mizmorim מזמורים, Yunanca: Psalmoi harp eşliğinde söylenen şarkı) Tanah’ın Ketuvim kısmında bulunan Teilim (תהלים) bölümüne Türkçe’de verilen isim. Hıristiyanlık’ta Davut’un Mezmurları veya sadece Mezmurlar olarak anılır ve Eski Ahit’te bulunur.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hz. Davud’a verildiğini açıklamıştır.

    1.4. Peygamberlere iman

    İslam’da inanç şartlarından biri olan peygamberlere iman, sadece Kur’an-ı Kerim’de isimleri zikredilen peygamberleri değil, gönderildikleri sabit, fakat isimleri bilinmeyen peygamberleri de kapsar. Peygamberler, Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara ulaştıran elçilerdir. Bu bağlamda onlara nebi ve rasul de denir. İslam’a göre

    İsrailoğullarına gönderilen ve kendisine, Zebur adlı kitap verilen peygamberdir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Dâvud’dan söz edilir. Şeceresi Hz. İbrahim’e kadar uzanır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    peygamberlik Allah’ın seçkin kullarına verdiği bir imtiyaz ve özel görevdir. İnsan çalışıp çabalamakla peygamber olamaz.

    Kur’ân-ı Kerim 25 peygamberi ismen açıklamış, peygamber olup-olmadığı tartışılan üç kişi dışında her topluma peygamberler gönderildiğini bildirmiştir. İlk peygamber Hz. Adem, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) arasında kaç peygamber bulunduğu kesin olarak bilinmemektedir.

    Müslümanlar ayırım yapmaksızın bütün peygamberlere inandığı halde,

    bkz. Peygamber
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Yahudiler Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v)’e, Hristiyanlar ise Hz. Muhammed (s.a.v)’e inanmazlar.

    Hristiyanlar da prensip olarak peygamberlere imanı kabul etmişler, ancak bazı istisnalar koymuşlardır. Bundan ayrı olarak yine Hristiyanlar, Hz. İsa’nın Havarilerini ve Pavlus’u da peygamber hatta peygamberlerden de üstün sayarlar. Hristiyanlara göre peygamberlik çalışmakla elde edilmez; o ancak Ruhu’l-Kuds’ün bir görevlendirmesiyle olur. Yine Hristiyanlık’ta Hz. İsa, “Tanrı’nın Oğlu”, diye nitelendirilirken, O’nun havarileri de Hz. İsa’nın resulleri sayılmıştır. Hz. İsa’ya Mahkeme-i Kübra’nın yöneticisi olarak da inanırlar.

    1.5. Ahiret Gününe iman

    Allah ve O’nun peygamberi’nin bildirdiklerine inanan, kişi için Ahiret Günü’ne iman zorunludur. Ahiret günü, birinci nefhadan ikinci nefhaya, sonra da cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar geçer zamandır. Diğer bir ifade ile ikinci nefhadan sonra başlayan ve sonsuza kadar uzanan zamandır.

    Müslümanların ahirete imanları Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Onlar san indirilenlere de, senden evvel indirilenlere de inanırlar. Ahirete ise onlar şüphesiz bir bilgi ve iman beslerler.” (016)

    Ahiret Günü’ne tam anlamıyla inanan kişi, dünya hayatını da düzene sokmuş, günahlardan ve sapıklıklardan nefsini büyük ölçüde korumuş olur.

    Kur’an-ı Kerim, Allah’a imandan sonra çoğu kere Ahiret Günü’ne imanı zikreder. Ahiretin zamanını bilemeden her an o büyük güne hazırlanmak, Müslümanın dünya hayatına bağlanmasını sağladığı gibi, ona sorumluluk da yükler. İslam, Ahiret Günü’nü, ölümü kıyametin vukuunu, sonra neler olacağını, ölümden sonra tekrar dirilmeği, hesaba çekilmeği, ceza ve mükafat görüleceğini vb. ayrıntıları ile açıklamıştır.

    Yahudilik ve Hristiyanlık’ta da ölümden sonra dirilme inancı vardır. Yahudilik’te ahiret konusu İslam ve Hristiyanlığa nisbetle fazla işlenmemiş, onlar daha çok dünya hayatına önem vermişlerdir.

    Hristiyanlar ise Ahiret Günü’nün hemen geleceği korkusu ile ruhbanlığa sarılmışlardır. Bu konuda da en sağlıklı dengeyi İslam kurmuştur. İslam’a göre “Hiç ölmeyecek gibi dünya için çalışılacak, yarın ölecekmiş gibi ahirete hazırlanılacaktır”.

    Ahiret Günü’ne iman konusunun Yahudiliğe ne zaman girdiği kesin olarak bilinmemektedir. Zaten Tevrat’da da kıyamet, mahşer, cennet, cehennem hakkında açık bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ayrıca bu konudaki inançları da zaman zaman değişikliklere uğramıştır.

    İncillerden elde edilen bilgilere göre Hz. İsa’nın ikinci kez dünyaya gelişiyle kıyamet vuku bulacak, ölüler mezarlarından kalkarak dirilecekler, (017) O da insanları hesaba çekmek üzere adalet kürsüsüne oturacaktır. Yine Hıristiyanlar Hz. İsa’nın yakın bir gelecekte yeryüzüne ineceğine, ancak O’ndan önce Deccal’in ortaya çıkacağına inanırlar. Hıristiyanlara göre Allah hükmetme yetkisini Hz. İsa’ya vermiştir. Ölümden sonra ruh bedenden ayrılarak dünyadaki durumuna göre sevap veya cezaya çarptırılacaktır. (018) Ölülerin son mükâfatlandırılmasından önce berzah denilen yerde kalacaklardır. Hıristiyan inancında ölümden sonra cennette mutluluk, cehennemde azap görecek olan yalnız ruhtur.

    1.6. Kaza ve Kadere iman

    İslam’da iman esaslarından biri de kaza ve kadere imandır: Gerçekte bu ifadenin kader ve kazaya iman şeklinde olması daha uygun ise de, Türkçemiz de böyle yerleşmiştir.

    Kader, ileride meydana gelecek her şeyin önceden bilinerek Allah tarafından takdir ve tesbit edilmesi, kaza da, bilinen ve tesbit edilen her şeyin zamanı geldiğinde yine Allah tarafından yaratılmasıdır. Kader, Allah’ın ilim sıfatına, kaza da tekvin sıfatına racidir. Ehl-i sünnetin inancı budur.

    İslam’a göre Allah’ın küllî iradesi yanında kulun cüz’î bir iradesi vardır. Kul bu iradesini hayra da şerre de yönlendirebilir. İyilik-kötülük, hayır-şer belli olduğuna göre kula düşen görev, aklını kullanarak iyi ve hayır olana yönelmektir. İnsan, iradesiyle yaptıklarından sorumludur. İradesi dışında olan (hangi ana-babadan, nerede, ne zaman doğacağı, boyu ve renginin ne olacağı vb.) hiçbir şeyden sorumlu değildir. Allah, kişinin hür iradesiyle seçtiği şeyleri, onun seçtiğine uygun şekilde yaratır. Kısaca seçen insan, yaratan Allah’tır. İnsanın nasıl bir tercihte bulunacağını Allah ezelde bildiği için Levh-i Mahfuz’da bunlar yazılmıştır. “ilim malûma tabidir” cümlesinin anlamı da budur. Bu bakımdan bazı kişilerin sorumluluktan kurtulmak için “ne yapayım, alın yazım bu imiş” tarzındaki itirazlarının geçerliliği yoktur. Kişi, iradesini hayra yönlendirerek çalışacak, iradesi dışındaki sonuçları da tevekkülle karşılayacaktır. İnsanın hayırlı zannederek bir işi yapmaya yönelmesi, ancak sonucun dileği doğrultusunda olmaması halinde, bu sonucun kendisi için hayırlı olduğuna inanması da onu kalben huzurlu kılar. Bu durumu açıklayan bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey müminler, sizin hoşunuza gitmediği halde uhdenize savaş yazıldı. Olur ki bir şey hoşunuza gitmezken o, sizin için hayırlı olur. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o da hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (019)

    İslam dışındaki dinlerde net bir şekilde kader anlayışı bulmak mümkün değildir. Hinduizmdeki “karma” inanışı kader olarak yorumlayanlar vardır.

    Yahudilik’te alın yazısından çok, olaylar, Tanrı’nın çizdiği belirli bir gayeye göre şekillenir. İnsanların bu dünyadaki hayatı dine uygun yaşamak ve Tanrı’nın emirlerinden sapmamak temeline oturtulmuştur. Hayır ve şerri yaratan Allah’tır. Hayır mükâfat, şer de ceza içindir. Kulların başına gelen felâketler Tanrı’nın bir çeşit imtihanıdır.

    Hıristiyanlar, insan hürriyetini sınırlandırdığı için kader ve kazaya fazla sıcak bakmamışlardır. Onlara göre Allah ancak hayrın yaratıcısıdır. şahit olduğumuz kötülükler Allah’tan değildir. Hayır ve şer Allah’ta birleşemez; çünkü Allah kötülüklerden nefret eder. (020) Bunlardan ayrı olarak Hristiyanlık’ta önemli bir yeri olan “Aslî Suç” (021) ‘la kader arasında kurulan tuhaf ilgiye de bakılmalıdır. Burada tartışılan ana mesele, “asli suç olduğu için mi insanlar kötülüğe meylederler, yoksa kötülüğe meylettikleri için mi asli suç vardır?” cümlesinde özetlenebilir.

    2- İbadet Sistemi

    İbadet sisteminden kastedilen, İslam’ın şartlarıdır. Hz, Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ibadet olunacak Tanrı bulunmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek.” (022)

    Yahudi halkının tarihi çok eskidir. Bu insanların M.Ö. 2000 senesine doğru, Canaan (Kenani ülkesi) ve daha sonra Filistin adı verilen ülkeye gelmeleri ile başlar. Asırlar boyunca, kabileler halinde yaşadılar. M.Ö. 11. yüzyılın ikinci yarısında, Saul zamanında bir krallık haline geldiler. Davut zamanında ise, Kudüs’ü merkez yaparak kuvvetlendiler. En parlak devrini Süleyman zamanında yaşadıktan sonra ikiye bölündüler: Juda ve İsrail.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hadis-i şeriften de anlaşılmaktadır ki İslam’ın ilk şartı Allah’a ve O’nun peygamberine şahadettir. İslam’a girmek bu şartlarla olur ve bunlar yerine getirilmedikçe diğerlerini yapmanın hiçbir kıymeti olmaz. Bu ilk şarttan sonra namaz, oruç, hac ve zekât gelir.

    Hemen bütün dinlerde ibadet vardır ve inançtan sonra gelir. Arapça’da ibadet “boyun eğmek, itaat etmek, kulluk etmek, tapmak, taat ve takva” mânalarını ifade eder. Genel olarak “Allah’a tapma” olan ibadet terimi, “putlara tapma” (023) için de kullanılır. (024)

    Bir başka açıdan ibadet, sonsuz kudret sahibi Allah’a karşı gösterilen tevazu, hürmet, itaat ve ta’zimin en yüksek derecesidir. İbadet yalnız Allah’ın hakkıdır ve yalnız O’nun için yapılır. (025) Kur’an-ı Kerim’de ibadet kavramı genellikle, “Kul olmak, boyun eğerek itaat etmek, ilâh tanımak” vb. manalarda kullanılmıştır; (026) ibadet kalb ve vicdanla hissedilen kulluk şuurunun dıştaki tecellisidir. Bu bakımdan ibadet insanın dinî şuurunu kuvvetlendiren bir cevherdir. şuurla ve hakkına riâyet edilerek yapılan ibadet imanı kuvvetlendirir.

    Hemen bütün dinlerde cemaatle yapılan ibadet, ferdî ibâdetten üstün tutulmuştur. İbadet yapılan yere mabed denir. Bazı araştırıcılara göre ilk mabed, tabiatın kendisidir. Bütün dinlerde îman ile âmel arasında daima ilişki kurulmuş; imanını ameli ile bütünleştiren kişi övülmüştür. İbadetin bir parçası olan “dua”yı ibadetten ayırmak her zaman mümkün değildir.

    Çoğu zaman ibadetle dua içice bulunmuştur. İslam dışındaki bazı dinlerde ibadet, nadir hallerde aletsiz, bazan da aletli olarak müzikle karışık bir merasim şeklinde uygulanmıştır.

    ibadetler bir bütün halinde Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından tek tek uygulanarak müslümanların bu konudaki tereddütleri giderilmiştir. İslam Dini’nde ibadetler üç grupta incelenebilir:

    1-Bedenle yapılan ibadetler (namaz, oruç),

    2-Malla yapılan ibadetler (zekât, fitre, sadaka),

    3-Hem beden hem de malla yapılan ibadet (hac).

    İslam’da ibadetin en yüksek derecesi, Allah’a hiçbir menfaat beklemeksizin O’nun Allah olduğu şuuru ile inkıyad ve itaat etmektir. Kâinattaki bütün varlıklar kendi hallerine göre kendi dilleriyle ibadetlerini Allah’a karşı yapmaktadırlar. Allah kullarına güçlerinin yeteceğinden fazlasını yüklememiştir. (027)

    Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti, müminleri Allah’a itaate çağırmaktadır (028) İslam’da ibadet hayatın bir parçası olarak algılanmış ve kişinin idrakini geliştirmiştir. (029) ibn Teymiye’ye göre İslam bir bütün olarak Allah’a kulluk etmekten ibarettir. İbadet esnasında ırk ve renk farkı gözetmeyen İslam, bu özelliği ile Allah huzurundaki eşitliği düşünce plânından hayata geçirmiştir.

    2.1- Namaz

    Namaz, belirli vakitlerde yerine getirilen, kendine hâs hareket, okuyuş ve şartları bulunan bir ibadettir. Farz oluşu Kur’an, sünnet ve icma ile sabittir. Bir ayet-i kerimede,”Çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur.” (030) buyurulur. Hz. Peygamber (s.a.v)’de bir hadis-i şeriflerinde, “Allah her Müslüman erkek ve kadına her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır” buyurur.

    Ergenlik çağına gelmiş, aklı başında olan kadın-erkek bütün Müslümanlar üzerine farz kılınmış beş vakit namazın dışında, cuma namazı da yalnız erkeklere farzdır. Yılda iki bayram (ramazan, kurban) namazı vacib, cenaze namazı ise farz-ı kifaye’dir. Beş vakit namaz Miraç Gecesi’nde farz kılınmıştır. Namaz mümini fenalıklardan ve günah işlemekten korur. Bu sayede mümin, dünyadaki borcunu ödemiş ahiret için sevap kazanmış olur.

    Dinin direği, müminin miracı olan namaz, İslam’ın bütün şartlarını toplayan ve kulu aracısız Allah’a ulaştıran bir ibadettir.

    Namazın altısı daha başlamadan, altısı da namazla birlikte yerine getirilen on iki farzı diğer hiçbir dinde bulunmayan bu en mükemmel ibadetin bir diğer özelliğini teşkil etmektedir. Diğer dinlerdeki ibadetlerin hiçbirinde namazdaki disiplini görmek mümkün değildir. Namazın beş ayrı vakitte farz kılınışı, müminin bütün gün belli aralıklarla kendini kontrol etmesini sağlar. Kulun, günahlarından pişmanlık duyarak af dilemesi, Allah’ın huzurunda olduğunu idrak etmesinin en güzel vasıtası yine namazdır.

    2.2- Oruç

    İslam’ın beş şartından biri de yılda bir ay ramazanda oruç tutmaktır. Oruç, Medine’de hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, sizden evvelkilere yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç yazıldı. Ta ki korunasınız”. (031)

    Oruç niyet ederek tan yeri ağarmaya başladığı andan ta akşam güneşi batıncaya kadar yeme-içme ve cinsel ilişkiden uzak kalmak, suretiyle eda edilen bir ibadettir. Büyük ölçüde bedenî bir ibadet olan orucun sayılmayacak kadar çok sıhhî faydaları da vardır. Bugün tıbben de sabit olduğu üzere, birçok bedenî hastalıkların tedavisi ancak oruçla yani perhizle mümkün olmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in “Oruç tutun ki sıhhat bulasınız” hadis-i şerifleri de buna işaret etmektedir. Oruç sayesinde, yeme içme açısından zengin-fakir ayırımı büyük ölçüde giderilmektedir. Dinî bir görevi yerine getirmek gayesiyle tutulan oruç, aynı zamanda iradeyi kuvvetlendirir. Açlığa, susuzluğa dayanma, gücü verir. Oruç sayesinde Müslüman haramları daha fazla terkederek helâlleri arar. Ramazanı takibeden aylarda da daha disiplinli ibadet etme alışkanlığını kazanır.

    İslamın oruç ibadetinde, diğer bazı dinlerin oruca benzer ibadetlerinden mevcut olan perhiz belirli gıdaların dışında bir şey yememe, iki gün geceli-gündüzlü aç kalma vb. haller yoktur. Oruç, tamamen müminin yemek ve ruhî disiplinini sağlamayı hedef almıştır. Yahudilik ve Hristiyanlık’ta Hz. Musa ile Hz, İsa’nın uygulamalarından kalma 40 güne kadar varan ve perhizi esas alan bir anlayış İslam’ın orucunda görülmez. Müslümanlıktaki oruçta nefse eziyet yerine onu olgunlaştırmak esastır.

    2.3-Hac

    Hac, bedenî ve malî gücü yerinde, akıllı, ergenlik çağına gelmiş hür müslümana ömründe bir kere olmak üzere farzdır. Bu şartlan taşıyan müslüman, belirli zamanda, ihramlı vaziyette Arafat’ta vakfe ve Kabe’yi tavaf ederek hac ibadetini yerine getirmiş olur. Bu farzların dışında haccın vacip ve sünnetleri de vardır. Yukarıda sayılan şartlar kendinde bulunan müslüman bir takım bahanelerle haccı geciktirmeyerek ilk fırsatta eda etmeye çalışmalıdır.

    Hac, dünyanın her tarafındaki müslümanları yılın belli günlerinde biraraya toplayan büyük bir ibadettir. İçtimaî mevkiî ne olursa olsun, bütün hacı adaylarının kefene benzeyen ihram içinde boyunlarını bükerek “Lebbeyk” (Buyur Rabbim) yakarışlarıyla Allah’ın huzurunda bulunma gayretleri Hacca ayrı bir manevî hava verir. Hac sayesinde dünyanın dört bir yanındaki müslümanlar aynı makamlarda toplanarak âdeta büyük bir şûra meydana getirmiş olurlar. Birbirleriyle dertleşmek, konuşmak, problemlerine çareler bulmak imkânını elde ederler. İslam kardeşliğinin güzel bir dayanışmasını gerçekleştirmiş olurlar.

    2.4-Zekât

    Malî bir ibadet olan

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    zekât, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli isimlerle namazla birlikte 37 ayetle zikredilmiştir. Zekât dinen zengin sayılan müslümanın, bir yıl dolduran 80.18 gr. altın, 561 gr. gümüş, bunların karşılığı para, döviz veya ticarî eşyasının 1/40′ini fakirlere vermesidir. Kur’an-ı Kerim, zekât verilmesi gerekenleri sekiz sınıfta toplamıştır. Zekât, akıllı, ergenlik çağına gelmiş, hür, nisab miktarı servete sahip ve bu malın üzerinden de bir yıl geçmiş olan müslümanlara farzdır.

    Zekât, sosyal dayanışmayı sağlayan, müslümanlar arasındaki birlik ve sevgiyi kuvvetlendiren malî bir ibadettir. Fakirlerin zenginler üzerindeki haklarıdır. Kitap, sünnet ve icma ile sabit olmuş bir farzdır.

    Sözlükte “temizlik, büyümek ve çoğalmak” anlamlarına gelen zekât, bu manalara uygun olarak veren kişinin malını temizlemekte ve artarak çoğalmasını sağlamaktadır.

    Zekâtın en büyük fonksiyonlarından biri de cemiyetlerdeki sınıf farklılaşmalarını gidermesi, zenginlerle fakirler arasında bir orta sınıfın oluşmasını sağlayarak, aşırı uçların teşekkülünü önlemesidir.

    İslam’ın zekâtla getirdiği zorunlu ödemenin bir benzerinin, diğer dinlerin hiçbirinde bu derece şümullü görmek mümkün değildir. İşte bundan dolayıdır ki, müslüman toplumlarında farklı gelir gruplarındaki insanlar arasında daima sevgi ve saygı ortamı yaşatılabilmiştir.

    2.5- Kelime-i şahadet

    İslam’ın beş temel üzerine bina edildiğini açıklayan hadis-i şeriften anlaşılacağı üzere, bu beşinci esas “şahadet” cümlesini yani “Allah’tan başka ilâh olmadığını, Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasulü olduğunu” söylemektir. Bu kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmek suretiyle gerçekleşir.

    İslam’dan başka bir dinden İslam’a girmek (ihtida) isteyen her kişinin, ilk söylemesi gereken cümle de budur.

    Kutsal Kitabı

    İslam’ın kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. (032) O bir vahiy eseri olduğunu (033) bizzat açıklar. Kur’an Hz. Muhammed (s.a.v)’in kalbine (034 Ruhu’l-Emîn (035) Ruhu’l-Kuds (036) vasıtasıyla ramazan’da nazil olmaya başlamıştır. (037) Kur’an-ı Kerim 114 sûre ve 6000 küsur ayetten meydana gelmiştir. Mekke ve Medine’de nazil olmuştur. (038 Dört unsuru vardır: 1- Lafız olması, 2- Arapça olması, 3- Hz. Muhammed (s.a.v)’e inzal edilmiş olması, 4- Hz. Peygamber (s.a.v)’den bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş olması. Bu dört unsurdan biri eksik olunca Kur’an olamaz. (039)

    Dinler Tarihçilerinin de ittifakla belirttikleri üzere mukaddes ve ilâhî kitap olan Kur’ar, Allah’ın kadîm ve ezelî kelâmıdır. Bunda melek ve peygamber sadece birer vasıtadır.

    Hz. Peygamber (s.a.v)’in, Allah’tan vahiy suretiyle nakletmiş olduğu ayetler, o zaman da binlerce sahabe tarafından ezberlenerek vahiy kâtipleri tarafından yazılmış ve böylece tevatür yoluyla nakledilmiştir. Otuz cüzden oluşan Kur’an-ı Kerim’in her cüzü dörder “hizb”e ayrılmıştır. Kur’an-ı Kerim azar azar nazil olarak 22 yıl 2 ay 22 günde tamamlanmıştır. (040)

    Nazil oluşu Hz. Peygamber (s.a.v) daha hayatta iken tamamlanan Kur’an-ı Kerim’in tertibi de yine O’nun tarafından vahye dayanılarak yapılmıştır. Bu tertibe göre Hz. Ebu Bekir Kur’an’ı bir cilt haline getirmiş, Hz. Osman’da o nüshayı çoğaltarak önemli merkezlere göndermiştir. (041) Kur’an’ın muhafazası, “Kur’an’ı biz indirdik, O’nun koruyucuları da şüphesiz ki biziz” (042) ayeti gereğince Allah’ın garantisindedir.

    Kur’an, kendinden Önceki ilâhî kitapların mahiyetinden bahseden, dinler arasındaki çelişkileri gideren bir ilâhî kitaptır. (043) Hz. Peygamber, (s.a.v)’in en büyük mucizesi olan Kur’an, Kitab-ı Mukaddes’in bazı peygamberlere iftira atmasına karşın, onlara isnad edilen iftiraları kesinlikle reddetmiştir.

    Kur’an-ı Kerim’de çeşitli vesilelerle en çok âdı geçen ilâhî kitap yine Kur’an’dır. (044) Kur’an, Kur’an’dan başka Furkân, Kitab-ı Mübin, Mushaf kelimeleriyle de anılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm anlaşılması için Arapça olarak gönderilmiş, (045) çelişki ve ihtilâflârdan korunmuştur. (046)

    İlâhî kitaplar içinde üslûbunun akıcılığı ve dile kolay gelişinden dolayı ezberlenmesi de en kolay kitap Kur’an-ı Kerim’dir. (47) O, kesin bilgi için tek kaynaktır. (48) Doğru ile eğriyi ayıran (049) ve doğruluk isteyenler için bir öğüttür. (050) Açıklamaları genellikle özlü olan Kur’an, geçmişte cereyan etmiş hadiselerin, nerede ve nasıl olduğundan çok, niçin vukua geldiğine dikkat çekerek, doğabilecek kötü sonuçlar için insanları tedbir almaya yöneltmiştir.

    Mezhepleri

    Mezhep kelimesi Arapça’da gitmek anlamındaki “zehab” kökünden gelir. Bu kelime ile “gidilecek yol, gidilecek yer” kastedilmiş olur. İslam’ın zuhurundan günümüze kadar birçok mezhep doğmuş, gelişmiş, zamanın geçmesiyle bazıları kaybolup gitmişlerdir. Mecazi olarak mezhep, görüş kanaat, inanç ve doktrin” demektir. Türkçe’de, itikadî, amelî, siyasî ve fıkhi ekollerin hepsi “Mezhep” kelimesiyle karşılanmıştır.

    Dinler ve Mezhepler Tarihi ile ilgili ilk dönem kaynak eserlerde “Fırka” ve “Nıhle” kelimeleri, mezhep kavramını da içine alacak tarzda kullanılmıştır.

    Mezhep kavramının doğmasında en büyük etken, dinin yorumu konusundadır. Bu manada batıl dinlerin bile mezhepleri olmuştur. Mezheplerin çıkış sebeplerini, 1-İç sebepler, 2- Dış sebepler olarak iki ana noktada toplamak mümkündür.

    Mezhep vakıası, dinî yoruma elverişli, aynı konudaki aksi bir yorumla çatıştığı zaman daha belirgin bir hal almıştır.

    İslam Dini’nde mezhepler, 1- itikadî, 2- Fıkhî, 3- Siyasî olmak üzere üçe ayrılmaktadır. şu noktayı da belirtmeliyiz ki, mezhep sahibi olan imam ve müçtehidler hiçbir zaman, “Biz bir mezhep kuruyoruz, bize uyun, bizim mezhebimizi kabul edin” dememişlerdir. Kendilerine bir dinî mesele sorulduğunda cevap vermişler, o cevabı kabul eden topluluk o mezhebi oluşturmuştur.

    İlâhî dinleri tebliğ eden peygamberlerin yaşadıkları devir bir bakıma tam inanç ve bağlılığın sağlandığı devirdir. Hz. Peygamber (s.a.v)’den sonraki devirlerde zaman geçtikçe din üzerinde birtakım ihtilâflar ortaya çıkmış, çeşitli görüşler tartışılarak, anlaşmazlık ve aykırı görüşler mezheplerin doğmasına sebep olmuştur. Denebilir ki, İslam’da ilk fikir ayrılığı Hz. Peygamber (s.a.v)’in vefatından sonra birtakım siyasî meseleler bahane edilerek çıkmıştır. İslam Dini, büyük ölçüde Hz. Ömer’den itibaren diğer ülkelerde yayılmağa başlayınca, oralardaki insanların farklı inanç ve adetleriyle karşılaşan müslümanlar birtakım problemlerle ilgilenmek zorunda kalmışlardır.

    Mezhepler arasındaki farklar bilgi, anlayış, zaman ve mekân değişiklikleriyle orantılı bir gelişme göstermiştir. İslam mezheplerinin ortaya çıkmasındaki âmiller şöyle sıralanabilir:

    1-Ölçü ve metod farklılıkları,

    2-Hilâfet konusundaki tartışmalar,

    3-Müslümanların dahili çekişmeleri,

    4-Müslümanların farklı ülke kültürleriyle karşılaşmaları,

    5-Yunan felsefesi, Yahudilik, iran ve Hind dinlerine ait düşünce ve inançların müslümanlar arasında yayılması,

    6-Cahillerin hüküm ve fetva vermeğe kalkışmaları,

    7- İlmin çeşitli branşlarında ihtisas ve derinleşme, elde edilen malzemenin derlenmesi.

    8- Ayet ve hadisler ışığında ortaya çıkan durumlara göre yeni hükümler çıkarmak zorunluluğu.

    9- Kadıların ekseriyette hak ve adaletten sapmaları.

    Ana hatlarıyla özetlenen bu sebebler öncelikle itikadî ve amelî mezheplerin doğmasına sebep olmuştur. (051)

    İtikadî mezhepler de 1-

    {{İslam}}
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Ehl-i Sünnet, 2-

    Ehl-i Sünnet Alm. Der Weg der Sünniten, Fr. la voie d ahl-i Sunnat, İng. The Sunni Path. İslam dininde doğru itikat üzere olanlar. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamın ve Eshabının (aleyhimürrıdvan) yolunda bulunanlar, bildirdikleri itikat üzere inananlar.

    Eshab-ı kiramın, Peygamber efendimizden naklen bildirdiklerini, olduğu gibi, hiçbir şey ekleyip çıkarmadan kabul edip, böylece inanıp, onların yolunda olup, onlar gibi inananlara Ehl-i sünnet
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Ehl-i Bid’at şeklinde ikiye ayrılmıştır. Ehl-i Sünnet de kendi içinde, 1- Selefiyye, 2-

    Selefiyye (Arapça: السلفية), bir İslam dini mezhebi. Ehl-i Sünnet mezhebidir.

    Selefiyye mezhebi, akıl ve nakil (Kur’an ve Sünnet) konusunda mutlak nakle inanır, akli çıkarımları kabul etmez. İman esasları ile ilgili konularda Kur’an ve Sünnetteki açıklamalar ile yetinip bunları aynen kabul eder. Bu kabule müteşâbihler de dahildir, te’vîl (görünür anlam dışında bir başka anlamda kabul etme1) etmemekle beraber cisimleştirme (yani tecsîm) de yapmazlar.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Maturudiyye, 3- Eş’ariyye diye üçe ayrılır. Ehli Bid’at (

    Eş’ariyye veya Eş’arilik, (Arapça: الأشاعرØé) İtikadi Mezhepler|İslam itikadi mezheplerinden birisidir. Ehl-i Sünnette, Selefiyye ve Maturidilik ile birlikte yaygın olan üçüncü mezheptir. Aklı Mu’tezile kadar önemsememekle birlikte, Selefiyye kadar da küçük çapta ele almaz. Genellikle itikadda aklın yeri hususunda orta bir konumda olsa da, sıklıkla Selefiyye ucuna Mu’tezile uzundan daha yakındır. Ebu Hasan Eş’ari’nin (ölüm: MS 935) kurduğu
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Ehli Beyt) mezhebi üyelerinden bazıları farklı inanç ve ibadetlere sahip olduğundan ayrıca ele alınacaktır.

    İslam mezhepleri arasında zuhur eden fikir ihtilâfları İslam’ın iman ve ibadet esaslarını inkâr etmemiştir. İslam Tarihi’nde mezhepler arasındaki farklar anlayış, bilgi, üstad, zaman ve mekân farklarından çıkmış, temele inmemiştir. Bütün ehl-i sünnet imamları Allah’ın kitabını, Peygamberin’in sünnetini, sahabenin icmaını ittifakla rehber edinmiş, ayrıca yekdiğerine karşı da saygı ve sevgi hisleriyle dopdolu bulunmuş, zaman zaman bunu açıkça ifade etmiş, hiçbiri diğerini sapıklıkla suçlamamıştır. (052) Bu kısa girişten sonra İslam dünyasının her köşesinde müntesipleri bulunan dört fıkıh (amel) mezhebini özet halinde vermeye çalışacağız.

    1-Hanefî Mezhebi

    Ehli Beyt, bir İslam dini terimi. İslam dininin son peygamberi Muhammed’in ev ahalisi ve akrabalarını, kısacası ailesini tanımlamak için kullanılır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hanefî Mezhebi’nin kurucusu

    bkz. Hanefi mezhebi
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Ebu Hanife’dir. İmam-ı Azam Ebu Hanife diye şöhret bulmuştur. Ebu Hanife Kufe’de (80/ 699) doğmuş, Bağdat’ta (150/ 767) vefat etmiştir. İmam-ı Azam aslen Türktür. Sahabe devrine yetişmiş tabiîndendir. Kufe’deki büyük fakihlerden okumuştur. Önceleri ticaretle meşgul olmuş, sonra büyük fakihlerden şa’bi’nin teşviki ile ömrünü ilme vermiştir. Önce “Tevhid” ilmini okumuş ve yüksek bir mertebeye ulaşmıştır. Fıkh-ı Ekber ile el-Alim ve’l-Müteallim adlı eserlerini yazarak İslam inancını savunmuştur. Basra’ya kadar giderek orada İslam inancı konusunda tartışmalara katılmıştır.

    Ebu Hanife, hocası Hammad’ın ölümü üzerine O’nun yerine geçmiştir. İmam-ı Azam, geniş ve sağlam karihası, kuvvetli fikir ve mütalâası, kitap, sünnet ve bunlardaki inceliklere derin vukufu ile temayüz etmiştir. Fıkıh ilminde pek yüksek seçkin bir mevkii vardır. Çok fazla Hacca gittiği rivayet edilir. İmam-ı Malik O’nun hakkında, “Ebu Hanife’nin mantığı o kadar kuvvetlidir ki, eğer şu direk altındır derse onu isbat edebilir” demiştir. İmam-ı Azam’ın kitap ve sünnetten beşyüzbin mesele ortaya çıkardığı, altmışdört bin fetva verdiği rivayet edilir. O, seçme kırk büyük âlim yetiştirmiştir. İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Züfer bunların en meşhurlarındandır.

    Hanefî Mezhebi önce Irak’ta çıkmış, oradan Mısır, Doğu ve Batı’ya yayılmıştır. Irak, Şam, Afganistan, Doğu ve Batı Türkistan, Kafkasya, Anadolu, Rumeli Türkleri ve Balkanlardaki Müslümanların hemen tamamı Hanefî’dir.

    Ebu Hanife, İslam Hukuku’nun kurucusudur. O’nun mezhebi en önce takarrür eden, en kuvvetli, en sahih, en açık, kitap, sünnet ve sahabe görüşüne en uygun bir mezheptir.

    İmam-ı Şafiî, “insanlar fıkıhta Ebu Hanife’nin iyalidir” der. O, fıkhı düşünceye yepyeni bir metod getirmiştir. Metodu içtihadın bütün türlerini içine alır. İmam-ı Azam metodunu, “Ben Allah’ın kitabıyla hüküm veriyorum. Kitapta bulamazsam Rasûlüllahın sünnetine sarılıyorum. Allah’ın kitabında ve Rasûlü’nün sünnetinde bir hüküm bulamadığım zamanlarda da sahabilerin sözlerine bağlanıyorum” (054) sözleriyle açıklar. Bunlara ilave olarak Ebu Hanife, kıyas, istihsan, icma ve örfe de fetvalarında önem vermiştir. O’nun fıkhında

    1- Ticarî bir ruha sahip oluşu,

    2- şahsî hürriyeti himaye edişi, belirgin iki vasfı teşkil eder.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun resmî mezhebi Hanefîlik’tir. Mahkemeler ve fetvalar bu mezhebe göre yürütülmüştür. Nitekim bazı ülkelerde Hanefi Mezhebi için Türklerin Mezhebi sözü gelenek haline gelmiştir. Amelde Hanefî Mezhebi’ne bağlı olanlar, itikad konusunda Ebu Mansur Mâturidi’ye uymuşlardır.

    3- Maliki Mezhebi

    Malikî Mezhebi’nin kurucusu Malik b. Enes’tir. Medine’de (93/ 711) doğmuş, yine orada (179/ 765) vefat etmiştir. İmam-ı Azam ve İmam-ı Yusuf’la görüşmeleri olmuştur. Malikî Mezhebi, Medine’ye gelip gidenler vasıtasıyla Batı’da Endülüs’te yayılmıştır. Bu bölge halkının bedevi mizaçlı olmaları ve Hicazlılara mütemayil bulunmaları Malikî Mezhebi’ni tercihlerinde önemli rol oynamıştır. İmam-ı Malik hadis ilminde çok kuvvetli idi. Muvatta adındaki hadis kitabı meşhurdur.

    İmam-ı Malik, Medine’de Rebiatü’r-Rey’den ilim tahsil etmiş, mezhebini, kitap, sünnet, icma ve kıyas üzerine kurmuştur. O’nun fıkhi görüşlerini Mısır’a intikal ettiren Abdurrahim b. Halit’tir. En çok yayıldığı yer de Yukarı Mısır’dır. Malikî Mezhebi’nin Endülüs’te yayılmasında halkının bedevi olması büyük rol oynamıştır. Malikî Mezhebi, Yemen, Katar, Bahreyn ve Sudan’da yaygındır. (055)

    İmam-Malik ile ilim tahsili yolunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak evini bile satmıştır. O’na göre ilim iki kısma ayrılır:

    1-Bütün insanlara anlatılan mevzularla ilgili olan bilgiler.

    2-Seçkin kişilere özgü olan bilgiler.

    İmam Malik, hadis-i şeriflerin yanında sadece sahabi ve tabiîlerin fıkhını öğrenmekle yetinmemiş, aynı zamanda rey’e dayanan fıkha da yönelmiştir. Hocaları genellikle,

    1-Fıkıh ve re’y üstadları,

    2-Hadis ve rivayet üstadlarıdır

    İmam Malik, ancak meydana gelmiş meseleler hakkında fetva verir, muhtemel problemler hakkında görüş bildirmekten çekinirdi. Bilmediği bir mesele için “Bilmiyorum” demeyi prensip edinmişti. Fetva konusunda çabuk cevap vermezdi. O’na göre işlerin en hayırlısı sünnet, en kötüsü de uydurma ve bidatlardır. O’na göre birinci kaynak Kur’an, ikinci kaynak sünnettir. O, Kıyas’ı da kabul etmiştir. En meşhur eseri bir hadis ve fıkıh kitabı olan Muvatta’dır. Öğrencisi Abdullah b. Vehb, O’ndan dinlediği ders ve takrirleri toplayarak Mücalesat adında bir kitap meydana getirmiştir.

    3-Şafıî Mezhebi

    Şafiî Mezhebini İmam-ı Muhammed b. İdris eş-Şafiî kurmuştur. İmam-ı Şafiî Gazze (150/ 767)’de doğmuş, Mısır (204/ 819)’da ölmüştür. Üstün akıl sahibi, şiir ve lügatte gayet kuvvetli büyük bir müctehid idi. Mekke’ye götürülmüş, oradaki büyük âlimlerden okumuş ve yirmi yaşında iken fetva vermeye başlamıştır. Ayrıca yine burada hadis tahsil etmiştir. İmam-ı Şafiî, İmam-ı Azam’ın öğrencisi olan İmam-ı Muhammed’in meclislerinde bulunmuştur. En meşhur eserleri er-Risale ve el-Üm’dür.

    Şafiî Mezhebi ilk olarak Irak’ta yayılamamıştır. Çünkü irak’ta Hanefî bilginleri çoktur. Sonra Irak’tan Mısır’a gidince mezhebi orada yayılmıştır. O zamanlar Mısır’da Şafiî çapında büyük fakih yoktur. Bu sayılan ülkeler dışında şafiîlik Horasan, Şam ve Yemen’in bazı bölgelerinde yayılmıştır. Fatımîler devrinde Mısır’da sönmeye yüz tutan Şafiî Mezhebi’ni Selahaddin-i Eyyûbî yeniden ihya etmiştir. Mısır ve Arabistan halkının çoğu Şafiî’dir. İmam Şafiî, başlangıçta Malikî etbaından sayılırdı. Çünkü O, mezhebini İmam-ı Malik’ten almıştır.

    Fakir bir hayat süren Şafiî’ye, ömrünün sonuna doğru beytü’l-mâl’dan tahsisat bağlanmıştır. O, İmam-ı Muhammed’ten yalnız rey ve kıyas fıkhını tahsil etmekle yetinmemiş, Iraklılarca meşhur olan rivayetleri de öğrenmiştir. Şafiî Mezhebi’nde tahriç de büyük bir yer tutmaktadır. Kuvvetli hafızası yanında Şafiî’nin hazır cevaplığı da bilinmektedir. O, hocası imam Malik gibi keskin bir görüş sahibidir.

    Şafiî’nin döneminde çeşitli fikirler ve birbirine zıt mezheplerle, temellerini Mu’tezile’nin attğı ilm-i Kelâm’da doğmuştur. İmam-ı Şafiî tesbit ettiği usul-i fıkıh kaidelerini iki maksatla kullanmıştır:

    1-Bu kaideler sağlam görüşleri tanımak için bir ölçüdür.

    2-Yeni hükümler çıkarılırken bu kaideler küllî bir kanun olarak ele alınacaktır.

    Genellikle kabul edildiğine göre Şafiî Mezhebi’nin yayılması; 1- Bağdat, 2-Mısır olmak üzere iki devreye ayrılır.

    4- Hanbelî Mezhebi

    Ahmed b. Hanbel, Bağdat (164/ 780)’da doğmuş, orada (241/ 855) vefat etmiş büyük müctehidlerden biridir. (057) O’nun, hadis ve fıkıhta hocası imam Ebu Yusuftur. Bağdat’a geldiğinde Ahmed b. Hanbel ile görüşen imam Şafiî O’nun hakkında, “Bağdat’ta bundan efdal, bundan daha fakih ve âlim bir kimse görmedim” demiştir. En meşhur eseri Müsned’tir. O, sözlerinin yazılmasını istememesine rağmen, söz ve fetvalarından otuz ciltlik bir eser meydana getirilmiştir. Kendine has bir ictihad tekniği vardır. O’nun metodu daha çok imam Şafiî’ye benzemektedir. Diğerlerine nazaran Hanbelî Mezhebi’nin mensubu o kadar çok değildir. Önceleri Bağdat’ta Hanbeliler çoğunlukta iken Hülâgu’nun istilâsından sonra azalmışlardır. Günümüzde Suriye, Irak ve Necid, az sayıda da olsa Katar ve Bahreyn’de Hanbelî vardır.

    Ahmed b. Hanbel küçük yaşında ilim tahsili için şam, Hicaz ve Yemen’e gitmiş, Bağdat’ta bulunduğu sürece imam Şafiî’den ayrılmamıştır. Mezhebini şu temeller üzerine kurmuştur:

    1-Fetva, kitap ve sünnet’e istinat etmelidir.

    2-Sahabenin fetvalarına bakmalıdır.

    3-Bir konu hakkında mürsel ve zayıf hadisi bertaraf eden bir şey olmadığı zaman mürsel ve zayıf hadis alınmalıdır.

    4-Aksi bir söz veya icma bulunmayan sahabi fetvasıyla amel edilmelidir.

    Ahmed b. Hanbel, hakkında nass yahut seleften eser bulunmayan bir meselede fetva vermeği hoş görmeyerek bunu önleme konusunda çok titiz davranmıştır.

    Ahmed b. Hanbel, hadisi muhaddislerden tahsil etmek için Bağdat, Basra, Kufe, Mekke ve Medine ile yetinmeyerek Yemen’e dahi gitmiştir. Rivayet ilmi O’nu fıkha ulaştırmıştır. Verdiği fetvaların yazılarak nakledilmesini yasaklamış, “yazılması gereken din ilmi ancak kitap ve sünnettir” demiştir. Hayatında, daima kıt kanaat geçinen başkasına muhtaç olmamak için daima çalışan Ahmed b. Hanbel, şu hususlara çok özen göstermiştir:

    1-Devlet memuru olmak.

    2-Vali veya halifenin ihsanını kabul etmek.

    Ahmed b. Hanbel’in fıkhı hakkında münakaşaya girişenler, O’na şu noktalarda itiraz etmişlerdir:

    1-Rivayeti fetvaya tercih etmiştir.

    2- Fetvalarının yazılmasını yasaklamıştır.

    3-ihtilâfa düşen sahabilerin görüşlerini ayrı ayrı kabul etmiştir.

    4- Bilginlerden çoğu, bazı fıkhî meseleleri O’na nisbet etmede şüpheye düşmüşlerdir.

    Diğer mezhep imamları gibi Ahmed b. Hanbel de kitap ve sünnetten faydalanarak Müslümanların dinî meselelerini çözmekle uğraşmıştır. (058)

    Bu Bölümde İslamiyet Dini ; Sünni Mezhebi esas alınarak tanıtılmıştır.(Alevi inanç ve ibadetleri için bkz. Alevilik)

    Kaynak:

     

    http://dunyadinleri.com/İslamiyet.html

    Açıklama ve Kaynaklar

    (002) Âl-i imrân, 19.

    (003) En’âm, 125.

    (004) Mâide, 3.

    (005) Saf, 9.

    (006) Bu sayı o zamanki Arap kabilelerini göstermektedir.

    (007) O zamanlar Bizans, Necran ve Habeşistan’da Hristiyanlık, Sasanilerde Mecusilik, Yemen, Taif ve Medine’de Yahudilik dinleri hakimdi.

    (008) Putlar genellikle taş, tahta ve madenden yapılırdı. İnsan şeklinde madenden yapılan puta “sanem”, taştan ve ağaçtan yapılanına da “vesen” denirdi.

    (009) Sebe’, 28

    (010) Tasdik üç aşamada incelenir: 1. Kalb. 2. Dil, 3. Fiil.

    (011) Ebu Davud, Sünhe, 14.

    (010) Tasdik üç aşamada incelenir: 1. Kalb. 2. Dil, 3. Fiil.

    (011) Ebu Davud, Sünhe, 14.

    (012) Ayrıca bkz. Bakara, 225; Nisa, 87; Mâide, 73; Tâhâ, 8; isrâ, 39.

    (013) Bkz. Bakara, 285.

    (014) Dört büyük kitap: 1- Tevrat (Hz. Musa), 2- Zebur (Hz. Davud), 3- incil (Hz. İsa), 4- Kur’an (Hz. Muhammed (s.a.v)’e verilmiştir. Suhuf da, 1-10 sahife (Hz. Adem), 2-50 sahife (Hz. şid), 3- 30 sahife (Hz. İdris), 4-10 sahife (Hz. İbrahim)’e verilmiştir. Bu sahifeler büyük bir ihtimâlle tablet, levha ve çeşitli malzemelerden yapılmış cisimlere kaydedilmiştir.

    (016) Bakara, 4. Ayrıca bkz. Âl-i imran, 22.

    (017) Bkz. Matta, XXV, 17-29.

    (018) Bkz. Matta, XXV, 46.

    (019) Bakara, 216.

    (020) ibranilere Mektup, l, 9, Vahiy, IV,11.

    (021) Asli Suç, Hz. Adem ile Hz. Havva’nın, Allah’ın yasakladığı meyveden yemeleri sonucu cennetten çıkarılmaları ve işledikleri bu günahın bütün insanlığa şamil olması şeklindeki Hristiyan inancı.

    (022) Bu hadis-i şerifi Buhari ve Müslim ibn Ömer’den rivayet etmişlerdir. Müslim Tercümesi, A. Davudoğlu, (1912-1983 ist. 1977,1, 152.

    (023) Bkz. Yûnus, 30; Kehf, 110; Meryem, 66.

    (024) Bkz. Meryem,85; Ahkâf,5.

    (025) Bkz. Nahl,36.

    (026) Bkz. Mü’minûn, 45-47; şuarâ, 22; Bakara, 172; Mâide, 60; Nahl, 36.

    (027) Bkz. Bakara, 286.

    (028) Bkz. Bakara, 21,172; Mâide, 76; Hûd, 2,109; Hicr, 99; Tâhâ, 14; Yûsuf, 40; Zâriyât, 36.

    (029) Muhammed el-Mübarek, Nizamü’l-İslam, Cidde, 1977, s,130.

    (030) Nisa, 103.

    (031) Bakara, 183. Ayrıca bkz. Bakara, 184, 185, 187, 196; Nisa, 92; Mâide, 89, 95; Tevbe, 112; Meryem, 26; Ahzâb, 35.

    (032) O’na bu ismi bizzat Kur’an vermiştir. Bkz. Bakara, 185.

    (033) Bkz. şuarâ, 192; Zümer, 4.

    (034) Bkz. Muhammed, 2.

    (035) Bkz. şuarâ, 192,193.

    (036) Bkz.Nahl, 102.

    (037) Bkz. Bakara, 185.

    (038) Mekke’de 93, Medine’de 21 sure nazil olmuştur.

    (039) A.Hamdi Akseki, İslam Dini, s. 79.

    (040) i.Hakkı izmirli, Tarih-i Kur’an, ist. 1956, s.9

    . (041) Bu şehirler Mekke, Medine, Kufe, Basra, şam, Mısır, Yemen ve Hadramut’tur.

    (042) Hicr, 9.

    (043) Bkz. Nahl, 63, 64.

    (044) Kur’an-ı Kerim’de açıkça Kur’an kelimesi 44 ayrı sûrede ve 70 ayette geçmektedir.

    (045) Bkz. Tâhâ, 113; Zuhruf, 3; Yûsuf, 2; Fussilet, 1-4.

    (046) Bkz. Zümer, 28.

    (047) Bkz. Kıyâme, 17, 18.

    (048) Bkz. Hakka, 51.

    (049) Bkz. Tarık, 13,14; Enfâl, 29; Neml, 1.

    (050) Bkz. Tekvîr, 27,28; Kehf, 54.

    (051) Hayrettin Karaman, İslam Hukukunda Mezhepler, ist. 1971, s. 14.

    (052) H. Karaman, a.g.e., s. 16.

    (053) Bu mezheplere bağlı kişiler inanç hususunda Maturidi ve Eş’arî diye iki büyük kola ayrılırlar.

    (054) Muhammed Ebu Zehra, İslamda Fıkhî Mezhepler Tarihi, (çev. Abdulkadir şener), Ank. 1968, II, 170.

    (055) Abdurrahman el-Ceziri, Kitabu’l-Fıkh ala’l-Mezahibi’l-Erbaa, (çev. Hasan Ege), Ank., 1971, 1,41.

    (056) İmam-ı Şafiî Mısır’da şu eserleri yazmıştır: 1- el-Ümm, 2- Kitabu’s-Sünen, 3- el-Emaliu’l-Kübra, 4- el-imlau’s-Sağir.

    (057) Hanbel, babasının değil, dedesinin adıdır.

    (058) Muhammed Ebu Zehra, a.g.e., III, 179. 

    Arapça “selem” kökünden alınmış olan İslam (Arapçası الإسلام,), sözlükte, “itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak, kötülüklerden salim bulunmak, selamete ulaşmak” vb. anlamlara gelen bir mastardır. İslam

    Hz. Muhammed (s.a.v)’e

    Hz. Muhammed, Mekke’nin soylu Haşimoğulları ailesinden gelir. 571 yılında Mekke’de doğmuştur. Annesinin adı Amine, babasının adı Abdullah’ tır. Hz. Muhammed daha doğmadan babası öldü. Yetiştirilmesini dedesi Abdülmuttalip üzerine aldı ve torununa o zamana kadar kimseye verilmemiş olan Muhammed adını verdi.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Allah tarafından vahiyle bildirilen son ve kâmil dinin adıdır. Bu dine uyanlara

    Allah müslümanlar tarafından Tanrıya verilen isim, Arapça’dır. Allah müslümanların yanısıra Hırıstiyanlar ve Yahudiler tarafından ve katolik Maltalılar tarafından da kullanılır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Müslüman denir.

    Genel manada Müslümanlık Allah’ın varlığına, birliğine O’ndan başka ilâh olmadığına Hz. Muhammed (s.a.v)’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna, O’nun tebliğleriyle temellendirilen sisteme inanmak ve inandıklarını uygulamak yani amel etmek demektir. (

    Kelime-i Şehadet) Bu durumda olan kimseye Müslüman denir. İslâm adı İslam dininin Kutsal Kitabı

    Kelime-i Şehadet “Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh” ibaresinin tamamı. Şehadet kelimesi.

    İslamın beş şartından birincisi ve esasıdır. Diğer şartlar namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmektir. Müslüman olmanın ilk şartı iman etmektir (Bkz. iman). iman etmek için, kelime-i şehadeti söylemek, bunun manasını bilmek ve inanmak lazımdır. Müslüman olmak isteyen bir kimse, önce kelime-i şehadeti ve manasını söyler. Sonra guslü, namazı ve laz
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Kuranı Kerim de şöyle yer alır: “Allah katında gerçek din İslam’dır.” (002) “Allah kimi doğru yola eriştirmeyi dilerse onun kalbini İslam’a açar.” (003) “… İşte bu gün sizin için dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslam’ı beğendim.” (004)

    bkz. Kur’an
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Kur’an-ı Kerim’in birçok âyetinde İslam ve o kökten türeyen kelimeler geçmektedir. İslam anlayışına göre İslâm,

    Kuran, KURAN: İslam’ın kutsal kitabıdır. Arapça bir sözcük olan “kuran”, okumak, ezbere okumak, bir araya getirmek anlamına gelir. Arapça olan ve 114 surede toplanmış 6200’ün üstünde ayetten oluşan Kuran, Hz. Muhammed’e peygamberliğin verildiği 610’dan 632’deki ölümüne kadar parça parça indirilmiştir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hz. Adem’den itibaren gelen bütün

    İlk insan, ilk peygamber, insanlığın babası. Allah’u Teâlâ Hz. Âdem’i topraktan (turâbtan) yarattı. (Hûd, 11/61; Tâha, 20/55; Nuh, 71/18) Yüce Allah yeryüzünde bir halife yaratacağını meleklerine bildirdiği zaman; ilim, irade ve kudret sıfatlarıyla donatacağı bu varlığın yeryüzüne uyum sağlaması için maddesinin de yeryüzü elementlerinden olmasını dilemiştir
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    peygamberlerin tebliğ ettikleri dinlerin adıdır. Bir değişikliğe, tahrif ve sapmalara uğramaksızın orjinal şekliyle kıyamete kadar baki kalacak son dinin Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından bildirilen şekli İslâm’dır. Bir

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    ayet-i kerimede, “O, peygamberlerini hidâyet ve hak din ile gönderendir. Çünkü O, bunu diğer bütün dinlerden üstün kılacaktır. Müşriklerin hoşuna gitmese de” (005) buyurulmuştur.

    Herhangi bir kişinin Müslüman olabilmesi için Kelime-i şahadet’i kalben tasdik ve dil ile ikrar etmesi gerekir. Müslümanlığın esasları dörttür:

    1-Kitap (Kur’an-ı Kerim),

    2-Sünnet (Hz. Peygamber (s.a.v)’in örnek yaşayışı ve sözleri),

    3-İcma-i ümmet (Din alimlerinin toplanarak, kitap ve sünnete uygun şekilde, dinî bir konuda karar vermeleri),

    4- Kıyas-ı fukaha (Din alimlerinin, daha önceki verilen hükümlerden faydalanarak, yeni çıkan durumlar için kaideler koymaları).

    İslâm açısından Kelime-i şahadet, kesin kabul ve tasdik ifade eden imanın bir tezahürüdür. Kişi böylece Allah’ı ve peygamberi kabul etmiş demektir. Kur’an-ı Kerim, iman kelimesini bazı ayetlerinde İslam kelimesiyle aynı anlamda kullanmıştır. Bu bakımdan imanın şartlarından biri veya bir kaçını inkâr eden, imandan da İslam’dan da çıkmış olur. İslam, müntesiplerinin dünya ve ahiret saadetini sağlamak için bir takım temel prensipler koymuştur:

    1-İtikadî hükümler (inançlarla ilgili),

    2-Amelî hükümler (ibadet ve yaşayışlarıyla ilgili),

    3-Ahlâkî hükümler (moral değerlerle ilgili).

    Müslümanlık, ilâhî dinlerin sonuncusu olarak Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından tebliğ edilmiştir. İslâm

    Ahiret (Arapça: الآخِرة, Ukbâ, Dâr-ı Bekâ), bazı dinlerde inanılan bu dünyadan sonraki nihayetsiz (sonsuz) alemdir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    7. yüzyılın başlarında

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Arabistan’da doğmuştur. Bu sırada gerek Arabistan’da gerek dünyanın diğer yörelerinde birçok din mevcuttu. İslam önce

    Arabistan Asya kıtasının güney batısında bir yarımada. Batısında Kızıldeniz ve Akabe Körfezi, güneyinde Hint Okyanusu, doğusunda Umman Denizi ve Basra Körfezi, kuzeyinde Irak ve Ürdün yer alır. Kızıldeniz’i Hint Okyanusuna bağlayan Bab’ül-Mendeb Boğazı ile Afrika’ya yaklaşır. Toplam kıyılarının uzunluğu 9000 km, yüzölçümü 2.590.000 kilometrekaredir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Mekke ve

    Mekke (Arapça: مكة), Arap Yarımadası’nda Hicaz eyaletinin başkenti ve Suudi Arabistan’ın en büyük şehri. İslam dini bu şehri kutsal kabul etmektedir ve ‘Şehirlerin Anası’ diye nitelemektedir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Medine’de yayılmış, sonraları Arap yarımadasının diğer bölgelerine girmiştir. Dünyanın birçok ülkelerinde İslam’ın yayılmasında

    Medine, Suudi Arabistan’ın Mekke kuzeyinde yer alan Mekke’den sonra ikinci büyük şehridir. Eski adı Yesrib’dir. Medine’ye, Medirra, Medirke, Meddiyne, Mezzine de denmiştir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Türklerin büyük rolü olmuştur.

    İslâm’ın doğuşu sırasında Mekke’de

    Türk kelimesinin aslı “türümek” fiilinden gelmektedir. Bu fiilden türetilmiş, kişi ve insan anlamında “türük” ve nihayet hece düşmesiyle “Türk” kelimesi ortaya çıkmıştır. Nitekim Anadolu’da bir kısım göçebeler de yürümekten “yürük” adını almışlardır. Türk kelimesi, ayrıca, çeşitli kaynaklarda; “töre sahibi, olgun kimse, güçlü, terk edilmiş, usta demirci ve deniz kıyısında oturan adam” manalarında kullanılmaktadır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    putperestlik hâkimdi. Kabe 360 putun (006) merkezileştiği bir panteon idi. Araplar dini hayatta Allah’tan başka birçok mabutlara Tanrı diye tapıyorlardı. Mabutların başlıcaları, Lat, Menat, Hübel ve Uzza idi. Kabe mukaddes bir ibadethane olmakla beraber Mekke’de ayrıca bir rahip zümresi vardı. Dinî hayat ve ibadetler kabile başkanlarınca idare edilirdi. Kâhinlerin de toplumsal hayatta özel bir yeri vardı. Yine İslam’ın doğuşu sırasında Mekke ve Medine’de az da olsa Yahudi ve Hıristiyan cemaati yaşamakta idi. Bununla beraber o bedevi toplumda Hanif denilen puta tapmayı reddeden Yahudi ve Hıristiyan da olmayan bir zümre yaşamakta idi. O sıralarda dünya genelinde tam bir kargaşa yaşanıyordu. Mevcut dinler insanlara huzur vermek, onları manevi yönden tatmin etmekte yetersiz kalıyordu. İşte bu ortamda Arabistan’dan doğan İslam güneşi, karanlıkların giderileceğine dair insanlara ümit vermiştir.

    Mekke, yüzyıllardır hem ticaret, hem de din açısından merkezi bir hüviyete sahipti. Araplar genellikle göçebe olmalarına rağmen, Mekke, Medine, Yemen vb, beldeler şehir yaşayışına buyük ölçüde adapte olmuştu. İslam’ın Hz. Muhammed (s.a.v)’e bildirildiği dönemde, Arap toplumunda putlara tapmanın ötesinde (008) insanlar, hurafe ve batıl inançlarla iç içe yaşıyorlar, adeta bütün hayatlarına sihirbazlar ve falcılar yön veriyordu. Araplar arasında puta tapıcılığın tabii bir sonucu olarak “Tağut” denilen tapınaklar da gelişmişti. Kâbe’ye gösterdikleri saygıya benzer tarzda bu tapınaklara da saygı gösteren Araplar, bazı özel günlerinde bu tapınakların önünde kurban keserler, tavaf ederler ve kur’a okları çekerlerdi. Ayrıca Araplar evlerinde de put bulundururlardı. Bunların putları Allah ile kendi aralarında ortak tutmalarına “müşriklik” denir. Her kişinin bir putu vardır. Kişi ancak kabilesini terk ettiği taktirde putunu değiştirirdi. Bunların dışında Araplar arasında yıldızlara ve atalara tapınma inancı da oldukça yaygındı.

    Müşriklerin baskı ve zulümlerinden dolayı ilk müslümanlar ibadetlerini gizli yapmışlardır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in İslam tebliğinin ilk üç yılı sonlarında

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hz. Ömer’in de Müslüman olmasıyla sayıları kırka ulaşmıştı. Hz. Ömer’in İslam’ı kabulü Müslüman topluma moral kazandırmıştır. Artık bu andan itibaren Müslümanlar hem inançları, hem de ibadetlerini saklamamışlardır.

    İslam, nazil olduğundan günümüze kadar bir harfi bile değişmeyen ilâhî kitap Kur’an’a ve O’nun tebliğcisi Hz. Muhammed (s.a.v)’in hadislerine dayanmakta, böylece bütün insanlığa hitap etmektedir. İslam evrensel bir dindir, bir milletin, bir zümrenin veya bir bölgenin dinî değildir.

    İslam evrensel olduğu gibi O’nu tebliğ eden peygamber de bütün insanlığa gönderilmiştir: “Habibim seni müjdeci, haberci ve bütün insanların Peygamber’i olmaktan başka bir sıfatla göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler”. (009)

    İslam öncelikle fertlerin düzelmesini esas alır. Fertler düzeldiği ölçüde, o toplum da düzelecektir. İdeal toplumun teşekkülü de böylece sağlanmış olacaktır. İslam, bütün emir ve yasaklarında dünya-ahiret dengesini en iyi şekilde kurmayı hedef edinmiş bu hedefine de en mükemmel şekilde ulaşmıştır.

    İnanç ve ibadet Sistemi

    Eski dilde iman karşılığında kullanılan inanç “inanmak, itimat etmek” anlamına gelir. Din terminolojisinde inanç, “mutlak tasdik” manasındadır.” (010) Gerçek manada tasdik dil ile kalbin birleşmesidir; buna erişen kişi de mü’mindir. Dil ile tasdiki kalbiyle pekiştirmeyen kişiye münafık denir. Halk deyimiyle iki yüzlülük halidir. İman, amel ile birleştiği zaman daha da önem kazanır. İman amelle olgunluğa kavuşur. Ameli olmayan kişinin imanı bulunabilir. Hz. Peygamber (s.a.v)’in “Sizin iman bakımından en kâmil olanınız, ahlâk bakımından en güzel olanınızdır. (011) Hadis-i şerifleri imanın, ancak amel ile yüceleceğine dikkat çekmektedir.

    İslam ilahiyatı ile ilgilenen araştırıcılar, Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde geçen iman ve İslam terimlerini ayrı ayrı inceledikleri gibi, iki terimin birbiriyle olan münâsebeti üzerinde de durmuşlardır. Hadd-i zatında iman ile İslam kelimeleri arasında lügat açısından fark bulunmakla beraber, bu daha çok özellik ve genellik yönündedir. İman daha özel, İslam ise daha geneldir. Daha açık bir ifade ile iman tasdik, İslam ise teslimiyet demektir. Bir bakıma tasdikin gerçekleşmesi, teslimiyeti ister istemez akla getirmektedir. Ancak her teslimiyetin tasdik manasında algılanması da mümkün değildir.

    Konu genel hatlarıyla ele alındığında İslam ile insanın bir olduğu görülmektedir. İslam nazarında mümin olsun, müslim olsun aynı dinî hükümler uygulanır. Hz. Peygamber (s.a.v) insanları, mümin, kâfir ve münafık olmak üzere üç kısma ayırmıştır. İmam-ı Azam’a göre insan ile İslam arasında lügat açısından fark bulunmakla beraber, din bakımından İslamsız iman, imansız İslam mümkün değildir. İslam kelâmcıları iman esaslarını öncelikle ikiye ayırır:

    1-İcmalî iman (toptan inanma, Kelime-i Tevhid, Kelime-i şahadet),

    2-Tafsili iman (Amentü’de ifade edilen hususlara ayrıntılı olarak inanmak),

    İslam Dini’nin iman esaslarını Kur’an-ı Kerim bildirmiştir. Amentü denilen imanın altı esasını bir arada Hz. Peygamber (s.a.v) açıklamıştır.

    1- İnanç Sistemi

    1.1. Allah’a iman

    İslam Dini’nin temeli Allah’a inanç esasına dayanır. Bütün ilâhî dinler Allah’a inanmayı temel kabul etmiştir. İlâhî dinler dışındaki diğer bazı dinlerde de Allah’a inanç meselesi prensip olarak mevcuttur. Tarihin her döneminde Allah’a inanmayan fertler bulunmuştur; ama bütün bir toplum asla!

    Kur’an-ı Kerim, sayısız âyetinde Allah’a imanın önemini belirtmiştir. Kur’an-ı Kerim insanı, Allah’ın zâtını düşünmekten menederken, O’nun varlığı, birliği, yüce sıfatlarıyla güzel isimlerini düşünmeyi tavsiye etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde, “…ancak Allah’ın zatını düşünmeyin. Çünkü buna kudretiniz yetmez” buyurur. Aynı manayı kuvvetlendiren bir diğer hadis-i şerif şöyledir: “Kalbine ne gelirse, Allah ondan başkadır.”

    İslam’da Allah kavramını en güzel açıklayan âyetlerden bir kısmı ihlâs sûresindedir: “De ki, O, Allah’tır, bir tektir. O Allah’tır, sameddir. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır.” (012)

    Allah inancı konusunda ölçülü ve dengeli bir mantık sergileyen İslam, O’nun sıfatlarını, başka varlıklara vermediği gibi, yaratılmışların sıfatları da Allah’a atfedilemez. İslam’a göre Allah her yerde hâzır ve nazırdır. şekilden zamandan ve mekândan münezzehtir. O, insanlara şah damarından daha yakındır. Din gününün yegâne sahibi O’dur. Kişinin Allah’a imanı, fıtratının bir gereğidir. Ergenlik çağına gelmiş akıllı kişi, Allah’ın varlığına imanla yükümlüdür. İmam-ı Maturidi’ye (852-944) göre, peygamberler tarafından dinî hükümler tebliğ edilmedikçe bu kişiler ahkâm-ı şeriyye ile mükellef tutulmaz. İslam bilginlerine göre Allah’ın varlığı, birliği vahyin irşadı ve kalbin tasdiki ile açıklık kazanır, fakat O yüce varlığın mahiyetini kavrayamayız.

    1.2. Meleklere iman

    İslam inançlarından biri de meleklere imandır. Kur’an-ı Kerim ye hadis-i şerifler melekleri, onların varlık ve misyonlarını bize açıklamıştır.

    Melekler, erkeklik ve dişiliği olmayan, yeme-içme vb.den uzak ruhanî ve nuranî varlıklardır. Gözle görülmezler. Evlenmek, çoğalmak, doğmak, ölmek vb. İnsanlara has davranışlardan uzaktırlar. Daima Allah’ı tesbih ile O’na ibadet ederler; Allah tarafından verilen görevleri yerine getirirler, günah işlemezler, bir imtihana tâbi değildirler. Bu bakımdan günah işlemeye de müsait yaratılmış olan insan, kendini günahlardan koruyabilirse Allah katında meleklerden de üstün olabilir. İnsanların masumiyet içinde hayat sürebilmeleri, onların melekleşmesini sağlar.

    Ayrı ayrı görevlerle mükellef dört büyük melekten (Cebrail, israfil, Mikail, Azrail) başka insanların yaptığı işleri kaydeden Kiramen Kâtibin ile Münker Nekir melekleri de vardır. Melekler gözle görülmeyen varlıklar olmak itibariyle bu tür bir inanç diğer dinlerde de mevcuttur. Muharref ilâhî dinlerden olan Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta meleklere inanılmakla beraber aralarında fark vardır. Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerine nazaran melek, inancını en güzel ve net şekilde açıklayan din İslam olmuştur.

    1.3. Kitaplara iman

    Müslümanlığın iman esaslarından biri de kitaplara imandır. (013) İslam’da kitaplara imandan kasıt, dört ilâhî kitapla, onlardan önce yine peygamberlere gönderilen sahifeler (suhuf)dir. (014) Bütün bu kitapları Allah peygamberlerine

    Ömer bin el-Hattab (Arapça, عمر ابن الخطاب) (581 – 3 Kasım, 644) Sünni’ler ‘Ömer Faruk adını da kullanmaktadırlar. Genellikle sadece Hz. Ömer olarak anılır. İkinci İslam Halifesidir (634-644).İslam kaynaklarına göre dört Raşit Halife (Hulefa-i Raşidin) arasında sayılmaktadır. Ayrıca Sahabe ve Aşere-i Mübeşşere dendir.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Cebrail aracılığı ile göndermiştir. İlâhî kitaplara

    Cebrail Peygamberlere vahy getirmek, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melek. Dört büyük melekten birisi ve en üstünü.

    Cebrâil aleyhisselâmın ismi Kur’ân-ı kerîmde geçmekte olup, ayrıca Cibrîl, Rûh-ul-Emîn ve Rûh-ul-Kuds diye de zikredilmektedir. Cebrâil kelimesi lügatta “Allahü teâlânın kulu” mânâsındadır. Cebrâil’e ayrıca Nâmûs-ı Ekber de denilmiştir. Cebrâil aleyhisselâmın vazîfesi peygamberlere vahy getirmektir. Cebrâil aley
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Kütüb-i Münzele ve Kütüb-i Semaviyye de denir.

    Kur’an-ı Kerim, ilâhî kitapların muhtevası, hangi peygambere verildiği vb. hususlarda tatminkâr bilgiler vermektedir. Zebur’un ise sadece

    Zebur, (İbranice: Mizmor מזמור, Çoğulu: Mizmorim מזמורים, Yunanca: Psalmoi harp eşliğinde söylenen şarkı) Tanah’ın Ketuvim kısmında bulunan Teilim (תהלים) bölümüne Türkçe’de verilen isim. Hıristiyanlık’ta Davut’un Mezmurları veya sadece Mezmurlar olarak anılır ve Eski Ahit’te bulunur.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hz. Davud’a verildiğini açıklamıştır.

    1.4. Peygamberlere iman

    İslam’da inanç şartlarından biri olan peygamberlere iman, sadece Kur’an-ı Kerim’de isimleri zikredilen peygamberleri değil, gönderildikleri sabit, fakat isimleri bilinmeyen peygamberleri de kapsar. Peygamberler, Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara ulaştıran elçilerdir. Bu bağlamda onlara nebi ve rasul de denir. İslam’a göre

    İsrailoğullarına gönderilen ve kendisine, Zebur adlı kitap verilen peygamberdir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Dâvud’dan söz edilir. Şeceresi Hz. İbrahim’e kadar uzanır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    peygamberlik Allah’ın seçkin kullarına verdiği bir imtiyaz ve özel görevdir. İnsan çalışıp çabalamakla peygamber olamaz.

    Kur’ân-ı Kerim 25 peygamberi ismen açıklamış, peygamber olup-olmadığı tartışılan üç kişi dışında her topluma peygamberler gönderildiğini bildirmiştir. İlk peygamber Hz. Adem, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) arasında kaç peygamber bulunduğu kesin olarak bilinmemektedir.

    Müslümanlar ayırım yapmaksızın bütün peygamberlere inandığı halde,

    bkz. Peygamber
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Yahudiler Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v)’e, Hristiyanlar ise Hz. Muhammed (s.a.v)’e inanmazlar.

    Hristiyanlar da prensip olarak peygamberlere imanı kabul etmişler, ancak bazı istisnalar koymuşlardır. Bundan ayrı olarak yine Hristiyanlar, Hz. İsa’nın Havarilerini ve Pavlus’u da peygamber hatta peygamberlerden de üstün sayarlar. Hristiyanlara göre peygamberlik çalışmakla elde edilmez; o ancak Ruhu’l-Kuds’ün bir görevlendirmesiyle olur. Yine Hristiyanlık’ta Hz. İsa, “Tanrı’nın Oğlu”, diye nitelendirilirken, O’nun havarileri de Hz. İsa’nın resulleri sayılmıştır. Hz. İsa’ya Mahkeme-i Kübra’nın yöneticisi olarak da inanırlar.

    1.5. Ahiret Gününe iman

    Allah ve O’nun peygamberi’nin bildirdiklerine inanan, kişi için Ahiret Günü’ne iman zorunludur. Ahiret günü, birinci nefhadan ikinci nefhaya, sonra da cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girmesine kadar geçer zamandır. Diğer bir ifade ile ikinci nefhadan sonra başlayan ve sonsuza kadar uzanan zamandır.

    Müslümanların ahirete imanları Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Bir ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Onlar san indirilenlere de, senden evvel indirilenlere de inanırlar. Ahirete ise onlar şüphesiz bir bilgi ve iman beslerler.” (016)

    Ahiret Günü’ne tam anlamıyla inanan kişi, dünya hayatını da düzene sokmuş, günahlardan ve sapıklıklardan nefsini büyük ölçüde korumuş olur.

    Kur’an-ı Kerim, Allah’a imandan sonra çoğu kere Ahiret Günü’ne imanı zikreder. Ahiretin zamanını bilemeden her an o büyük güne hazırlanmak, Müslümanın dünya hayatına bağlanmasını sağladığı gibi, ona sorumluluk da yükler. İslam, Ahiret Günü’nü, ölümü kıyametin vukuunu, sonra neler olacağını, ölümden sonra tekrar dirilmeği, hesaba çekilmeği, ceza ve mükafat görüleceğini vb. ayrıntıları ile açıklamıştır.

    Yahudilik ve Hristiyanlık’ta da ölümden sonra dirilme inancı vardır. Yahudilik’te ahiret konusu İslam ve Hristiyanlığa nisbetle fazla işlenmemiş, onlar daha çok dünya hayatına önem vermişlerdir.

    Hristiyanlar ise Ahiret Günü’nün hemen geleceği korkusu ile ruhbanlığa sarılmışlardır. Bu konuda da en sağlıklı dengeyi İslam kurmuştur. İslam’a göre “Hiç ölmeyecek gibi dünya için çalışılacak, yarın ölecekmiş gibi ahirete hazırlanılacaktır”.

    Ahiret Günü’ne iman konusunun Yahudiliğe ne zaman girdiği kesin olarak bilinmemektedir. Zaten Tevrat’da da kıyamet, mahşer, cennet, cehennem hakkında açık bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ayrıca bu konudaki inançları da zaman zaman değişikliklere uğramıştır.

    İncillerden elde edilen bilgilere göre Hz. İsa’nın ikinci kez dünyaya gelişiyle kıyamet vuku bulacak, ölüler mezarlarından kalkarak dirilecekler, (017) O da insanları hesaba çekmek üzere adalet kürsüsüne oturacaktır. Yine Hıristiyanlar Hz. İsa’nın yakın bir gelecekte yeryüzüne ineceğine, ancak O’ndan önce Deccal’in ortaya çıkacağına inanırlar. Hıristiyanlara göre Allah hükmetme yetkisini Hz. İsa’ya vermiştir. Ölümden sonra ruh bedenden ayrılarak dünyadaki durumuna göre sevap veya cezaya çarptırılacaktır. (018) Ölülerin son mükâfatlandırılmasından önce berzah denilen yerde kalacaklardır. Hıristiyan inancında ölümden sonra cennette mutluluk, cehennemde azap görecek olan yalnız ruhtur.

    1.6. Kaza ve Kadere iman

    İslam’da iman esaslarından biri de kaza ve kadere imandır: Gerçekte bu ifadenin kader ve kazaya iman şeklinde olması daha uygun ise de, Türkçemiz de böyle yerleşmiştir.

    Kader, ileride meydana gelecek her şeyin önceden bilinerek Allah tarafından takdir ve tesbit edilmesi, kaza da, bilinen ve tesbit edilen her şeyin zamanı geldiğinde yine Allah tarafından yaratılmasıdır. Kader, Allah’ın ilim sıfatına, kaza da tekvin sıfatına racidir. Ehl-i sünnetin inancı budur.

    İslam’a göre Allah’ın küllî iradesi yanında kulun cüz’î bir iradesi vardır. Kul bu iradesini hayra da şerre de yönlendirebilir. İyilik-kötülük, hayır-şer belli olduğuna göre kula düşen görev, aklını kullanarak iyi ve hayır olana yönelmektir. İnsan, iradesiyle yaptıklarından sorumludur. İradesi dışında olan (hangi ana-babadan, nerede, ne zaman doğacağı, boyu ve renginin ne olacağı vb.) hiçbir şeyden sorumlu değildir. Allah, kişinin hür iradesiyle seçtiği şeyleri, onun seçtiğine uygun şekilde yaratır. Kısaca seçen insan, yaratan Allah’tır. İnsanın nasıl bir tercihte bulunacağını Allah ezelde bildiği için Levh-i Mahfuz’da bunlar yazılmıştır. “ilim malûma tabidir” cümlesinin anlamı da budur. Bu bakımdan bazı kişilerin sorumluluktan kurtulmak için “ne yapayım, alın yazım bu imiş” tarzındaki itirazlarının geçerliliği yoktur. Kişi, iradesini hayra yönlendirerek çalışacak, iradesi dışındaki sonuçları da tevekkülle karşılayacaktır. İnsanın hayırlı zannederek bir işi yapmaya yönelmesi, ancak sonucun dileği doğrultusunda olmaması halinde, bu sonucun kendisi için hayırlı olduğuna inanması da onu kalben huzurlu kılar. Bu durumu açıklayan bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey müminler, sizin hoşunuza gitmediği halde uhdenize savaş yazıldı. Olur ki bir şey hoşunuza gitmezken o, sizin için hayırlı olur. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o da hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (019)

    İslam dışındaki dinlerde net bir şekilde kader anlayışı bulmak mümkün değildir. Hinduizmdeki “karma” inanışı kader olarak yorumlayanlar vardır.

    Yahudilik’te alın yazısından çok, olaylar, Tanrı’nın çizdiği belirli bir gayeye göre şekillenir. İnsanların bu dünyadaki hayatı dine uygun yaşamak ve Tanrı’nın emirlerinden sapmamak temeline oturtulmuştur. Hayır ve şerri yaratan Allah’tır. Hayır mükâfat, şer de ceza içindir. Kulların başına gelen felâketler Tanrı’nın bir çeşit imtihanıdır.

    Hıristiyanlar, insan hürriyetini sınırlandırdığı için kader ve kazaya fazla sıcak bakmamışlardır. Onlara göre Allah ancak hayrın yaratıcısıdır. şahit olduğumuz kötülükler Allah’tan değildir. Hayır ve şer Allah’ta birleşemez; çünkü Allah kötülüklerden nefret eder. (020) Bunlardan ayrı olarak Hristiyanlık’ta önemli bir yeri olan “Aslî Suç” (021) ‘la kader arasında kurulan tuhaf ilgiye de bakılmalıdır. Burada tartışılan ana mesele, “asli suç olduğu için mi insanlar kötülüğe meylederler, yoksa kötülüğe meylettikleri için mi asli suç vardır?” cümlesinde özetlenebilir.

    2- İbadet Sistemi

    İbadet sisteminden kastedilen, İslam’ın şartlarıdır. Hz, Peygamber (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ibadet olunacak Tanrı bulunmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek.” (022)

    Yahudi halkının tarihi çok eskidir. Bu insanların M.Ö. 2000 senesine doğru, Canaan (Kenani ülkesi) ve daha sonra Filistin adı verilen ülkeye gelmeleri ile başlar. Asırlar boyunca, kabileler halinde yaşadılar. M.Ö. 11. yüzyılın ikinci yarısında, Saul zamanında bir krallık haline geldiler. Davut zamanında ise, Kudüs’ü merkez yaparak kuvvetlendiler. En parlak devrini Süleyman zamanında yaşadıktan sonra ikiye bölündüler: Juda ve İsrail.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hadis-i şeriften de anlaşılmaktadır ki İslam’ın ilk şartı Allah’a ve O’nun peygamberine şahadettir. İslam’a girmek bu şartlarla olur ve bunlar yerine getirilmedikçe diğerlerini yapmanın hiçbir kıymeti olmaz. Bu ilk şarttan sonra namaz, oruç, hac ve zekât gelir.

    Hemen bütün dinlerde ibadet vardır ve inançtan sonra gelir. Arapça’da ibadet “boyun eğmek, itaat etmek, kulluk etmek, tapmak, taat ve takva” mânalarını ifade eder. Genel olarak “Allah’a tapma” olan ibadet terimi, “putlara tapma” (023) için de kullanılır. (024)

    Bir başka açıdan ibadet, sonsuz kudret sahibi Allah’a karşı gösterilen tevazu, hürmet, itaat ve ta’zimin en yüksek derecesidir. İbadet yalnız Allah’ın hakkıdır ve yalnız O’nun için yapılır. (025) Kur’an-ı Kerim’de ibadet kavramı genellikle, “Kul olmak, boyun eğerek itaat etmek, ilâh tanımak” vb. manalarda kullanılmıştır; (026) ibadet kalb ve vicdanla hissedilen kulluk şuurunun dıştaki tecellisidir. Bu bakımdan ibadet insanın dinî şuurunu kuvvetlendiren bir cevherdir. şuurla ve hakkına riâyet edilerek yapılan ibadet imanı kuvvetlendirir.

    Hemen bütün dinlerde cemaatle yapılan ibadet, ferdî ibâdetten üstün tutulmuştur. İbadet yapılan yere mabed denir. Bazı araştırıcılara göre ilk mabed, tabiatın kendisidir. Bütün dinlerde îman ile âmel arasında daima ilişki kurulmuş; imanını ameli ile bütünleştiren kişi övülmüştür. İbadetin bir parçası olan “dua”yı ibadetten ayırmak her zaman mümkün değildir.

    Çoğu zaman ibadetle dua içice bulunmuştur. İslam dışındaki bazı dinlerde ibadet, nadir hallerde aletsiz, bazan da aletli olarak müzikle karışık bir merasim şeklinde uygulanmıştır.

    ibadetler bir bütün halinde Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından tek tek uygulanarak müslümanların bu konudaki tereddütleri giderilmiştir. İslam Dini’nde ibadetler üç grupta incelenebilir:

    1-Bedenle yapılan ibadetler (namaz, oruç),

    2-Malla yapılan ibadetler (zekât, fitre, sadaka),

    3-Hem beden hem de malla yapılan ibadet (hac).

    İslam’da ibadetin en yüksek derecesi, Allah’a hiçbir menfaat beklemeksizin O’nun Allah olduğu şuuru ile inkıyad ve itaat etmektir. Kâinattaki bütün varlıklar kendi hallerine göre kendi dilleriyle ibadetlerini Allah’a karşı yapmaktadırlar. Allah kullarına güçlerinin yeteceğinden fazlasını yüklememiştir. (027)

    Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti, müminleri Allah’a itaate çağırmaktadır (028) İslam’da ibadet hayatın bir parçası olarak algılanmış ve kişinin idrakini geliştirmiştir. (029) ibn Teymiye’ye göre İslam bir bütün olarak Allah’a kulluk etmekten ibarettir. İbadet esnasında ırk ve renk farkı gözetmeyen İslam, bu özelliği ile Allah huzurundaki eşitliği düşünce plânından hayata geçirmiştir.

    2.1- Namaz

    Namaz, belirli vakitlerde yerine getirilen, kendine hâs hareket, okuyuş ve şartları bulunan bir ibadettir. Farz oluşu Kur’an, sünnet ve icma ile sabittir. Bir ayet-i kerimede,”Çünkü namaz müminler üzerine vakitleri belli bir farz olmuştur.” (030) buyurulur. Hz. Peygamber (s.a.v)’de bir hadis-i şeriflerinde, “Allah her Müslüman erkek ve kadına her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır” buyurur.

    Ergenlik çağına gelmiş, aklı başında olan kadın-erkek bütün Müslümanlar üzerine farz kılınmış beş vakit namazın dışında, cuma namazı da yalnız erkeklere farzdır. Yılda iki bayram (ramazan, kurban) namazı vacib, cenaze namazı ise farz-ı kifaye’dir. Beş vakit namaz Miraç Gecesi’nde farz kılınmıştır. Namaz mümini fenalıklardan ve günah işlemekten korur. Bu sayede mümin, dünyadaki borcunu ödemiş ahiret için sevap kazanmış olur.

    Dinin direği, müminin miracı olan namaz, İslam’ın bütün şartlarını toplayan ve kulu aracısız Allah’a ulaştıran bir ibadettir.

    Namazın altısı daha başlamadan, altısı da namazla birlikte yerine getirilen on iki farzı diğer hiçbir dinde bulunmayan bu en mükemmel ibadetin bir diğer özelliğini teşkil etmektedir. Diğer dinlerdeki ibadetlerin hiçbirinde namazdaki disiplini görmek mümkün değildir. Namazın beş ayrı vakitte farz kılınışı, müminin bütün gün belli aralıklarla kendini kontrol etmesini sağlar. Kulun, günahlarından pişmanlık duyarak af dilemesi, Allah’ın huzurunda olduğunu idrak etmesinin en güzel vasıtası yine namazdır.

    2.2- Oruç

    İslam’ın beş şartından biri de yılda bir ay ramazanda oruç tutmaktır. Oruç, Medine’de hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Bir âyet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, sizden evvelkilere yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç yazıldı. Ta ki korunasınız”. (031)

    Oruç niyet ederek tan yeri ağarmaya başladığı andan ta akşam güneşi batıncaya kadar yeme-içme ve cinsel ilişkiden uzak kalmak, suretiyle eda edilen bir ibadettir. Büyük ölçüde bedenî bir ibadet olan orucun sayılmayacak kadar çok sıhhî faydaları da vardır. Bugün tıbben de sabit olduğu üzere, birçok bedenî hastalıkların tedavisi ancak oruçla yani perhizle mümkün olmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in “Oruç tutun ki sıhhat bulasınız” hadis-i şerifleri de buna işaret etmektedir. Oruç sayesinde, yeme içme açısından zengin-fakir ayırımı büyük ölçüde giderilmektedir. Dinî bir görevi yerine getirmek gayesiyle tutulan oruç, aynı zamanda iradeyi kuvvetlendirir. Açlığa, susuzluğa dayanma, gücü verir. Oruç sayesinde Müslüman haramları daha fazla terkederek helâlleri arar. Ramazanı takibeden aylarda da daha disiplinli ibadet etme alışkanlığını kazanır.

    İslamın oruç ibadetinde, diğer bazı dinlerin oruca benzer ibadetlerinden mevcut olan perhiz belirli gıdaların dışında bir şey yememe, iki gün geceli-gündüzlü aç kalma vb. haller yoktur. Oruç, tamamen müminin yemek ve ruhî disiplinini sağlamayı hedef almıştır. Yahudilik ve Hristiyanlık’ta Hz. Musa ile Hz, İsa’nın uygulamalarından kalma 40 güne kadar varan ve perhizi esas alan bir anlayış İslam’ın orucunda görülmez. Müslümanlıktaki oruçta nefse eziyet yerine onu olgunlaştırmak esastır.

    2.3-Hac

    Hac, bedenî ve malî gücü yerinde, akıllı, ergenlik çağına gelmiş hür müslümana ömründe bir kere olmak üzere farzdır. Bu şartlan taşıyan müslüman, belirli zamanda, ihramlı vaziyette Arafat’ta vakfe ve Kabe’yi tavaf ederek hac ibadetini yerine getirmiş olur. Bu farzların dışında haccın vacip ve sünnetleri de vardır. Yukarıda sayılan şartlar kendinde bulunan müslüman bir takım bahanelerle haccı geciktirmeyerek ilk fırsatta eda etmeye çalışmalıdır.

    Hac, dünyanın her tarafındaki müslümanları yılın belli günlerinde biraraya toplayan büyük bir ibadettir. İçtimaî mevkiî ne olursa olsun, bütün hacı adaylarının kefene benzeyen ihram içinde boyunlarını bükerek “Lebbeyk” (Buyur Rabbim) yakarışlarıyla Allah’ın huzurunda bulunma gayretleri Hacca ayrı bir manevî hava verir. Hac sayesinde dünyanın dört bir yanındaki müslümanlar aynı makamlarda toplanarak âdeta büyük bir şûra meydana getirmiş olurlar. Birbirleriyle dertleşmek, konuşmak, problemlerine çareler bulmak imkânını elde ederler. İslam kardeşliğinin güzel bir dayanışmasını gerçekleştirmiş olurlar.

    2.4-Zekât

    Malî bir ibadet olan

    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    zekât, Kur’an-ı Kerim’de çeşitli isimlerle namazla birlikte 37 ayetle zikredilmiştir. Zekât dinen zengin sayılan müslümanın, bir yıl dolduran 80.18 gr. altın, 561 gr. gümüş, bunların karşılığı para, döviz veya ticarî eşyasının 1/40′ini fakirlere vermesidir. Kur’an-ı Kerim, zekât verilmesi gerekenleri sekiz sınıfta toplamıştır. Zekât, akıllı, ergenlik çağına gelmiş, hür, nisab miktarı servete sahip ve bu malın üzerinden de bir yıl geçmiş olan müslümanlara farzdır.

    Zekât, sosyal dayanışmayı sağlayan, müslümanlar arasındaki birlik ve sevgiyi kuvvetlendiren malî bir ibadettir. Fakirlerin zenginler üzerindeki haklarıdır. Kitap, sünnet ve icma ile sabit olmuş bir farzdır.

    Sözlükte “temizlik, büyümek ve çoğalmak” anlamlarına gelen zekât, bu manalara uygun olarak veren kişinin malını temizlemekte ve artarak çoğalmasını sağlamaktadır.

    Zekâtın en büyük fonksiyonlarından biri de cemiyetlerdeki sınıf farklılaşmalarını gidermesi, zenginlerle fakirler arasında bir orta sınıfın oluşmasını sağlayarak, aşırı uçların teşekkülünü önlemesidir.

    İslam’ın zekâtla getirdiği zorunlu ödemenin bir benzerinin, diğer dinlerin hiçbirinde bu derece şümullü görmek mümkün değildir. İşte bundan dolayıdır ki, müslüman toplumlarında farklı gelir gruplarındaki insanlar arasında daima sevgi ve saygı ortamı yaşatılabilmiştir.

    2.5- Kelime-i şahadet

    İslam’ın beş temel üzerine bina edildiğini açıklayan hadis-i şeriften anlaşılacağı üzere, bu beşinci esas “şahadet” cümlesini yani “Allah’tan başka ilâh olmadığını, Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve Rasulü olduğunu” söylemektir. Bu kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmek suretiyle gerçekleşir.

    İslam’dan başka bir dinden İslam’a girmek (ihtida) isteyen her kişinin, ilk söylemesi gereken cümle de budur.

    Kutsal Kitabı

    İslam’ın kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. (032) O bir vahiy eseri olduğunu (033) bizzat açıklar. Kur’an Hz. Muhammed (s.a.v)’in kalbine (034 Ruhu’l-Emîn (035) Ruhu’l-Kuds (036) vasıtasıyla ramazan’da nazil olmaya başlamıştır. (037) Kur’an-ı Kerim 114 sûre ve 6000 küsur ayetten meydana gelmiştir. Mekke ve Medine’de nazil olmuştur. (038 Dört unsuru vardır: 1- Lafız olması, 2- Arapça olması, 3- Hz. Muhammed (s.a.v)’e inzal edilmiş olması, 4- Hz. Peygamber (s.a.v)’den bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş olması. Bu dört unsurdan biri eksik olunca Kur’an olamaz. (039)

    Dinler Tarihçilerinin de ittifakla belirttikleri üzere mukaddes ve ilâhî kitap olan Kur’ar, Allah’ın kadîm ve ezelî kelâmıdır. Bunda melek ve peygamber sadece birer vasıtadır.

    Hz. Peygamber (s.a.v)’in, Allah’tan vahiy suretiyle nakletmiş olduğu ayetler, o zaman da binlerce sahabe tarafından ezberlenerek vahiy kâtipleri tarafından yazılmış ve böylece tevatür yoluyla nakledilmiştir. Otuz cüzden oluşan Kur’an-ı Kerim’in her cüzü dörder “hizb”e ayrılmıştır. Kur’an-ı Kerim azar azar nazil olarak 22 yıl 2 ay 22 günde tamamlanmıştır. (040)

    Nazil oluşu Hz. Peygamber (s.a.v) daha hayatta iken tamamlanan Kur’an-ı Kerim’in tertibi de yine O’nun tarafından vahye dayanılarak yapılmıştır. Bu tertibe göre Hz. Ebu Bekir Kur’an’ı bir cilt haline getirmiş, Hz. Osman’da o nüshayı çoğaltarak önemli merkezlere göndermiştir. (041) Kur’an’ın muhafazası, “Kur’an’ı biz indirdik, O’nun koruyucuları da şüphesiz ki biziz” (042) ayeti gereğince Allah’ın garantisindedir.

    Kur’an, kendinden Önceki ilâhî kitapların mahiyetinden bahseden, dinler arasındaki çelişkileri gideren bir ilâhî kitaptır. (043) Hz. Peygamber, (s.a.v)’in en büyük mucizesi olan Kur’an, Kitab-ı Mukaddes’in bazı peygamberlere iftira atmasına karşın, onlara isnad edilen iftiraları kesinlikle reddetmiştir.

    Kur’an-ı Kerim’de çeşitli vesilelerle en çok âdı geçen ilâhî kitap yine Kur’an’dır. (044) Kur’an, Kur’an’dan başka Furkân, Kitab-ı Mübin, Mushaf kelimeleriyle de anılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm anlaşılması için Arapça olarak gönderilmiş, (045) çelişki ve ihtilâflârdan korunmuştur. (046)

    İlâhî kitaplar içinde üslûbunun akıcılığı ve dile kolay gelişinden dolayı ezberlenmesi de en kolay kitap Kur’an-ı Kerim’dir. (47) O, kesin bilgi için tek kaynaktır. (48) Doğru ile eğriyi ayıran (049) ve doğruluk isteyenler için bir öğüttür. (050) Açıklamaları genellikle özlü olan Kur’an, geçmişte cereyan etmiş hadiselerin, nerede ve nasıl olduğundan çok, niçin vukua geldiğine dikkat çekerek, doğabilecek kötü sonuçlar için insanları tedbir almaya yöneltmiştir.

    Mezhepleri

    Mezhep kelimesi Arapça’da gitmek anlamındaki “zehab” kökünden gelir. Bu kelime ile “gidilecek yol, gidilecek yer” kastedilmiş olur. İslam’ın zuhurundan günümüze kadar birçok mezhep doğmuş, gelişmiş, zamanın geçmesiyle bazıları kaybolup gitmişlerdir. Mecazi olarak mezhep, görüş kanaat, inanç ve doktrin” demektir. Türkçe’de, itikadî, amelî, siyasî ve fıkhi ekollerin hepsi “Mezhep” kelimesiyle karşılanmıştır.

    Dinler ve Mezhepler Tarihi ile ilgili ilk dönem kaynak eserlerde “Fırka” ve “Nıhle” kelimeleri, mezhep kavramını da içine alacak tarzda kullanılmıştır.

    Mezhep kavramının doğmasında en büyük etken, dinin yorumu konusundadır. Bu manada batıl dinlerin bile mezhepleri olmuştur. Mezheplerin çıkış sebeplerini, 1-İç sebepler, 2- Dış sebepler olarak iki ana noktada toplamak mümkündür.

    Mezhep vakıası, dinî yoruma elverişli, aynı konudaki aksi bir yorumla çatıştığı zaman daha belirgin bir hal almıştır.

    İslam Dini’nde mezhepler, 1- itikadî, 2- Fıkhî, 3- Siyasî olmak üzere üçe ayrılmaktadır. şu noktayı da belirtmeliyiz ki, mezhep sahibi olan imam ve müçtehidler hiçbir zaman, “Biz bir mezhep kuruyoruz, bize uyun, bizim mezhebimizi kabul edin” dememişlerdir. Kendilerine bir dinî mesele sorulduğunda cevap vermişler, o cevabı kabul eden topluluk o mezhebi oluşturmuştur.

    İlâhî dinleri tebliğ eden peygamberlerin yaşadıkları devir bir bakıma tam inanç ve bağlılığın sağlandığı devirdir. Hz. Peygamber (s.a.v)’den sonraki devirlerde zaman geçtikçe din üzerinde birtakım ihtilâflar ortaya çıkmış, çeşitli görüşler tartışılarak, anlaşmazlık ve aykırı görüşler mezheplerin doğmasına sebep olmuştur. Denebilir ki, İslam’da ilk fikir ayrılığı Hz. Peygamber (s.a.v)’in vefatından sonra birtakım siyasî meseleler bahane edilerek çıkmıştır. İslam Dini, büyük ölçüde Hz. Ömer’den itibaren diğer ülkelerde yayılmağa başlayınca, oralardaki insanların farklı inanç ve adetleriyle karşılaşan müslümanlar birtakım problemlerle ilgilenmek zorunda kalmışlardır.

    Mezhepler arasındaki farklar bilgi, anlayış, zaman ve mekân değişiklikleriyle orantılı bir gelişme göstermiştir. İslam mezheplerinin ortaya çıkmasındaki âmiller şöyle sıralanabilir:

    1-Ölçü ve metod farklılıkları,

    2-Hilâfet konusundaki tartışmalar,

    3-Müslümanların dahili çekişmeleri,

    4-Müslümanların farklı ülke kültürleriyle karşılaşmaları,

    5-Yunan felsefesi, Yahudilik, iran ve Hind dinlerine ait düşünce ve inançların müslümanlar arasında yayılması,

    6-Cahillerin hüküm ve fetva vermeğe kalkışmaları,

    7- İlmin çeşitli branşlarında ihtisas ve derinleşme, elde edilen malzemenin derlenmesi.

    8- Ayet ve hadisler ışığında ortaya çıkan durumlara göre yeni hükümler çıkarmak zorunluluğu.

    9- Kadıların ekseriyette hak ve adaletten sapmaları.

    Ana hatlarıyla özetlenen bu sebebler öncelikle itikadî ve amelî mezheplerin doğmasına sebep olmuştur. (051)

    İtikadî mezhepler de 1-

    {{İslam}}
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Ehl-i Sünnet, 2-

    Ehl-i Sünnet Alm. Der Weg der Sünniten, Fr. la voie d ahl-i Sunnat, İng. The Sunni Path. İslam dininde doğru itikat üzere olanlar. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamın ve Eshabının (aleyhimürrıdvan) yolunda bulunanlar, bildirdikleri itikat üzere inananlar.

    Eshab-ı kiramın, Peygamber efendimizden naklen bildirdiklerini, olduğu gibi, hiçbir şey ekleyip çıkarmadan kabul edip, böylece inanıp, onların yolunda olup, onlar gibi inananlara Ehl-i sünnet
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Ehl-i Bid’at şeklinde ikiye ayrılmıştır. Ehl-i Sünnet de kendi içinde, 1- Selefiyye, 2-

    Selefiyye (Arapça: السلفية), bir İslam dini mezhebi. Ehl-i Sünnet mezhebidir.

    Selefiyye mezhebi, akıl ve nakil (Kur’an ve Sünnet) konusunda mutlak nakle inanır, akli çıkarımları kabul etmez. İman esasları ile ilgili konularda Kur’an ve Sünnetteki açıklamalar ile yetinip bunları aynen kabul eder. Bu kabule müteşâbihler de dahildir, te’vîl (görünür anlam dışında bir başka anlamda kabul etme1) etmemekle beraber cisimleştirme (yani tecsîm) de yapmazlar.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Maturudiyye, 3- Eş’ariyye diye üçe ayrılır. Ehli Bid’at (

    Eş’ariyye veya Eş’arilik, (Arapça: الأشاعرØé) İtikadi Mezhepler|İslam itikadi mezheplerinden birisidir. Ehl-i Sünnette, Selefiyye ve Maturidilik ile birlikte yaygın olan üçüncü mezheptir. Aklı Mu’tezile kadar önemsememekle birlikte, Selefiyye kadar da küçük çapta ele almaz. Genellikle itikadda aklın yeri hususunda orta bir konumda olsa da, sıklıkla Selefiyye ucuna Mu’tezile uzundan daha yakındır. Ebu Hasan Eş’ari’nin (ölüm: MS 935) kurduğu
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Ehli Beyt) mezhebi üyelerinden bazıları farklı inanç ve ibadetlere sahip olduğundan ayrıca ele alınacaktır.

    İslam mezhepleri arasında zuhur eden fikir ihtilâfları İslam’ın iman ve ibadet esaslarını inkâr etmemiştir. İslam Tarihi’nde mezhepler arasındaki farklar anlayış, bilgi, üstad, zaman ve mekân farklarından çıkmış, temele inmemiştir. Bütün ehl-i sünnet imamları Allah’ın kitabını, Peygamberin’in sünnetini, sahabenin icmaını ittifakla rehber edinmiş, ayrıca yekdiğerine karşı da saygı ve sevgi hisleriyle dopdolu bulunmuş, zaman zaman bunu açıkça ifade etmiş, hiçbiri diğerini sapıklıkla suçlamamıştır. (052) Bu kısa girişten sonra İslam dünyasının her köşesinde müntesipleri bulunan dört fıkıh (amel) mezhebini özet halinde vermeye çalışacağız.

    1-Hanefî Mezhebi

    Ehli Beyt, bir İslam dini terimi. İslam dininin son peygamberi Muhammed’in ev ahalisi ve akrabalarını, kısacası ailesini tanımlamak için kullanılır.
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hanefî Mezhebi’nin kurucusu

    bkz. Hanefi mezhebi
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Ebu Hanife’dir. İmam-ı Azam Ebu Hanife diye şöhret bulmuştur. Ebu Hanife Kufe’de (80/ 699) doğmuş, Bağdat’ta (150/ 767) vefat etmiştir. İmam-ı Azam aslen Türktür. Sahabe devrine yetişmiş tabiîndendir. Kufe’deki büyük fakihlerden okumuştur. Önceleri ticaretle meşgul olmuş, sonra büyük fakihlerden şa’bi’nin teşviki ile ömrünü ilme vermiştir. Önce “Tevhid” ilmini okumuş ve yüksek bir mertebeye ulaşmıştır. Fıkh-ı Ekber ile el-Alim ve’l-Müteallim adlı eserlerini yazarak İslam inancını savunmuştur. Basra’ya kadar giderek orada İslam inancı konusunda tartışmalara katılmıştır.

    Ebu Hanife, hocası Hammad’ın ölümü üzerine O’nun yerine geçmiştir. İmam-ı Azam, geniş ve sağlam karihası, kuvvetli fikir ve mütalâası, kitap, sünnet ve bunlardaki inceliklere derin vukufu ile temayüz etmiştir. Fıkıh ilminde pek yüksek seçkin bir mevkii vardır. Çok fazla Hacca gittiği rivayet edilir. İmam-ı Malik O’nun hakkında, “Ebu Hanife’nin mantığı o kadar kuvvetlidir ki, eğer şu direk altındır derse onu isbat edebilir” demiştir. İmam-ı Azam’ın kitap ve sünnetten beşyüzbin mesele ortaya çıkardığı, altmışdört bin fetva verdiği rivayet edilir. O, seçme kırk büyük âlim yetiştirmiştir. İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed ve İmam-ı Züfer bunların en meşhurlarındandır.

    Hanefî Mezhebi önce Irak’ta çıkmış, oradan Mısır, Doğu ve Batı’ya yayılmıştır. Irak, Şam, Afganistan, Doğu ve Batı Türkistan, Kafkasya, Anadolu, Rumeli Türkleri ve Balkanlardaki Müslümanların hemen tamamı Hanefî’dir.

    Ebu Hanife, İslam Hukuku’nun kurucusudur. O’nun mezhebi en önce takarrür eden, en kuvvetli, en sahih, en açık, kitap, sünnet ve sahabe görüşüne en uygun bir mezheptir.

    İmam-ı Şafiî, “insanlar fıkıhta Ebu Hanife’nin iyalidir” der. O, fıkhı düşünceye yepyeni bir metod getirmiştir. Metodu içtihadın bütün türlerini içine alır. İmam-ı Azam metodunu, “Ben Allah’ın kitabıyla hüküm veriyorum. Kitapta bulamazsam Rasûlüllahın sünnetine sarılıyorum. Allah’ın kitabında ve Rasûlü’nün sünnetinde bir hüküm bulamadığım zamanlarda da sahabilerin sözlerine bağlanıyorum” (054) sözleriyle açıklar. Bunlara ilave olarak Ebu Hanife, kıyas, istihsan, icma ve örfe de fetvalarında önem vermiştir. O’nun fıkhında

    1- Ticarî bir ruha sahip oluşu,

    2- şahsî hürriyeti himaye edişi, belirgin iki vasfı teşkil eder.

    Osmanlı İmparatorluğu’nun resmî mezhebi Hanefîlik’tir. Mahkemeler ve fetvalar bu mezhebe göre yürütülmüştür. Nitekim bazı ülkelerde Hanefi Mezhebi için Türklerin Mezhebi sözü gelenek haline gelmiştir. Amelde Hanefî Mezhebi’ne bağlı olanlar, itikad konusunda Ebu Mansur Mâturidi’ye uymuşlardır.

    3- Maliki Mezhebi

    Malikî Mezhebi’nin kurucusu Malik b. Enes’tir. Medine’de (93/ 711) doğmuş, yine orada (179/ 765) vefat etmiştir. İmam-ı Azam ve İmam-ı Yusuf’la görüşmeleri olmuştur. Malikî Mezhebi, Medine’ye gelip gidenler vasıtasıyla Batı’da Endülüs’te yayılmıştır. Bu bölge halkının bedevi mizaçlı olmaları ve Hicazlılara mütemayil bulunmaları Malikî Mezhebi’ni tercihlerinde önemli rol oynamıştır. İmam-ı Malik hadis ilminde çok kuvvetli idi. Muvatta adındaki hadis kitabı meşhurdur.

    İmam-ı Malik, Medine’de Rebiatü’r-Rey’den ilim tahsil etmiş, mezhebini, kitap, sünnet, icma ve kıyas üzerine kurmuştur. O’nun fıkhi görüşlerini Mısır’a intikal ettiren Abdurrahim b. Halit’tir. En çok yayıldığı yer de Yukarı Mısır’dır. Malikî Mezhebi’nin Endülüs’te yayılmasında halkının bedevi olması büyük rol oynamıştır. Malikî Mezhebi, Yemen, Katar, Bahreyn ve Sudan’da yaygındır. (055)

    İmam-Malik ile ilim tahsili yolunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak evini bile satmıştır. O’na göre ilim iki kısma ayrılır:

    1-Bütün insanlara anlatılan mevzularla ilgili olan bilgiler.

    2-Seçkin kişilere özgü olan bilgiler.

    İmam Malik, hadis-i şeriflerin yanında sadece sahabi ve tabiîlerin fıkhını öğrenmekle yetinmemiş, aynı zamanda rey’e dayanan fıkha da yönelmiştir. Hocaları genellikle,

    1-Fıkıh ve re’y üstadları,

    2-Hadis ve rivayet üstadlarıdır

    İmam Malik, ancak meydana gelmiş meseleler hakkında fetva verir, muhtemel problemler hakkında görüş bildirmekten çekinirdi. Bilmediği bir mesele için “Bilmiyorum” demeyi prensip edinmişti. Fetva konusunda çabuk cevap vermezdi. O’na göre işlerin en hayırlısı sünnet, en kötüsü de uydurma ve bidatlardır. O’na göre birinci kaynak Kur’an, ikinci kaynak sünnettir. O, Kıyas’ı da kabul etmiştir. En meşhur eseri bir hadis ve fıkıh kitabı olan Muvatta’dır. Öğrencisi Abdullah b. Vehb, O’ndan dinlediği ders ve takrirleri toplayarak Mücalesat adında bir kitap meydana getirmiştir.

    3-Şafıî Mezhebi

    Şafiî Mezhebini İmam-ı Muhammed b. İdris eş-Şafiî kurmuştur. İmam-ı Şafiî Gazze (150/ 767)’de doğmuş, Mısır (204/ 819)’da ölmüştür. Üstün akıl sahibi, şiir ve lügatte gayet kuvvetli büyük bir müctehid idi. Mekke’ye götürülmüş, oradaki büyük âlimlerden okumuş ve yirmi yaşında iken fetva vermeye başlamıştır. Ayrıca yine burada hadis tahsil etmiştir. İmam-ı Şafiî, İmam-ı Azam’ın öğrencisi olan İmam-ı Muhammed’in meclislerinde bulunmuştur. En meşhur eserleri er-Risale ve el-Üm’dür.

    Şafiî Mezhebi ilk olarak Irak’ta yayılamamıştır. Çünkü irak’ta Hanefî bilginleri çoktur. Sonra Irak’tan Mısır’a gidince mezhebi orada yayılmıştır. O zamanlar Mısır’da Şafiî çapında büyük fakih yoktur. Bu sayılan ülkeler dışında şafiîlik Horasan, Şam ve Yemen’in bazı bölgelerinde yayılmıştır. Fatımîler devrinde Mısır’da sönmeye yüz tutan Şafiî Mezhebi’ni Selahaddin-i Eyyûbî yeniden ihya etmiştir. Mısır ve Arabistan halkının çoğu Şafiî’dir. İmam Şafiî, başlangıçta Malikî etbaından sayılırdı. Çünkü O, mezhebini İmam-ı Malik’ten almıştır.

    Fakir bir hayat süren Şafiî’ye, ömrünün sonuna doğru beytü’l-mâl’dan tahsisat bağlanmıştır. O, İmam-ı Muhammed’ten yalnız rey ve kıyas fıkhını tahsil etmekle yetinmemiş, Iraklılarca meşhur olan rivayetleri de öğrenmiştir. Şafiî Mezhebi’nde tahriç de büyük bir yer tutmaktadır. Kuvvetli hafızası yanında Şafiî’nin hazır cevaplığı da bilinmektedir. O, hocası imam Malik gibi keskin bir görüş sahibidir.

    Şafiî’nin döneminde çeşitli fikirler ve birbirine zıt mezheplerle, temellerini Mu’tezile’nin attğı ilm-i Kelâm’da doğmuştur. İmam-ı Şafiî tesbit ettiği usul-i fıkıh kaidelerini iki maksatla kullanmıştır:

    1-Bu kaideler sağlam görüşleri tanımak için bir ölçüdür.

    2-Yeni hükümler çıkarılırken bu kaideler küllî bir kanun olarak ele alınacaktır.

    Genellikle kabul edildiğine göre Şafiî Mezhebi’nin yayılması; 1- Bağdat, 2-Mısır olmak üzere iki devreye ayrılır.

    4- Hanbelî Mezhebi

    Ahmed b. Hanbel, Bağdat (164/ 780)’da doğmuş, orada (241/ 855) vefat etmiş büyük müctehidlerden biridir. (057) O’nun, hadis ve fıkıhta hocası imam Ebu Yusuftur. Bağdat’a geldiğinde Ahmed b. Hanbel ile görüşen imam Şafiî O’nun hakkında, “Bağdat’ta bundan efdal, bundan daha fakih ve âlim bir kimse görmedim” demiştir. En meşhur eseri Müsned’tir. O, sözlerinin yazılmasını istememesine rağmen, söz ve fetvalarından otuz ciltlik bir eser meydana getirilmiştir. Kendine has bir ictihad tekniği vardır. O’nun metodu daha çok imam Şafiî’ye benzemektedir. Diğerlerine nazaran Hanbelî Mezhebi’nin mensubu o kadar çok değildir. Önceleri Bağdat’ta Hanbeliler çoğunlukta iken Hülâgu’nun istilâsından sonra azalmışlardır. Günümüzde Suriye, Irak ve Necid, az sayıda da olsa Katar ve Bahreyn’de Hanbelî vardır.

    Ahmed b. Hanbel küçük yaşında ilim tahsili için şam, Hicaz ve Yemen’e gitmiş, Bağdat’ta bulunduğu sürece imam Şafiî’den ayrılmamıştır. Mezhebini şu temeller üzerine kurmuştur:

    1-Fetva, kitap ve sünnet’e istinat etmelidir.

    2-Sahabenin fetvalarına bakmalıdır.

    3-Bir konu hakkında mürsel ve zayıf hadisi bertaraf eden bir şey olmadığı zaman mürsel ve zayıf hadis alınmalıdır.

    4-Aksi bir söz veya icma bulunmayan sahabi fetvasıyla amel edilmelidir.

    Ahmed b. Hanbel, hakkında nass yahut seleften eser bulunmayan bir meselede fetva vermeği hoş görmeyerek bunu önleme konusunda çok titiz davranmıştır.

    Ahmed b. Hanbel, hadisi muhaddislerden tahsil etmek için Bağdat, Basra, Kufe, Mekke ve Medine ile yetinmeyerek Yemen’e dahi gitmiştir. Rivayet ilmi O’nu fıkha ulaştırmıştır. Verdiği fetvaların yazılarak nakledilmesini yasaklamış, “yazılması gereken din ilmi ancak kitap ve sünnettir” demiştir. Hayatında, daima kıt kanaat geçinen başkasına muhtaç olmamak için daima çalışan Ahmed b. Hanbel, şu hususlara çok özen göstermiştir:

    1-Devlet memuru olmak.

    2-Vali veya halifenin ihsanını kabul etmek.

    Ahmed b. Hanbel’in fıkhı hakkında münakaşaya girişenler, O’na şu noktalarda itiraz etmişlerdir:

    1-Rivayeti fetvaya tercih etmiştir.

    2- Fetvalarının yazılmasını yasaklamıştır.

    3-ihtilâfa düşen sahabilerin görüşlerini ayrı ayrı kabul etmiştir.

    4- Bilginlerden çoğu, bazı fıkhî meseleleri O’na nisbet etmede şüpheye düşmüşlerdir.

    Diğer mezhep imamları gibi Ahmed b. Hanbel de kitap ve sünnetten faydalanarak Müslümanların dinî meselelerini çözmekle uğraşmıştır. (058)

    Bu Bölümde İslamiyet Dini ; Sünni Mezhebi esas alınarak tanıtılmıştır.(Alevi inanç ve ibadetleri için bkz. Alevilik)

    Kaynak:

     

    http://dunyadinleri.com/İslamiyet.html

    Açıklama ve Kaynaklar

    (002) Âl-i imrân, 19.

    (003) En’âm, 125.

    (004) Mâide, 3.

    (005) Saf, 9.

    (006) Bu sayı o zamanki Arap kabilelerini göstermektedir.

    (007) O zamanlar Bizans, Necran ve Habeşistan’da Hristiyanlık, Sasanilerde Mecusilik, Yemen, Taif ve Medine’de Yahudilik dinleri hakimdi.

    (008) Putlar genellikle taş, tahta ve madenden yapılırdı. İnsan şeklinde madenden yapılan puta “sanem”, taştan ve ağaçtan yapılanına da “vesen” denirdi.

    (009) Sebe’, 28

    (010) Tasdik üç aşamada incelenir: 1. Kalb. 2. Dil, 3. Fiil.

    (011) Ebu Davud, Sünhe, 14.

    (010) Tasdik üç aşamada incelenir: 1. Kalb. 2. Dil, 3. Fiil.

    (011) Ebu Davud, Sünhe, 14.

    (012) Ayrıca bkz. Bakara, 225; Nisa, 87; Mâide, 73; Tâhâ, 8; isrâ, 39.

    (013) Bkz. Bakara, 285.

    (014) Dört büyük kitap: 1- Tevrat (Hz. Musa), 2- Zebur (Hz. Davud), 3- incil (Hz. İsa), 4- Kur’an (Hz. Muhammed (s.a.v)’e verilmiştir. Suhuf da, 1-10 sahife (Hz. Adem), 2-50 sahife (Hz. şid), 3- 30 sahife (Hz. İdris), 4-10 sahife (Hz. İbrahim)’e verilmiştir. Bu sahifeler büyük bir ihtimâlle tablet, levha ve çeşitli malzemelerden yapılmış cisimlere kaydedilmiştir.

    (016) Bakara, 4. Ayrıca bkz. Âl-i imran, 22.

    (017) Bkz. Matta, XXV, 17-29.

    (018) Bkz. Matta, XXV, 46.

    (019) Bakara, 216.

    (020) ibranilere Mektup, l, 9, Vahiy, IV,11.

    (021) Asli Suç, Hz. Adem ile Hz. Havva’nın, Allah’ın yasakladığı meyveden yemeleri sonucu cennetten çıkarılmaları ve işledikleri bu günahın bütün insanlığa şamil olması şeklindeki Hristiyan inancı.

    (022) Bu hadis-i şerifi Buhari ve Müslim ibn Ömer’den rivayet etmişlerdir. Müslim Tercümesi, A. Davudoğlu, (1912-1983 ist. 1977,1, 152.

    (023) Bkz. Yûnus, 30; Kehf, 110; Meryem, 66.

    (024) Bkz. Meryem,85; Ahkâf,5.

    (025) Bkz. Nahl,36.

    (026) Bkz. Mü’minûn, 45-47; şuarâ, 22; Bakara, 172; Mâide, 60; Nahl, 36.

    (027) Bkz. Bakara, 286.

    (028) Bkz. Bakara, 21,172; Mâide, 76; Hûd, 2,109; Hicr, 99; Tâhâ, 14; Yûsuf, 40; Zâriyât, 36.

    (029) Muhammed el-Mübarek, Nizamü’l-İslam, Cidde, 1977, s,130.

    (030) Nisa, 103.

    (031) Bakara, 183. Ayrıca bkz. Bakara, 184, 185, 187, 196; Nisa, 92; Mâide, 89, 95; Tevbe, 112; Meryem, 26; Ahzâb, 35.

    (032) O’na bu ismi bizzat Kur’an vermiştir. Bkz. Bakara, 185.

    (033) Bkz. şuarâ, 192; Zümer, 4.

    (034) Bkz. Muhammed, 2.

    (035) Bkz. şuarâ, 192,193.

    (036) Bkz.Nahl, 102.

    (037) Bkz. Bakara, 185.

    (038) Mekke’de 93, Medine’de 21 sure nazil olmuştur.

    (039) A.Hamdi Akseki, İslam Dini, s. 79.

    (040) i.Hakkı izmirli, Tarih-i Kur’an, ist. 1956, s.9

    . (041) Bu şehirler Mekke, Medine, Kufe, Basra, şam, Mısır, Yemen ve Hadramut’tur.

    (042) Hicr, 9.

    (043) Bkz. Nahl, 63, 64.

    (044) Kur’an-ı Kerim’de açıkça Kur’an kelimesi 44 ayrı sûrede ve 70 ayette geçmektedir.

    (045) Bkz. Tâhâ, 113; Zuhruf, 3; Yûsuf, 2; Fussilet, 1-4.

    (046) Bkz. Zümer, 28.

    (047) Bkz. Kıyâme, 17, 18.

    (048) Bkz. Hakka, 51.

    (049) Bkz. Tarık, 13,14; Enfâl, 29; Neml, 1.

    (050) Bkz. Tekvîr, 27,28; Kehf, 54.

    (051) Hayrettin Karaman, İslam Hukukunda Mezhepler, ist. 1971, s. 14.

    (052) H. Karaman, a.g.e., s. 16.

    (053) Bu mezheplere bağlı kişiler inanç hususunda Maturidi ve Eş’arî diye iki büyük kola ayrılırlar.

    (054) Muhammed Ebu Zehra, İslamda Fıkhî Mezhepler Tarihi, (çev. Abdulkadir şener), Ank. 1968, II, 170.

    (055) Abdurrahman el-Ceziri, Kitabu’l-Fıkh ala’l-Mezahibi’l-Erbaa, (çev. Hasan Ege), Ank., 1971, 1,41.

    (056) İmam-ı Şafiî Mısır’da şu eserleri yazmıştır: 1- el-Ümm, 2- Kitabu’s-Sünen, 3- el-Emaliu’l-Kübra, 4- el-imlau’s-Sağir.

    (057) Hanbel, babasının değil, dedesinin adıdır.

    (058) Muhammed Ebu Zehra, a.g.e., III, 179.

    Elton John

    Elton John, veya doğum adıyla Reginald Kenneth Dwight (d. 25 Mart 1947, London), İngiliz pop/rock şarkıcısı, beste yazarı ve piyanisttir. Müziğin dominantları arasında yer alan İngiliz sanatçı, 1970′lerden günümüze 250 milyondan fazla albüm 1 milyondan fazla single kopyası sattırarak gelmiş geçmiş en büyük şarkıcılar arasında yer almaktadır

    Elton John helps Eminem to get off drugs

     

    Elton John 25 Mart 1947′de doğdu, babası Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin trompetçisi idi. 4 yaşındaki Reginald Dwight, babasının da müziğin içinde olmasının etkisiyle piyano dersleri almaya başladı. 11 yaşında, Kraliyet Müzik Akademisi’nden burs kazandı. 6 yıllık müzik eğitiminin ardından, müzik dünyasının ve gösteri dünyasının içinde yer almak isteği ile okulunu terk etti. Dwight, 60′lı yılların başında, ilk grubu, Bluesology’i kurdu.

    1965′de profesyonel oldu. O dönemde, pekçok solo konser verdi, publarda, otel’lerde çalıştı. 1966′da Long Jonn Baldry, gruba katıldı. Elton Dean saksafonda ve Caleb Quaye de gitardaydı… Baldry enerjisi ile birden grubun lideri oldu. John bütün düşlerini kaybetti. Bir plak şirketi ile ciddi bir kontrata imza atarak çalışmalarına devam etmek istiyordu.

    Organizatör Ray Williams, bu imkanları ona sağladı. Liberty Record gitti. Çekingen Dwight, orada, hayranı olduğu yazar Bernie Taupin ile tanıştı. Aynı müzikal zevkleri paylaştıklarını keşfettiler. İlk olarak birlikte şarkı sözleri yarattılar. “Scarecrow”u tamamladılar. 1968′de, “Boom-Bang A Bang”in başarısızlığı onu çökkünlüğe soktu. 1969′da Empty Sky albümü çıktı. Ancak müzik dergileri bu şarkıyı da favorilerinin arasına almadılar. Aylar boyunca, stüdyoda “He Ain’t Heavy He’s My Btother” için stüdyoya kapandı. Sınırlı bir bütçe ile çalıştı. Ve en sonunda, kabus gibi günler geride kaldı. Gus Dudgeon, “Elton John” adı ile “Border Song” albümünün yapımını gerçekleştirdi. Albümden “Your Song” John’un klasikleri arasındadır. İngiltere listelerinde 2. numaraya yükseldi. LA’s Troubadour Club ile anlaştı ve tanınırlığını sağladı. “Tumbleweed Connection” ile büyük bir atılım yaptı. Devamında gelen ve 17.11.1970 konserinin canlı kayıdı olan “Friends” hayranlarına hayal kırıklığı yaşatsa da bu önemli bir düşüş sayılmazdı…

    Çünkü kısa bir süre sonra Elton John artık bir “süper yıldız”dı. ABD‘deki konserleri tam bir gösteri havasında geçiyordu. Elton John, kendi kendini lanse eden tek rock starıdır. 1972 ile 1975 yılları arası şarkıları: “Rocket Man”, “Daniel”, “Saturday Night’s Alright for fighting”, “Goodbye Yellow Brick Road”, “Candle in the Wind” ve “Someone Saved my Life Tonight” hep dönemlerinde listelerde birinci sırada yer aldı. Elton John, 1975 yılında John Lennon ve Yoko Ono’ya yakınlaştı. Madison Square Garden konseri sonrasında birlikte Thanksgiving’i (Şükran Günü) yarattılar. 1976′da Kiki Dee ile yaptığı düet “Don’t Go Breaking My Heart”, “Here and There” ve “Blue Moves” ile zirveyi yine yaşadı. Avrupa’da büyük beğeni kazanan bu şarkılar, 2 milyonun üzerinde satış sağladı.

    1977′de artık müzik yapmayacağını açıkladı. Bu açıklamasına rağmen, komünist Blok’ta ve Sovyetler Birliği’nde konser verdi. 1979′da Taupin, Los Angeles’e yerleşti. John & Taupin beraberliği de böylece koptu. Elton şarkı sözlerini piyanist ve Tony Osborn’un oğlu Gary ile yazdı. Bu yeni ortaklık, birkaç başarılı şarkının doğmasını sağladı. Bu döneme ait hatırlanabilecek en önemli şarkı enstrümantal olan “Song for Guy”. Başarılı müzik kariyerinin ardından kişisel problemler Elton’un canının sıkıyordu. Saçları dökülüyor, kilo alıyordu… Ayrıca biseksüel olduğu konusunda basında çıkan haberlerden tedirgin ve rahatsız oluyordu. Çünkü homoseksüel olarak tanınması onu o dönemde korkutuyordu. Futbol tutkusuyla da bilinen Elton John, Watford takımına da destek verdi. Klübün %15′lik hissesine sahip oldu. Takımı, 1985 final kupasını kazandı. Pekçok hayranı, John’un biseksüel olmasını kabullenemiyordu. 80′li yıllarda bu yüzden albüm satışları durdu. Bu durumu düzeltmek için Taupin ile tekrar çalışması gerektiğini düşündü. 1983 yapımı “Too Low For Zero”, “I’m still standing” ile tekrar doğdu denilebilir.

    Yılı çok iyi bir performansla bitirdi. Saint-Valentin günü Renate Blauel ile evlendi. 1985′te Wham’in veda konserinde bulundu. Bir ay sonra, AIDS’le mücadele konulu bir konser düzenledi. Bu yıl “Ice On Fire” müzikseverlerle buluştu. Ocak 1986′da bir açık hava konserinde rahatsızlandı ve hastaneye kaldırıldı. Boğazından ameliyat geçirdi. Bu dönemde Elton John’un gırtlak kanseri olduğu ve evliliğinin hiç iyi gitmediği yolundaki söylentiler ayyuka çıktı. Basın, Renate ve John’un evliliğine son vermişti bile. 1988′de, mükemmel bir şarkı “Reg Strikes Back”ı gerçekleştirdi. Tempolu şarkısı “I Don’t Wanna Go On With You Like That” büyük ilgi gördü. 1988 Aralık ayında, John boşandı ve müziğe iyice konsantre oldu. “Sleeping With the Past” albümü ile geldi. 1991 Nisan’ında, Sunday Times, Büyük Britanya’nın en zengin kişileri arasında Elton John’u da gösterdi. Yılın sonuna doğru tekrar sahnelere döndü. 1992′de formu çok iyi idi ve yeni albümü “The One” da ona tekrar başarı getirmişti. Sunday Mirror gazetesinde, kendisi hakkında çıkarılan bulimi hastalığına yakalandığına dair çıkarılan habere karşı dava açtı ve kazandı.

    Aynı yıl AIDS ile mücadele için bir fon oluşturdu. Konser ve albüm gelirlerinin büyük bir bölümünü buraya devretti. 1993′te Bonnie Rait, Paul Young, KD Lang ve George Michael’i davet ettiği albümü “Duets” ile beklediği başarıyı yakaladı. Yine aynı yıl, “The Lion King” filmi için bestelediği 5 yeni şarkı geldi. Albüm ABD’de bir numara oldu. “Can You Feel The Love Tonight” “En İyi Film Müziği” Oskar ödülünü aldı. 1995′te basın onun geçmişi ile ilgili haberleri eşelemeye başladı. Cinsel tercihi, uyuşturucu, aile durumu ve benzeri konuları yazıp çizdi. Tabii çıkan bütün haberleri yalanladı. Bütün bunlara rağmen, kendisine büyük ilgi ve sevgi gösteren, geniş ve özel bir hayran topluluğu oluştu.

    Çok iyi bir albüm “Made In England” ile o da hayranlarına teşekkür etti. 1997′de kariyerini zirvede korudu. Çok yakın arkadaşı olan Prenses Diana’nın kayıbının ardından, cenaze töreninde şarkı söylemesi için ısrar edildi. Milyarlarca insanın önünde, böyle bir şeyi üstlenmek onu oldukça heyecanlandırdı. “Candle in the Wind”i Prenses için yeniden düzenledi. Takdir gören bu çalışma herkesi memnun etti. “The Big Picture” albümü büyük istek gördü. Ticari başarısı büyük oldu. Bir yıl sonra, ABD’nin en çok satılan albümü olarak açıklandı. 1999′da Elton John, Amerikalı “country/kasaba” yıldızı LeAnn Rimes ile “Written in the Stars” adlı şarkıda düet yaptı. Bu ortak çalışma İngiltere’de Mart ayında listelerde ilk 10 listesinde yer aldı.

    Elton John, müzik yaşamını, daha çok yardım konserleri ve toplumsal fayda için etkin olacak şekilde düzenleyen ünlüler arasına katıldı. Müzik anlayışı sevenleri için çok şey ifade eden John, unutulması zor isimlerden biri…

    Beyzbol tarihçesi

    Beysbol bir spor Uluslararası ancak ABD ve Kanada çoğunlukla dokuz oyuncu iki takım arasında dokuz atış üzerinden oynanan bir. Süre kalan alan ve karşı takım Yarasa bir oyuncu Döner Herhangi bir anda bir takım sahada bir oyuncu sürahi ile belirlenmiş olacaktır. Diğer beyzbol sopası ve topu spor için Kriket gibi benzer, ancak dört baz hitter sahip farklılık olmadığı sürece bir home run vurursa gol önce müzakere gerekiyor.

    Beyzbol ABD egemenliği rağmen, oyun aslında Kuzey Amerika’da icat değil, ve ortaçağ oyunlar da kriket, yarasa ve genellikle daha fazla Kuzey Amerika, Japonya ve Küba dışında popüler bir top oyunu geliştirilen bu kökenleri borçlu, ve diğer ülkelerde çok az sayıda. Ancak oyunlar Rusya (Lapta) ve Romanya (Oina) tüm İngilizce türevleri benzer idi 14 yy boyunca oynadığı öneriyor Ortaçağ yarasa ve İngiltere’den gelen top oyunları, modern beyzbol büyük olasılıkla üst halen bu oyun bir yarasa ile oynanır ve top topluca önceki tarih, kökenli olabilir belki de Celtic defa erken. Beyzbol ABD egemenliği rağmen, oyun aslında Kuzey Amerika’da icat değil, Ortaçağ ve oyunlar da Kriket, Yarasa ve genellikle daha fazla Kuzey Amerika, Japonya ve Küba dışında popüler bir top oyunu geliştirilen bu kökenleri borçlu, ve diğer ülkelerde çok az sayıda. Ancak oyunlar Rusya (Lapta) ve Romanya (Oina) İngilizce türevleri benzer idi 14 boyunca oynadığı öneriyor Ortaçağ Yarasa ve İngiltere’den gelen en iyi oyunları, beyzbol, modern büyük olasılıkla üst halen bu oyun bir Yarasa ile oynanır ve top Topluca önceki tarih, kökenli olabilir belki yy tüm de Celtic defa erken.

    Baseball History

    İngilizce Ortaçağ raket ve top oyunları Stoolball, Rounders, köpek ve kedi, ve belki de kriket de dahil. Stoolball tüm diğer raket ve top oyun gelmek için yaklaşık 1.070 metinleri ve belirtilen varlık milkmaids gişe kapısı olarak milkstool kullanarak oynandı, bir top atılır ve meyilli ile el veya küçük bir yarasa ile topa vurmak için gerekli olan görünüyor o tabure çarpma önlenmelidir. Fiziksel aktivite miktarı atma ve vurma ve olası olduğunu boşluğu çok küçük avlu oynadığı olabilir büyük bir ihtiyaç var sınırlıydı. İngilizce Ortaçağ raket ve top oyunları Stoolball, Rounders, köpek ve kedi, ve belki de Kriket de dahil. Stoolball tüm diğer raket ve top oyun gelmek için yaklaşık 1,070 metinleri ve belirtilen varlık milkmaids Gişe kapısı olarak milkstool kullanarak oynandı, bir top atılır ve meyilli ile el veya küçük bir Yarasa ile topa vurmak için gerekli olan görünüyor o Tabure çarpma önlenmelidir. Fiziksel aktivite miktarı atma ve vurma ve olası olduğunu boşluğu çok küçük avlu oynadığı olabilir büyük bir ihtiyaç var sınırlıydı.

    Birçok tarihçi stoolball Ortaçağ kasaba ve köylerde erkekler tarafından kabul edilmiş olabilir ve kriket için öncü olmak yana 1500′ler Bahçe kapıları arasında çalışan inanmak çalışan puanlama ayrılmaz bir parçası, fakat merakla topu olarak aynı stilde dolu atıldı Modern beyzbol gibi. Rounders, oyun öncelikle İrlanda’da bugün de İngiltere kökenli oynadı, ama daha modern beyzbol için Stoolball daha benzer. Birçok tarihçi stoolball Ortaçağ kasaba ve köylerde erkekler tarafından kabul edilmiş olabilir ve Kriket için öncü olmak yana 1500′ler Bahçe kapıları arasında çalışan inanmak çalışan Puanlama ayrılmaz bir parçası, fakat merakla topu olarak aynı stilde dolu atıldı Modern beyzbol gibi. Rounders, oyun öncelikle İrlanda ‘ da bugün de İngiltere kökenli oynadı, ama daha modern bir beyzbol için Stoolball daha benzer.

    Rounders iki karşıt takım alan ve beyzbol sopası benzer ve hitter ekibi için bir nokta puanlama önce dört baz geçmek gerekiyor. Rounders modern versiyonu olan yarasa bir el olup olmadığını ve o şarkıları veya topu kaçıran çalıştırmak için gerekli, ama eski zamanlarda önce kuralları her yöreden yazılmıştır kendi kurallarını oluşturmak için ücretsiz olarak gereken bir batsmen için sinsi kase, top atıcı görür bazıları çok modern beyzbol yaklaşabilir inanılıyor. Rounders ekibi için bir nokta Puanlama önce dört baz geçmek gerekiyor ve beyzbol sopası benzer ve hitter Karşıt alan iki takım. Rounders modern versiyonu olan yarasa bir el olup olmadıgını ve o şarkıları veya topu kaçıran çalıştırmak için gerekli, ama eski zamanlarda önce onu yöreden yazılmıştır kendi kuralları kurallarını oluşturmak için ücretsiz olarak gereken bir batsmen için sinsi kase, üst Atıcı görür bazıları çok modern bir beyzbol yaklaşabilir inanılıyor.

    Baseball

    ABD’de, bir oyun Town Ball, hangi Amerika İngiliz ve İrlandalı göçmenler tarafından getirilen görünür olarak bilinen çok Rounders, ama içinde hangi o oynandı her bölgesinde benzer kendi kuralları vardı. Town Ball uzun zaman önce 1740 olarak oynanmış olması, ama belki de daha önce bilinir ve ABD’nin bazı bölgelerinde üs olarak bilinen, baz topu, top, ya da yuvarlak top. Ad tabanı topu uzun ABD’de icat edilmiş, Albert Spalding, Spalding Spor Ekipman kurucusu olduğu Abner Doubleday adını sözde oyun bağımsız bir adam dahil bir tarih icat ölçüde bile kabul edilmiştir onun İngiltere’de gerçek kökenleri. ABD’de, bir oyun Town Ball, hangi Amerika İngiliz ve İrlandalı göçmenler tarafından getirilen görünür olarak bilinen çok Rounders, ama içinde hangi o her bölgesinde benzer oynandı kendi kuralları vardı. Town Ball uzun zaman önce 1740 olarak Oynanmış olması, ama belki de daha önce Bilinir ve ABD’nin bazı bölgelerinde üs olarak bilinen, baz topu, top, ya da yuvarlak top. Reklam tabanı topu uzun ABD’de icat edilmiş, Albert Spalding, Spalding Spor Ekipman kurucusu olduğu Abner Doubleday adını sözde oyun bağımsız bir adam dahil Bir Tarih icat ölçüde safra kabul edilmiştir onun İngiltere’de gerçek kökenleri.

    Ilk beyzbol için referans bilinen 1.791 den, Pittsfield Town Hall Town Meeting evin 80 metre içinde beyzbol oynayan Kısıtlama bir kararname geliyor. Ama Beyzbol oyunun ilk kaydedilen kurallar 1.845 den Alexander Cartwright, New York itfaiye birlikte insan bir grup toplayıp Knickerbocker Kulüp oluşturulan ve aynı zamanda kulüp ve karara bağlamak oyun yönetmek için kurallar kümesidir formüle geliyorlar. Cartwright’s kurallar çerçevesinde İlk maç (ayrıca Knickerbocker kurallar olarak da bilinir) Elysian Fields Haziran 18 New York Nine karşı th 1.846 gerçekleşti. Rağmen kuralları yazılı olan, Knickerbocker Kulübü oyunu 23-1 kaybetti. Ilk beyzbol için referans bilinen 1,791 den, Pittsfield Town Hall Town. Ama Beyzbol oyunun ilk Kaydedilen kurallar 1,845 den Alexander Cartwright, evin 80 metre içinde beyzbol oynayan Kısıtlama bir kararname geliyor Toplantı New York itfaiye birlikte insan bir grup toplayıp Knickerbocker Kulüp oluşturulan ve aynı zamanda kulüp ve karara bağlamak oyun yönetmek için kurallar kümesidir Formule geliyorlar. Cartwright’s kurallar çerçevesinde İlk maç (ayrıca Knickerbocker kurallar olarak da bilinir) Elysian Fields Haziran 18 New York Nine karşı th 1,846 gerçekleşti. Rağmen kuralları yazılı olan, Knickerbocker Kulübü oyunu 23-1 kaybetti.

    Kulüp düzeyinde Beyzbol için heyecan ve seyirci arasında birkaç yeni kulübü aşağıdaki yıllarda şekillendirme sorumlu olduğu, o kadar 1858 yılında bu arada 25 kulüp getirmek mümkün olduğunu ve National Association of Base Ball of Players oluşturun. Ilk profesyonel beyzbol takımı 1869 yılında, Cincinnati Kırmızı Stockings ulusal bir işe sürücü East Coast bir tur ardından başlayan ve tüm maçları kazanan ama 6. NABPP ve halefi National Association az ekipleri ve rekabetçi oyun büyüme teşvik, bu nedenle 1876 yılında National League bu gün devam kuruldu başarılı olmuştur. Kulüp düzeyinde Beyzbol için heyecan ve seyirci arasında birkaç yeni kulübü aþaðýdaki yýllarda Şekillendirme sorumlu olduğu, o kadar 1858 yılında bu arada 25 kulüp getirmek mümkün olduğunu ve National Association of Base Ball Oyuncular oluşturun of. Ilk profesyonel beyzbol takımı 1869 yılında, Cincinnati Kırmızı Stockings ulusal bir işe sürücü East Coast bir tur ardından başlayan ve tüm maçları kazanan ama 6. NABPP ve halefi National Association az ekipleri ve rekabetçi oyun büyüme teşvik, bu nedenle 1876 yılında Milli Lig bu gün devam kuruldu başarılı olmuştur.

    Başlangıçta National League 12 profesyonel takım, ancak yapıldı azalan bilet satışı 1900 yılında 8 takım, bir karar küçük Batı Ligi için küçültmeyi lig için öylesine zorladı ki hızla kente National League düşüş genişletmek olabilir bekliyordu . Genişletilmiş Batı Ligi kendisi, iki lig ve bir Dünya Serisi rekabet arasındaki rekabet yol açan her yıl Ulusal Ligi kazanan takım arasında Amerikan Ligi kazanan takım karşı düzenlenen Amerikan Ligi olarak değiştirildi. Başlangıçta National League 12 profesyonel takım, ancak yapıldı Azalan bilet bir karar küçük Batı Ligi için küçültmeyi lig için öylesine zorladı ki hızla kente National League düşüş genişletmek olabilir bekliyordu. Genişletilmiş Batı Ligi kendisi, ve bir Dünya Serisi rekabet iki lig 1900 yılında 8 takım, satışı arasındaki rekabet yol açan her yıl Ulusal Ligi kazanan takım arasında Amerikan Ligi kazanan takım karşı düzenlenen Amerikan Ligi olarak değiştirildi.

    Babe Ruth Babe Ruth Babe Ruth 

    Iki büyük ligleri arasında farklılıklar çok, her iki işletim belirlenen hitter kural Amerikan Ligi tarafından 1973 yılında takım sürahi sürahi sağlayan bir yerde olan yarasalar bir oyuncu aday izin kabul edilen dışında temelde aynı kurallara göre küçük ve vuruş konsantre için Hitters atarak kendi eğitim konsantre. National League aksine bu kural bulmamaktadır ve sürahi kendi vuruş gerektirir. Orada kural World Series Şampiyonası Amerikan takımları tarafından genel kazanır katkıda bulunmuştur bazı spekülasyonlar oldu. Iki büyük Ligleri arasında farklılıklar çok, ona. National League sürahi sürahi saglayan bir yerde olan yarasalar bir oyuncu aday izin kabul edilen dışında temelde aynı kurallara göre küçük ve vuruş için konsantre Hitters atarak kendi eğitim Konsantre işletim belirlenen hitter kural Amerikan Ligi tarafından 1973 yılında iki takım aksine bulmamaktadır bu kural ve sürahi kendi vuruş gerektirir. Orada kural World Series Şampiyonası Amerikan takımları tarafından genel kazanır Katkıda bulunmuştur bazı spekülasyonlar oldu.

    Bazı büyük oyuncu ve hem haline ünlüler kendi mütevazı başlangıcından taraftarları ve oyuncular ilham kaynağı beyzbol tarihte, çoğu spor aşan ve şarkı içinde ölümsüzlük kazanarak, siyaset filmlerde bile. Babe Ruth, Joe Di Maggio, Lou Gehrig veya Mickey Mantle gibi oyuncular isimleri borç verme. Amerika’nın en iyi oyuncuların Ne yazık ki bir dizi önemli ligleri renk nedeniyle play asla izin vardı. 1870′ler ve 1940′ların birçok büyük oyuncu negro ligleri, popüler, iken bu oyuncular anlamına oynayan sınırlı demekti Beyzbol arasında bir entegrasyon eksikliği doğrudan beyaz meslektaşları ile kıyaslandığında asla olabilir. Bazı büyük oyuncu ve hem haline ünlüler kendi mütevazı Başlangıcından taraftarları ve oyuncular ilham kaynağı beyzbol tarihte, çoğu spor Aşan ve şarkı içinde Ölümsüzlük kazanarak, Siyaset filmlerde bile. Babe Ruth, Joe Di Maggio, Lou Gehrig veya Mickey Mantle gibi oyuncular isimleri borç verme. Amerika ‘nın en iyi oyuncuların Ne yazık ki bir dizi önemli Ligleri renk nedeniyle oynamaya asla izin vardı. 1870′ler ve 1940′ların birçok büyük oyuncu negro Ligleri, popüler, iken bu oyuncular anlamına oynayan sınırlı demekti Beyzbol arasında bir Entegrasyon eksikliği Doğrudan beyaz meslektaşları ile kıyaslandığında asla olabilir.

    Baseball 1945′den entegre başladı, birçok kulüp sahipleri ve büyük lig Yöneticiler katkı Afrikalı Amerikalılar savaş çabalarına yapılan sonra binbaşı kendi şansını siyah oyuncu inkar için belki iyi bir vicdan olmadığından. Bazı Amerika en büyük oyuncu Joshua Gibson (siyah Babe Ruth), Papa Bell, Buck Leonard Martin Dihigo, Judy Johnson, kim negro liglerde yaptım oyuncular Cool büyük liglerde oynamayı hiçbir zaman vardı. 1960′lı yılların sonunda bir hareket bu oyuncu Baseball Hall of Fame, nihayet 1971 yılında Satchel Paige ve indüksiyon ile meydana gelen bir olay tarafından tanımış başladı. Baseball 1945′den Entegre başladı, birçok kulüp sahipleri ve büyük lig Yöneticiler Katkı Afrikali Amerikalılar savaş çabalarına yapılan sonra Binbaşı kendi şansını siyah oyuncu inkar için belki iyi bir vicdan olmadığından. Bazı Amerika en büyük oyuncu Joshua Gibson (siyah Babe Ruth), Papa Bell, buck Leonard Martin Dihigo, Judy Johnson, kim negro liglerde yaptım büyük liglerde oynamayı hiçbir zaman vardı. 1960′lı yılların sonunda bir hareket bu oyuncu Baseball Hall of Fame, nihayet Cool oyuncular 1971 yılında Satchel Paige ve indüksiyon ile meydana gelen bir olay tarafından tanımış başladı .

    1990′larda Major League Baseball 1994 yılında bir oyuncu grev, ve 1990′larda ve erken bin yıl Steroidler skandallar vuruldu. Azalan bilet satış ve izleyici kinizm genellikle ikinci lig oyunculara karşı çalışmak gibi görünüyor ligin büyük para kaynaklanan etkileri uyuşturucu karşıtı politikalar sıkılaştıracak MLB zorlama oldu kadar çağrıldığını ve hasar kontrolü içine ruhunu korumak için gitmek oyunu. Tek bir şirket haline medya yönetimi konsolidasyon dahil çabalarını kadar 2006, ve 2000 yılında gelir ve bordro kulüpleri arasındaki farklar hakkında Komiserler Blue Ribbon Panel rapor nihayet 1993 yılında bir önceki daha yüksek katılım sayıları yüksek olan amorti belirtileri gösterdi. 1990′larda Major League Baseball 1994 yılında bir oyuncu grev, ve 1990′larda ve erken bin yıl Steroidler skandallar vuruldu. Azalan bilet satış ve izleyici kinizm genellikle ikinci lig oyunculara karşı çalışmak gibi görünüyor Ligin büyük bıraktı kaynaklanan etkileri uyuşturucu karşıtı Politikalar sıkılaştıracak MLB zorlama oldu kadar çağrıldığını ve hasar kontrolü içine ruhunu korumak için gitmek oyunu. Tek bir şirket haline medya yönetimi konsolidasyon dahil çabalarını kadar 2006, ve 2000 yılında gelir ve Bordro Kulüpleri arasındaki farklar hakkında Komiserler Blue Ribbon Panel rapor nihayet 1993 yılında bir önceki daha yüksek katılım sayıları yüksek olan amorti belirtileri gösterdi.

    Major League Baseball ve kulüp maliyesinin yapısı Başarılı değişiklikleri Arizona Diamondbacks (2001), Anaheim Angels (2002), Florida Marlins (2003) dahil MLB birkaç küçük kulüpleri son yıllarda Dünya Serisi kazanan ile, kredi edilmiştir ve Chicago White Sox (2005). Major League Baseball ve kulüp maliyesinin yapısı Başarılı değişiklikleri Arizona Diamondbacks (2001), Anaheim Angels (2002), Florida Marlins (2003) dahil MLB birkaç küçük Kulüpleri son yýllarda Dünya Serisi kazanan ile, kredi edilmiştir ve Chicago White Sox (2005).

    Chicago White Sox

    Tenis Tarihi

    Güçlü hits, güçlü vuruşları, patlayıcı döner, ve düzgün hizmet – Bu hareket bir çok ilgi çekici oyun tenis yapmak vardır. Wimbledon, Avustralya Açık ve Fransa Açık üç ünlü mahkemelerin nerede üst tohum her birinin onuru için rekabet diğer karşılayacak olan Varlık Number One. Para Ödülü ve kek üzerine sadece krema, adeta, para ve Itibar açýsýndan tenisi yüksek bahisli oyun yapıyor. ile birlikte golf, tenis bir spor oynadığı düşünülmektedir zengin ve ünlü, ve Toplumun elit. Tenis algılanan bu tür nedenleri muhtemelen kendi tarihi ile dolaşık vardır.

    Ortaçağ Tenis

    Orta çağ olarak, “gerçek tenis,” hangi pelota, palla, beşli gibi diğer top oyunları bir taklitçi olduğunu denilen ve hentbol. 16. Orta Çağ olarak, “gerçek tenisi,” hangi pelota, palla, Besli gibi diğer top oyunları bir taklitçi olduğunu denilen ve hentbol. 16. ve 18. ve 18. yüzyıllar arasında, oyunun ilk “Jeu de Paumme” veya hurma oyun olarak adlandırıldı. Ancak oyuncuların çoğu oyun bağırmaya başlayacaktı “Tenez!” yüzyillar arasında, oyunun ilk “Jeu de Paumme” veya hurma oyun olarak adlandırıldı. Ancak oyuncuların çoğu oyun bağırmaya başlayacaktı “Tenez!” Olan ve yakında “kraliyet tenis” veya “gerçek tenis çağrılacak geldi oyun,” Çal! Olan ve yakında “Kraliyet tenisi” veya “tenis gerçek çağrılacak geldi oyun,” Çal! “Anlamına geliyordu.” “Anlamına geliyordu.”

    Tennis

    Monks ‘En sevdiğim Oyunu Keşiş ‘En Sevdiğim Oyunu

    Bunu öğrenmek için bir sürpriz Ancak, onun kökeni dini idi. Inşaat ve erken kortu görünümünü dayanarak, tenis manastırla manastırlarda keşişler tarafından zaman geçmek ve egzersiz oynadı olabilir. Bunu öğrenmek için Ancak bir sürpriz, onun Kökeni dini idi. İnşaat ve erken kortu görünümünü dayanarak, tenis manastırla manastırlarda keşişler tarafından zaman geçmek ve egzersiz oynadı olabilir.

    At, ele geçen ilk ve korunmasız avuç içi topa vurmak için kullanıldı. Ancak, çok fazla kaza ve yaralanma uygulama oyuncuların daha sonra deri eldiven ile oynanan sonuçlandı. Çünkü erken topları kullanılan tahtadan yapılmış Ancak, yaralanmalar sabit kaldı. Bu nedenle, eldiven yerine, oyuncuların ahşap raketleri ile oynamaya başladı isabet etkili ve topun görev yapar. 16. At, ele geçen ilk ve korunmasız avuç içi topa vurmak için kullanıldı. Ancak, çok fazla kaza ve yaralanma uygulama oyuncuların daha sonra deri eldiven ile oynanan sonuçlandı. Çünkü erken TOPLARI kullanılan tahtadan yapılmış Ancak, yaralanmalar sabit kaldı. Bu nedenle, eldiven yerine, oyuncuların Ahşap raketleri ile oynamaya başladı isabet etkili ve topun görev yapar. 16. yüzyılda, oyun yerine açık havada ne önceki oyuncular yapmaya alışmış edildi olarak kapalı alan da oynandı. Bu zamana kadar, kuralları kurulmuştur. Manastırı, kraliyet mahkemelere popülerlik tenis yayıldı. yüzyılda, oyun yerine açık havada ne önceki oyuncular yapmaya alışmış edildi olarak kapalı alan da oynandı. Bu zamana kadar, kuralları kurulmuştur. Manastırı, Kraliyet mahkemelere Popülerlik tenis yayıldı.

    Tennis

    En sevdiğim Sport of Kings En sevdiğim Sport of Kings

    Ortaçağ Fransız royalty tenis oyunu geliştirdi. Henri II döneminde, tenis hakkında bilinen ilk kitap bir rahip tarafından yazılmıştır. Iki kraliyet tenis ve bir top ile vurdu sonra Charles VIII oynadıktan sonra ilgili komplikasyonlar – Louis X şiddetli chill öldü. Bu bir oyun olarak Tennis büyümesi için zorlamaya devam eden kraliyet oyuncular durmadı. King Charles IX ilk profesyonel tenis tur hazırlandı ve üç düzeyi: ilişkilendirmek çırak kurulan ve usta. Ortaçağ Fransız royalty tenis oyunu geliştirdi. Henri II döneminde, tenis hakkında bilinen ilk kitap bir rahip tarafından yazılmıştır. Iki Kraliyet tenisi bir ile vurdu sonra Charles VIII oynadıktan sonra ilgili komplikasyonlar top – Louis X ŞİDDETLİ chill ve öldü. Bu bir oyun olarak Tenis büyümesi için zorlamaya devam eden Kraliyet oyuncular durmadı. kralı IX Charles ilk profesyonel tenis tur hazırlandı ve üç düzeyi: ilişkilendirmek kurulan çırak ve usta.

    Başlangıçlar Modern Tennis Başlangıçlar Modern Tenis

    İngiltere’de tenis aşk Henrys, özellikle Sekizinci kim ne zaman o ikinci eşi Ann Boleyn tutuklandı ve idam vardı tenis oynamaya olduğu söylentileri vardı Henry başladı. Zaten 14 kortu Londra mevcut sırada James kral vardı. İngiltere’de vardı tenis oynamaya olduğu söylentileri vardı Henry başladı. Zaten 14 kortu Londra mevcut sırada James kral vardı aşk Henrys, özellikle Sekizinci kim ne zaman o ikinci Eşi Ann Boleyn tutuklandı ve idam tenis.

    tennis-2

    Modern tenisinin geliştirilmesi, ancak, iki asker, Majors Harry Gem ve Walter Clopton Wingfield olan raketleri, pelota ve kroket unsurları kombine, temelli ve Gerçek Tenis üzerinde oyunu ile başladı. Majors Harry Gem ve Walter Clopton Wingfield olan raketleri, Kroket unsurları Kombine ve pelota Modern tenisinin Geliştirilmesi, ancak, iki asker, Temelli ve Gerçek Tenis üzerinde oyunu ile başladı.

    Arkadaşı önerisi dayanarak, Wingfield oyun “çim tenisi denir.” Arkadaşı önerisi dayanarak, Wingfield oyun “çim tenisi denir.” O, 1874 yılında oyun patentli ve bir 18-Sphairistike veya Çim Ten “sayfasında rulebook-nis,” hangi Deuce ve Love gibi modern terimler yayınladı. Wingfield için koşullarını oluştururken Fransızca çok şey ödünç modern tenis puanlama. O, 1874 yılında oyun Patentli ve bir 18-Sphairistike veya Çim Ten “Sayfasında rulebook-nis,” hangi Deuce ve Love gibi modern terimler yayınladı. Wingfield için koşullarını oluştururken Fransızca çok şey ödünç modern tenis Puanlama.

    Tenis tarihine Vikipedi’de giriş dayanarak, öğrendi: Tenis tarihine Vikipedi’de giriş dayanarak, öğrendi:

    • Ikili à deux le jeu “dan geliyor, iki oyun” (yani, iki oyuncu eşit puanları var) olduğu için “anlamına gelen,”. Ikili à deux le jeu “dan geliyor, iki oyun” (yani, iki oyuncu eşit puanları var) olduğu için “anlamına gelen,”.
    • Love yaygın den “l’oeuf gelmek”, “yumurta,” Bir sıfır şekli temsil eden Fransızca kelime inanılıyor. Love Yaygın den “l’oeuf gelmek”, “yumurta,” Bir sıfır şekli temsil eden Fransızca kelime inanılıyor.
    • “” 15 puan numaralandırma kongre, “30″ ve “40″ quinze gelen Trente ve quarante olan Fransız kulaklarına basitleştirilmiş bir ahenkli sıra, ya da bir saat (15, 30, 45) 45 ve dörtte getiriyor geliyor 40. “” 15 puan numaralandırma Kongre, “30″ ve “40″ quinze gelen Trente ve quarante olan Fransız kulaklarına basitleştirilmiş bir ahenkli sıra, ya da bir saat (15, 30, 45) 45 ve 40 geliyor dörtte getiriyor.

    Voleybol Tarihi

    Voleybol Olimpik bir spor takımı onları ve net genelinde delikli bir topun arasında net bir mahkeme altı oyuncu iki takım tarafından oynanır, nesnel puan için karşı takım topu karşı topraklama tarafından Varlık. Her takım izin verilir topu önce diğer tarafa iade edilmelidir sadece üç kişiler. Ancak çocuk oyunlarında bu çoğu kendi baş yüksekliği hemen üstünde düşürülmüştür merkezi net, 6 ayak 6 inç yükseklikte vardı.

    1895 yılında William Morgan kim Mintonette onun YMCA eski üyeleri olan diğer oyunlar bulundu adında bir oyun hazırlandı isimli bir YMCA Beden eğitimi hocası için bir enerjik küçük ve çok güçlü onları formda kalmak için beceri bir oyun gerekli. Morgan James Naismith, kim belirgin basketbol tarihinin seçkin bir arkadaş, ama Naismith oyun başlarını net biraz üzerinde çok atlama gerektirmeyen sahip ise orta yaşlı erkekler için yaralanmalara neden düşündüm. 1895 yılında William Morgan kim Mintonette onun YMCA eski üyeleri olan diğer oyunlar bulundu adında bir oyun hazırlandı isimli bir YMCA Beden Eğitimi Hocası için bir enerjik küçük ve çok güçlü onları formda kalmak için beceri bir oyun gerekli. Morgan James Naismith, kim basketbol tarihinin belirgin Seçkin bir arkadaş, ama Naismith oyun başlarını net biraz üzerinde çok atlama gerektirmeyen sahip ise orta yaşlı erkekler için yaralanmalara neden düşündüm.

    Volleyball

    Ancak isim gerçekten anlayamadım oyun için Morgan orijinal adı Mintonette Badminton hangi bir başını sallamak, bu Voleybol için ilk kural ayar etkili bir oyun olarak seçilmiştir oldu. Bir gösteri oyunu Alfred Halstead, başka bir YMCA yönetmen de bir seyirci ki mahkemeye oluyor volleying bir sürü vardı ve kısa bir süre sonra adını Volley Ball seçildi, sonunda Voleybol anlaşmalı olarak görülmektedir. Ancak isim gerçekten anlayamadım oyun için Morgan orijinal adı Mintonette Badminton hangi bir başını sallamak, bu Voleybol için ilk kural ayar etkili bir oyun olarak seçilmiştir oldu. Bir gösteri oyunu Alfred Halstead, başka bir YMCA Yönetmen de bir seyirci ki mahkemeye oluyor volleying bir sürü vardı ve Kısa bir süre sonra adını Volley Ball seçildi, sonunda Voleybol Anlaşmalı olarak görülmektedir.

    Voleybol ilk resmi kuralları 1897 yılında Athletic Ligi YMCA Kuzey Amerika tarafından yayınlanmıştır. Voleybol hızlı sonra kurallar yayınlandı ve aynı yıl Spalding olan önümüzdeki birkaç yıl içinde yeniden tasarlanmış bir basketbol, içinde kauçuk bir mesane ile özel bir topa yapılan, böylece ağırlığı arasında 8 ve 10 ve ons yerleşmiş oldu yakaladı çevresi 26 inç olmaya kararlıyız. Voleybol hızla diğer YMCAs ve ABD’de çeşitli okullar çevresinde yayılmış ve tarafından 1.905 Küba’da çalınmakta olduğunu, Japonya 1908, ve Çin ve Türkiye tarafından 1910. Voleybol ilk resmi 1897 yılında Athletic Ligi YMCA Kuzey Amerika tarafından yayınlanmıştır kuralları. Voleybol hızlı sonra kurallar yayınlandı ve aynı yıl Spalding olan önümüzdeki birkaç yıl içinde yeniden tasarlanmış bir basketbol, içinde kauçuk bir mesane ile özel bir topa yapılan, 8 10 ve ve böylece ağırlığı arasında ons yerleşmiş oldu yakaladı çevresi 26 inç olmaya kararlıyız. Voleybol Diğer hızla YMCAs ve ABD’de çeşitli okullar ve çevresinde yayılmış tarafından 1,905 Küba’da çalınmakta olduğunu, Japonya 1908, ve Çin ve Türkiye tarafından 1910.

    1900 yılında, oyunun kuralları Morgan, puan sayısına göre bir maçı kazanmak için tanımlanmış olduğunu inning kaldırmak için ayarlanabilir edildi 21 puan ve çıkartılmıştır net 7 fit 6 inç yükseltilmiştir. 1912 yılında, Voleybol kuralları bir kez daha hangi oyuncuların genç ve daha hızlı, bu nedenle mahkeme boyutu 60 metre ile 35 metre tarafından, topu ağırlığı 7-9 ons ve standart çıkartılmıştır elde edemiyorlardı bir oyun, gerçekleri yüzüne güncellendi oyuncular sadece 6 takımın başına mahkemeye herhangi bir zamanda belirlenen sayısı. 1900 yılında, oyunun kuralları Morgan, puan sayısına göre bir maçı kazanmak için tanımlanmış olduğunu atış kaldırmak için ayarlanabilir 7 6 inç yükseltilmiştir uygun edildi 21 puan ve net çıkartılmıştır. 1912 yılında, Voleybol kuralları bir kez daha hangi oyuncuların genç ve daha hızlı, bu nedenle mahkeme Boyutu 60 metre ile 35 metre tarafından, topu ağırlığı 7-9 ons ve standart çıkartılmıştır elde edemiyorlardı bir oyun, gerçekleri yüzüne güncellendi oyuncular sadece 6 başına mahkemeye herhangi bir zamanda belirlenen sayısı takımın.

    National Collegiate Athletic Association YMCA ile 1916 yılında daha da oyunun kurallarını hale ve sonra yine 1920 yılında, hangi zaman Voleybol gerçekten profesyonel değil ancak bir üniversite oyunu olarak kurulmuştur kuvvetleri katıldı. ilk ulusal YMCA Voleybol Şampiyonası New York’ta yapılmasına rağmen sigara YMCA ekipleri, bir durum 1928 ve Türkiye Voleybol Birliği (USVBA) oluşturulması kadar giderildiği değil davet değildi. USVBA YMCA ve NCAA tarafından yeni çatı örgütü ve ilk ulusal erkek turnuva olarak aynı yıl yapıldı acepted oldu. Ulusal Collegiate Athletic Association YMCA, 1916 yılında daha da oyunun kurallarını hale ve sonra yine 1920 yılında, ile hangi zaman Voleybol gerçekten profesyonel değil ancak bir üniversite oyunu olarak kurulmuştur kuvvetleri katıldı. Ilk ulusal YMCA Voleybol Şampiyonası New York’ta yapılmasına rağmen sigara YMCA ekipleri, bir durum 1928 ve Türkiye Voleybol Birliği (USVBA) oluşturulması kadar giderildiği değil davet değildi. USVBA YMCA ve NCAA tarafından yeni çatı örgütü ve ilk ulusal erkek Turnuva olarak aynı yıl yapıldı acepted oldu.

    volleyball

    Voleybol iken bu takım düzenli yarışmalarda en oyunlar çok yerel ligler içinde yürütülmesini rekabet verecek bir lig geliştirmek için mücadele popüler bir oyundu. 1930′larda ve ilk plaj oyun çalınmakta olan şampiyonluk gördü arası üniversite oyunları hakemlik istiyorsunuz hakemlerin 1.934 tanımada. USVBA sonunda oyun kuralları, daha fazla ilgi ve oyun için daha iyi finansman mahmuzlu bir dönüm noktası, üzerinde yargı yetkisine sahip tüm Voleybol dernekler tarafından tanındı hızla ABD’de dinlenebildiği beşinci en popüler forma büyüyor. Voleybol iken bu takım düzenli yarışmalarda en oyunlar çok yerel Ligler içinde yürütülmesini rekabet verecek bir lig geliştirmek için mücadele popüler Bir Oyundu. 1930′larda ve ilk plaj oyun çalınmakta olan şampiyonluk gördü arası üniversite oyunları hakemlik istiyorsunuz hakemlerin 1,934 tanımada. USVBA sonunda oyun kuralları, daha fazla ilgi ve oyun için daha iyi Finansman mahmuzlu bir dönüm noktası, üzerinde yargı yetkisine sahip tüm Voleybol DERNEKLER tarafından Tanındı hızla ABD’de dinlenebildiği beşinci en popüler oluşum büyüyor.

    Uluslararası, 2. Uluslararası, 2. Dünya Savaşı sonunda Voleybol küresel bir spor ve Federasyonu Internationale de Volley Ball (FIVB) bir oluşum olarak 1947 yılında 1.949 Prag düzenlenen ilk Dünya Şampiyonası oyunları ile birlikte tanıma alma sonuçlandı, Çekoslovakya’nın başkenti ve Sovyetler Birliği tarafından kazanıldı. ABD 1986 Paris, Fransa kadar bir Dünya Şampiyonası oyunu kazanamadı. Voleybol 1.955 bir Pan Amerikan Oyunları’nda ilk kez Amerika uluslararası düzeyde, ve 1964 yılında Olimpiyatları oynandı. Dünya Savaşı sonunda Voleybol küresel bir spor ve Federasyonu Internationale de Volley Ball (FIVB) bir Oluşum olarak 1947 yılında 1,949 Prag düzenlenen ilk Dünya Şampiyonası oyunları ile birlikte Tanıma alma sonuçlandı, Çekoslovakya’nın Başkenti ve Sovyetler Birliği tarafından kazanıldı. ABD 1986 Paris, Fransa kadar Bir Dünya Şampiyonası oyunu kazanamadı. Voleybol 1,955 bir Pan Amerikan Oyunları’nda ilk kez Amerika Uluslararası düzeyde, ve 1964 yılında Olimpiyatları oynandı.

    Plaj Voleybolu resmen Kaliforniya Plaj Voleybolu Derneği (CBVA), bu takımların dışında sadece iki oyuncu her birine azaltılır düzenli voleybol benzer bir oyunun yaratılması ile 1960′larda oyunun yeni bir ortam olarak tanındı. Ancak bu genellikle düzenli altı kişi takım spor Sahil sürümleri de yürütülür için rekabetçi bir spor daha sosyal nitelikte olabilir. Plaj Voleybolu resmen Kaliforniya Plaj Voleybolu Derneği (CBVA), bu TAKIMLARIN dışında sadece iki oyuncu her birine azaltılır düzenli voleybol benzer bir oyunun yaratılması ile 1960′larda oyunun yeni bir ortam olarak Tanındı. Ancak bu genellikle düzenli altı kişi takım spor Sahil sürümleri de yürütülür için rekabetçi bir spor daha sosyal nitelikte olabilir.

    Beach Volleyball

    Farklı kuralları ve bazı Plaj Voleybol liglerinin daha profesyonel doğa rağmen, spor hala FIVB tarafından uluslararası düzeyde, idare ve ABD’de USAV bir gruplama tarafından (eski USVBA), Bayanlar Profesyonel Voleybol Birliği (WPVA) ve Voleybol Uzmanları Derneği (AVP) ile. Plaj Voleybolu ve Surf Kurtarma yarışmalara dünyanın birçok yerinde sık sık birçok rakip de etkinliklerde yer ile aynı anda düzenlenmektedir. Farklı Plaj Voleybol liglerinin daha profesyonel doğa rağmen, spor hala FIVB tarafından Uluslararası düzeyde, ABD’de USAV bir Gruplama tarafından (eski USVBA) ve bazı kuralları ve idare, Bayanlar Profesyonel Voleybol Birliği (WPVA) ve Voleybol Uzmanları Derneği (AVP) ile. Plaj Voleybolu ve Surf Kurtarma yarışmalara dünyanın birçok yerinde sık sık birçok rakip de etkinliklerde yer ile aynı anda düzenlenmektedir.

    College Voleybol yarışmalar NCAA tarafından düzenlenen, 1960′lı yılların sonunda büyük bir finansman destek verildi ve 1970 yılında UCLA ederken kazandığı NCAA Bayan Voleybol Şampiyonası 1981, kadar, Güney Kaliforniya tarafından kazanıldı başlamadı ilk gerçek mens şampiyonluklar başlangıç. Onların kolej kökleri birçok kadın Voleybol profesyonel bir kadın liginde WPVA 1986 yılında gelen kadın oyunu korumak için erkekler profesyonel voleybol tarafından bunaltıyorsa oluşturulmaktadır sonuçlanan oynamaya devam etmiştir düşük. College Voleybol Yarışmalar NCAA tarafından düzenlenen, 1960′lı yılların sonunda büyük bir finansman destek verildi ve 1970 yılında UCLA ederken kazandığı NCAA Bayan Voleybol Şampiyonası 1981, kadar, Güney Kaliforniya tarafından kazanıldı başlamadı ilk gerçek şampiyonluklar başlangıç mens. Onların Kolej kökleri birçok kadın Voleybol profesyonel bir kadın LİGİNDE WPVA 1986 yılında gelen kadın oyunu korumak için erkekler profesyonel voleybol bunaltıyorsa tarafından oluşturulmaktadır sonuçlanan oynamaya devam etmiştir düşük.

    Futbol Tarihi

    Dünyanın en popüler spor, futbol oyun, yaygın bir İngiliz icadı olduğu, çoğunlukla çünkü bu oyunun kurulan kuralları İngiltere’de 1800′lü yıllarda yazılmış, henüz oyun değişik stillerde uygar boyunca oynadığı olmuştur aslında sayılır tarih.

    Old Soccer Ball

    The ancient Japanese are known to have played a game similar to soccer, but perhaps also akin to American style football as far back as 1000BC. Eski Japon bir oyun futbol benzer oynadığı, ama belki de Amerikan tarzı futboluna 1000BC kadar geriye akin bilinir. Not much is known about this game other than the ball was quite large and round, and kicked between two teams within a small field. Not much Bu oyunu topu dışında hakkında bilinen oldukça büyük ve yuvarlak ve iki takım arasında küçük bir alan içinde başladı.

    A later game known as cuju developed in China with a leather ball filled with hair or feathers and was a kicking game of two teams who were required to get the ball through a small hoop rather than a set of goal posts. Bir sonraki oyun cuju Çin bir deri top saç veya tüy dolu geliştirilen olarak bilinen ve bir küçük çember aracılığıyla kaleler bir dizi yerine topu almak için gerekli iki takım bir tekme oyundu. Cuju is believed to have been played almost continuously for close to 2,000 years, dying out in the 1600s. Cuju neredeyse sürekli yakın, 1600′ler ortaya ölmekte 2.000 yıl oynadı olduğu düşünülmektedir.

    The Chinese version of the game became popular in Japan and Korea with some differences, and many historians believe renaissance period versions of soccer may have been influenced by Asian games, since at the time trade with the far east had begun. Oyunun Çince versiyonu Japonya ve Kore’de bazı farklılıklar, ve bir çok tarihçi popüler oldu futbol rönesansı döneminde sürümleri Asya oyunları etkilenmiş olabilir, çünkü uzak doğu ile ticaret zaman inanıyorum başlamıştı.

    Opponents of this version of the history of soccer point out that the ancient Greeks and then the Romans also played a form of football which could more accurately be described as a cross between soccer and rugby, but with a great deal more brutality involved. Çıkış noktası futbol tarihinin bu sürümünün muhalifleri Eski Yunanlılar ve Romalılar da, hangi daha doğru futbol ve rugby arasında çapraz olarak tarif edilebilir bir futbol oynadı ama formu çok daha fazla vahşeti ile ilgili.

    Air filled balls have been known in Europe since at least 100BC and probably before then since they were the type of ball used in the Roman game of follis, which by all accounts was more similar to modern rugby than to soccer. Çünkü topu olan tüm hesaplar daha fazla futbol için daha modern bir ragbi benziyordu follis, bir Roma oyunu kullanılan türü vardı Hava dolu topları Avrupa’daki en az 100BC beri ve muhtemelen daha önce sonra da bilinmektedir.

    During the middle ages in Europe, a form of soccer was developed that in England was banned several times for being dangerous and a public nuisance, and was closely related to the Roman game of harpastum. Avrupa’da orta yaş, futbol biçimi sırasında, İngiltere için birkaç kez yasaklandı geliştirilmiş ve bir kamu rahatsız ve tehlikeli olma yakından harpastum ve Roma oyun ile ilgili oldu. Known as mob football the game was characterized by having no set rules and violence against other players was acceptable, although taken in good spirit by all accounts. Olsa iyi ruhu içinde tüm hesaplar aldığı oyun seti hiçbir kural ve şiddet diğer oyunculara karşı olan karakterize edildi mob futbol olarak bilinen, kabul edilebilirdi.

    Greek Soccer History

    Soccer hooliganism, something that is dealt with globally in today’s game, was also felt back in the 1300s and 1600s in England and the game of football was banned several times due to the noise and unruly behavior of players. Futbol serserilik, global bugünkü oyun ile ele bir şey de 1300′ler ve 1600′ler İngiltere ve futbol oyunu birkaç kez gürültü ve oyuncuların asi davranışları nedeniyle yasaklandı geri hissedildi. Drunk players would rampage through towns and villages picking fights and breaking windows. Sarhoş oyuncu olur kasaba ve köylerde kavga toplama yoluyla cinleri ve kırılma pencere.

    In Australia some indigenous tribes played a game of football that involved the lead player kicking a ball into the air for other team members to catch and whilst this isn’t directly related to modern soccer it can be seen that football games are not a Chinese or Greco-Roman invention, probably ball sports and games have been invented by almost every society. Avustralya’da bazı yerli kabileleri bu kurşun oyuncu havaya diğer ekip üyeleri için yakalamak için topa tekme yer ve doğrudan bu futbol maçları ya da Çince değildir görülebilir modern futbol ile ilgili değil iken futbol bir oyun oynadı Greko-Romen buluş, muhtemelen topu spor ve oyun hemen hemen her toplum tarafından icat edilmiştir.

    Modern soccer has it’s history firmly in England with the codification of Association Football, actually the name soccer is derived from the word association. Modern futbol İngiltere’de tarih sıkıca Derneği Futbol ve kodlama ile, aslında adını futbol kelime dernek türetilmiştir kullanılmaktadır. In 1848 the Cambridge rules were written that allowed some of England’s most famous schools to hold competitions under a common set of rules. 1848 yılında Cambridge kuralları kurallar ortak kümesi altında yarışmalara tutmak için İngiltere’nin en ünlü okulların izin yazılmıştır. These rules were partly used by the Football Association in 1863. Bu kurallar kısmen Futbol Federasyonu tarafından 1863 yılında kullanılmıştır.

    The codification of soccer took an interesting twist shortly afterwards, many clubs had been using their own rules and had allowed players to pick up and throw the ball, but after 1863 the rules of soccer made the sport a kicking game and in 1871 the clubs that hadn’t joined the association formed the Rugby Football Union. Futbol kodlama kısa bir süre sonra, birçok kulübü kendi kurallarını kullanarak görmüş ve ilginç bir büküm aldı oyuncu almak ve topu atmak izin vermişti, ama futbol sonra 1.863 kuralları spor bir tekme oyun ve 1.871 kulüpleri yapılan ve birliğine katıldı yoktu Rugby Futbol Birliği kuruldu. American and Canadian football is derived from the rules of rugby. Amerikalı ve Kanadalı futbol rugby kurallarını türetilmiştir.

    Eusebio playing for Benfica - Portugal Eusebio playing for Benfica – Portugal Benfica için oynayan Eusebio – Portekiz 

    As professional soccer has developed leagues were formed to provide a competitive playing environment which also had the advantage of turning soccer into a spectator sport. Profesyonel futbol liglerde geliştirmiştir da bir gösteri sporu olarak futbol tornalama avantajı vardı rekabetçi bir oyun ortamı sağlamak için kuruldu. The history of soccer as a spectator game is where most of the growth in club numbers and global players has come from. Seyirci oyun olarak futbol tarihinin en çok nerede kulüp sayıda büyüme ve global oyuncu gelmiş olmasıdır.

    Major soccer leagues such as those found in the UK, Germany, Italy, Brazil and other countries encouraged the formation of clubs and international squads in almost every country around the world. Bu İngiltere, Almanya, İtalya, Brezilya ve diğer ülkelerde bulunan gibi büyük futbol ligleri dünya çapında hemen her ülkede kulüpleri ve uluslararası mangalarının oluşumunu teşvik etti. So popular is soccer now that the World Cup competition is regularly watched live on TV by hundreds of millions of people. Bu kadar popüler futbol artık Dünya Kupası rekabet düzenli televizyonda milyonlarca insan yüzlerce canlı izlenen olmasıdır.

    From 1900 soccer has been a represented sport at the Summer Olympic games, with teams from all around the globe competing for the title of world champion. Heyetler ile 1.900 Gönderen Yaz Olimpiyat Oyunları’nda temsil spor olmuştur futbol, dünya dünya şampiyonu unvanı için yarışan dört. The games of 1900 saw the England champions ‘Upton Park FC’ beat a team from France to be crowned world champions. 1900 oyunlar İngiltere şampiyonu ‘Upton Park FC Fransa’ dan dünya şampiyonu taç olmak için bir takım yendi gördüm.

    These days world soccer championships are played by national squads rather than the best team within a nation’s league, and over the last fifty years the FIFA World Cup has come to dominate as international soccer championship unrivaled even by the larger Olympic Games. Bu gün dünya futbol şampiyonaları ulusal mangaları tarafından en iyi takım değil, bir milletin içinde lig ve oynanır son elli yılda FIFA Dünya Kupası, uluslararası futbol şampiyonasına rakipsiz olarak hakim büyük Olimpiyat Oyunları tarafından bile geldi.

    FIFA World Cup games often achieve record crowds and in recent history have achieved television viewing numbers in the billions over the duration of the competition. FIFA Dünya Kupası oyun sık sık televizyon rekabet süresince milyarlarca numaraların inceleyen ulaştık kayıt kalabalık ve yakın tarihinde ulaşmak. National squads that have won the FIFA World Cup include Brazil, Italy, Germany, Uruguay, England, Argentina, and France. Bu FIFA Dünya Kupası kazanmış Ulusal mangaları Brezilya, İtalya, Almanya dahil, Uruguay, İngiltere, Arjantin ve Fransa.

    In 2000 the very first FIFA Club World Cup was held, an event which is gaining popularity and helping promote soccer as the most played and watched sport on the planet. 2000 yılında ilk FIFA Dünya Kupası olan popülerlik kazanıyor ve futbol teşvik yardımcı bir olay gerçekleşti en çok çalınan ve gezegendeki spor seyretti. Qualifying club teams compete for the chance to play the finals against another world club team. Eleme kulüp takımları şans başka bir dünya kulübü ekibi karşı finalde oynamak için yarışır.

    The first FIFA Club World Cup was won by Corinthians of Brazil who beat Vasco de Gama, also of Brazil. İlk FIFA Dünya Kupası Corinthians Brezilya tarafından olan Vasco de Gama, ayrıca Brezilya beat of kazandı. After a rocky start to the competition because of funding concerns it is now scheduled to become an annual event, perhaps even rivaling the major regional competitions for viewing numbers. Finansman sorunları nedeniyle artık bir yıllık olay haline planlanıyor rekabet, hatta numaraları görüntülemek için büyük bölgesel yarışmalara rakip bir kayalık başlar sonra.

    Kids playing soccer by sunset

    Filipin Edebiyatı

    Filipinler, Güneydoğu Asya’da bir ada ülke Filipin Denizi kıyısında ise, Güney Çin Denizi, Sulu Denizi ve Celebes Denizi. Türkiye gelen insanlar, bir dili ada grubu tagalog olarak bilinen içinde oluşan konuşmak erken 1500′ler adalar bir İspanyol sömürgesi idi gelen, ancak ve adaları Amerika Birleşik Devletleri tarafından kontrol altına alındı 20. yüzyılın ilk yarısında. Türkiye dünyanın 11. en kalabalık ülkesi olan.

    Filipin adaları efsane, masal zengin bir sözlü tarih diğer yerli toplumlar ile ortak olarak, şiir ve bu antik kalma, ancak ne yazık ki çok kent sakinleri arasında unutulmuştur ve çoğu durumda sadece konu olan eski kuşaklar tarafından muhafaza içinde üniversiteler ve kültürel bilinci gruplar tarafından çılgınca bir proje yazmak ya da diğer kaydedilmiş medya anıları içine koymak ve öyküleri onlara kendi anne ve büyük anne ve baba tarafından söyledi.

    Avustronezya dili kökenleri Filipinler eski edebiyat çoğunun olmak atalara ibadet ve kaynaklandığını Tayvan ilk yerleşimciler, avustronezya dili insanların ilk yurt ile getirilen efsane. Tanrılar ve kahramanlar hakkında Bu eski hikayeler bu insanlara Pasifik Adaları, Yeni Zelanda, Endonezya, Madagaskar ve ancak Filipin adaları çok daha uzun ev izin için yerleşmiş olan-sürümleri yetişen ortak olan hikayeler ile çoğunlukla gelişmeye paylaşılır . Filipin çocuklu bir favori masal Maymun ve Kaplumbağa bir hikaye.

    Philippine Images

    “Bir maymun ve bir kaplumbağa iyi olduğunu ve yakın arkadaş tarafından birbirine yaşadı. Bir gün kaplumbağa kendisi ve maymun yürüyüşe gitmeli ve bir süre sonra bir muz bitki genelinde az olduğunu ileri sürdü. Iki adet içine kesme ve onları bahçelere dikilen bitki tutmak, ancak karar verme maymunun adet bitkinin alt ve büyümeye vermedi. Kaplumbağa olan düz ve güçlü büyüyen bitkinin üst daha yaver gitti. Birkaç hafta sonra kaplumbağa maymun ziyarete gitti ve ona üzgün bakarak görmeye neden sordu. Sonra maymun kaplumbağa onu kendi muz bitkisinin meyve seçmenize yardımcı maymun önerilen onun kaybı olduğunu açıkladı.

    Maymun kolayca kabul etti ama ağacın üstündeki meyve ulaşan üzerine tüm yemeye başladı. Kaplumbağa bazı meyve ama maymun sadece kaplumbağa için boş soyma attı için arkadaşı ile reddetti. Arkadaşı bir ders öğretmek kaplumbağa mı istiyorsunuz ağacının tabanı etrafında büyük dikenler yerleştirilir ve arkadaşı goodnight teklifi. Zaman maymun ana karnına çok doluydu gitmek ve o doğrudan dikenler üzerine düştü indiler. Kızgın bu maymunu ertesi sabah kaplumbağa bulmak ve onu cezalandırmak yola güncellenmiştir.

    Philippine literature

    Yakınlarında nehir maymun kaplumbağa buldu ve onu havada tutarak he was ateşte kavrulmuş olması ve kaplumbağa çorbası haline kaplumbağa söyledi. Kaplumbağa kurnaz olmak, bu uygun bir ceza, ve çok tercih edildi nehirde atılmış olması konusunda anlaştılar. Maymun kaplumbağa için daha kötü bir ceza algılama hemen nehir bu kaplumbağalar iyi yüzücüler vardır bilmeden onu attı. Bir süre sonra kaplumbağa çenesini büyük bir balık tutma ve su yüzüne nasıl tadı harika de exclaiming oldu. Maymun onu ama kaplumbağa ile balık yerine bu maymun sadece çok kendi almak tembeldi retorted paylaşmak arkadaşı istedi. Değil maymun altta kalmak için nehrin içine atladı ve boğuldu. “

    Hikayenin ahlaki birinin her zaman kişinin arkadaş, filipino kişilik bir belirleyici niteliği ile her şeyi paylaşmak gerekir.

    Yazılı edebiyat önce İspanyol sömürge döneminin başlangıcına Ancak İspanya engizisyon ve kilise doktrin pençesine mevcut Filipin yazılı kayıtlar, benzersiz Filipin alfabesi de dahil olmak üzere, tümü Katolik öğretilerini yerine oldu imha edilmesi karar olduğunu var İspanyolca sadece. İsa’nın tutkusu yerli topluluklar ve zorunda kaldı edenler sömürge yönetici elitin bir parçası haline getirmek olduğunu latin script öğretildi.

    Hayatta kalan tek belge eski tagalog alfabesi, Baybayin değildir edebiyat eserleri olarak bilinen yazılı, örneğin Lagune bakır levha Yazıt için gelen 900AD bir borç ödeme için makbuz ve Doctrina Christiana 1.593 biridir. Filipinler yazılı aslında edebiyat sadece kez de sömürge dönemi içine geçmektedir. Çalışmalar erken sömürge döneminde yazılı çoğu doğada daha önce yerel politeizm takip eden bir nüfus Hıristiyanlığın erdemlerini öven dini edildi.

    Chants ve şiirler okuduğunuz olabilir veya kilise kullanım için belleğe veya yerel festivaller aktif biçimde, “Memorial de la vida cristiana en lengua tagala” Fernando Bagonbanta tarafından 1605 yılında bu söylenen olabilecek pek çok şarkı sözleri içeren teşvik edildi. 1640 yılında eski bir epik, Biag ni Lam-ang Pedro Buceneg, onun yerel bucak den olan bir keşiş için eski efsane ilgili bir kör filipino şair tarafından yayınlandı. 1.705 Gaspar Aquino de Belen quintillas bu daha bastırılmış olduğunu ve bu selefi Bagonbanta daha doğada ciddi bir dizi, Mesih’in yaşam tören vurgulayan yazmak gördüm. Bu hala Türkiye kullanılmak bugün vardır.

    Bu süre, kadar ve 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca en Filipin şiir ve edebiyat İspanyolca, tagalog bir temel dil yazılı büyük eser layık olarak değil hoş olmak üzerine yazılmıştır. Herhangi bir döneminde francisco Balagtas, bir adam ile William Shakespeare’in eserlerinin üretken ve derin doğaya benzetti biri Filipinler büyük yazarlar, kendileri için onun ömrü boyunca eziyet oldu İspanyolca yazmak reddetti. Onun en büyük iş, Florante Laura at da tagalog yazılmış bir adamın hikayesi ve Yunan İmparatorluğu zamanında bir kadın söyler.

    Filipin ulusal kahramanı José Rizal yerli Filipin edebiyatının babası rağmen eserlerinde yazılmış ve İspanyolca yayınlanan düşünülmektedir. Ayrıca kilise doktrini dışında onun ilham aramak için ilk oldu, eserlerinde “Noli me Tangere” ve “El filibusterismo” 1887 yılında yayınlanan ve 1891 sırasıyla rahip ve Filipin halkının eşitlik eksikliği yolsuzluk ile anlaşma yapmak . José Rizal sadece bir devrimci değildi, o da kim tagalog dil yaşam için ve o sistemik çoğunluğun pahasına mismanaged ediliyordu kabul adaların sürekli gelişimi esas olarak Filipin bağımsızlık olarak çok zeki bir adamdı Tagalogs kim ikinci sınıf vatandaş olarak kabul edildi.

    Jozé Rizal hayatı boyunca sadece edebiyat değil, aynı zamanda uygar yaşam için bir model olarak pek çok Filipinli esin kaynağı oldu. Rizal kendisi Tıp ve Felsefe çeşitli Avrupa üniversiteleri birden fazla derece kazanç okumuştu. Ayrıca en az 22 dilde konuştu. Ne yazık ki edebiyat eserlerinin sadece iki roman, hangi ikinci sınırlı olduğu bir devamı niteliğinde 1896 yılında 35 yaşındayken devrimci fikirler fermantasyon suçlu sonra infaz mangası tarafından idam sayesinde olduğunu.

    Philippine Writers

    Başlangıçta bir koloni olarak ve daha sonra Federal ABD ile ilişkili, bu devrimci mücadele gördüm bir dönem olarak Türkiye ABD denetimi altında geldi Rizal ölümünün ardından hız kesmeden devam. İspanyolca ABD’ye karşı meydan okuma basit bir hareket gibi erken 20 yüzyıl yazar ve şairlerinin seçilen dil, gibi önemli yazarlar ile oldu Epifanio de los Reyes, Claro Recto, Vicente Sotto, Teodoro Kalaw aralarında.

    Dünya War 2 başında İngilizce olarak edebiyatı tercih ettiğiniz dili haline gelmişti. Beri Japon güçlerinin Filipin casusları İngilizce ABD güçleri gizli mesajları pass etmek için kullandıkları şüpheli vardı Japon işgal tagalog de yazma ile kısa bir flört gördüm. Tagalog içinde Whilst yazma her zaman doğru Filipin edebiyat ve her zaman bir şekilde yerel olarak görülmüştür şiir ve kabul edilmiştir yabancı kitlelere yönelik değildir.

    Kontrast arada, İngilizce yazma Filipin yazarların ufkunu genişletmek için izin ve ölçüde kısa hikaye yazma ve şiir Türkiye bir büyük kültürel ihracat olduğunu, hangi çok üstün olması onların yazma küresel bir pazar yayınlanan, var. Filipinler yaparken profesyonel yazılı olarak başka hiçbir yerde İngilizce konuşulan ülkelerin gelişmiş yanında birçok ödül her yıl o, Cumhuriyeti Kültürel Miras Ödülleri, Edebiyat Pro Patris Ödüller ve Ulusal Sanatçısı Ödülleri de dahil olmak üzere üstünlük tanımak teklif olmasıdır.

    Çağdaş ve kim olumlu eleştiriler kazandım geç 20 yüzyıl yazarları Resil Mojares Alfred Yuson Jose Dalisay Ian Casocot, Cirilo Bautista, Marjorie Evasco içerir.

    Benjamin Franklin

    Benjamin Franklin by Joseph Siffred Duplessis.jpg

    Benjamin Franklin, (d. 17 Ocak 1706, Boston – ö. 17 Nisan 1790[1], Philadelphia ABD’li yayımcı, yazar, mucit, felsefeci, bilim adamı,devlet adamı, politikacı, siyasetçi ve diplomattır. On yedi çocuklu bir sabun ve mum imalatçısının onuncu oğluydu. Bir bilim adamı olarakaydınlanmada yaptığı buluşlar ve teoriler önemliydi. Franklin bilim ve teknoloji konusunda yaptığı önemli deneyler ile uluslararası ün kazandı.

    On yaşında okulu bıraktı. 12 yaşındayken basımevi yöneten ve liberal bir gazete yayınlayan ağabeyi James’ın yanına çırak olarak girdi.Basımcılık mesleğini öğrendi ve edebiyat çalışmalarına başladı. 1730′da Philadelphia’da bir basımevi ve gazete kurdu. Poor Richard’s Almanac’ı (Fakir Richard’ın Almanak’ı) yayınlamaya başladı:1732-1757 yılları arasında yönetmenliğini yaptığı Almanac’da Richard Sounders imzasıyla yazılar yazdı. Siyaset, felsefe, bilim, iş ilişkileri gibi konuların tartışıldığı Junto adlı bir kulüp; kütüphane, hastane ve yangına karşı sigorta şirketi kurdu. Basımevlerini çoğalttı.

    Franklin 1736′da Philadelphia meclis sekreteri oldu ve siyasete atıldı. 1750′de Pensilvanya meclisine seçildi, arazi vergisine karşı olan büyük ailelerle mücadele etti. İngiliz Amerikası postalarının genel müdürlüğüne getirildi. Posta servisinde çeşitli düzenlemeler yaptı. Özellikle elektrik olaylarıyla ilgili araştırmalar yapan Franklin, elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfetti ve elektriğin korunumuilkesini ortaya attı. Fırtınalı bir havada uçurtma uçurarak gerçekleştirdiği deneyi sonunda şimşeğin elektriksel bir olay olduğunu keşfetti[2].Elektrikten etkilenmeleri sebebiyle kendisinin kurtulmasına rağmen iki yardımcısının öldüğü bu deneyden yola çıkarak paratoner’i keşfetti, güneş ışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını başlattı.

    1757′de Kuzey Amerika Sömürgeler isyanının başlangıcında sömürgelerde yaşayanlar Franklin’i, şikayetlerini Londra’ya iletmekle; 1765′te de damga resmi kanununa karşı itirazları Lord Grenville’e bildirmekle görevlendirdi. 1772′de Massachusetts Valisi Hutchinson’un sömürge halkına karşı hakaretlerle dolu mektuplarını ele geçirerek yayınladı. Sömürge halkı karşısındaki itibarı arttı. Amerikan Kongresine milletvekiliseçildi. 1776′da Thomas Jefferson ve John Adams ile birlikte bağımsızlık bildirgesini hazırladı. Eylül 1776′da kongre, ekonomik ve askeri yardım istemek üzere aralarında Franklin‘in de bulunduğu üç kişilik bir komisyonu Fransa’ya gönderdi. Franklin, Fransız dışişleri bakanıCharles Gravier ile görüşmelerinde çok başarılı oldu. 1775-1783 Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonunda İngiltere ile barış görüşmelerini sürdürmek üzere seçilen diplomatlardan birisi olarak İngiltere’ye gitti. İngiltere ile barış antlaşmasının imzalanmasından sonra 1785′teAmerika’ya döndü. 1787′de Philadelphia Anayasa Kurultayının çalışmalarına katıldı. Bir müddet sonra da öldü.

    • Onun renkli yaşamı, bilimsel ve politik başarıları Amerika’nın en etkili Kurucu Babaları olarak, Franklin para ve onur gördü; savaş gemileri; birçok şehir, ilçe, eğitim kurumları, namesakes bir isim ve şirketler ve ölümünden sonra fazla iki yüzyıl, sayısız kültürel referanslara onun adı verildi.

    MARMARA ÜNİVERSİTESİ

    Marmara Üniversitesi, uzun zamana dayanan mazisi, 2.800 civarında öğretim elemanı ve 50.000′i geçen öğrenci sayısıyla, İstanbul’da yer alan Türkiye’nin önde gelen yükseköğretim kurumlarındanbiridir. Dört dilde eğitim veren İktisadi ve İdari Bilimler, Mühendislik, Hukuk, Tıp, İletişim, Eczacılık ve Diş Hekimliği Fakülteleri’ni bünyesinde toplayan Marmara Üniversitesi, bu özelliğiyle Türkiye’nin tek “çok dilli” üniversitesidir.

    KONU BAŞLIKLARI

    [göster]

    • 1 Tarihi
    • 2 Yapısı
    • 3 Akademik Birimler
      • 3.1 Fakülteler
      • 3.2 Enstitüler
      • 3.3 Yüksek Okullar
      • 3.4 Araştırma Merkezleri
    • 4 Uluslararası ilişkiler
    • 5 Öğrenci Kulüpleri
      • 5.1 A-Tipi Kulüpler
      • 5.2 B-Tipi Kulüpler
    • 6 Dış bağlantılar

    Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü

    Yapısı

    Akademik kadrosunda 567 profesör, 222 doçent, 581 yardımcı doçent, 230 öğretim görevlisi, 173 okutman, 981 araştırma görevlisi, 93 uzman, 3 çevirmen ve 1 eğitim-öğretim planlamacısı, toplam 2835 öğretim elemanı yer almaktadır. Ayrıca 1375 idari personeli, çeşitli birimlerde istihdam etmektedir. Öğretim elemanları (300 kadarı) üniversite şehri İstanbul’da, çok sayıdaki diğer üniversitenin derslerine de dışarıdan girmektedir. 1982 yılı öncesi mezunlar hariç, Marmara Üniversitesi adı altında diploma alarak mezun olanların sayısı 60.000′i geçmiştir.

    Hemen her alanda dünya standartlarında eğitim veren, yabancı uyruklu öğrencilere kapısını açmış, uzun ve başarılı geçmişinden güç alarak, hızla, geleceğin çağdaş dünya üniversitesi haline gelen Marmara Üniversitesi, çeşitli bilimsel toplantılara, kültür, sanat, spor etkinliklerine özel önem vermekte; ulusal ve uluslararası etkinliklere katılmakta veya ev sahipliği yapmaktadır. Yüksek öğretim alanı, sanal eğitim, e-bilim ve e-ticaret, e-öğrenme, e-Türkiye, bilgi aktarım teknolojileri, yüksek teknolojiler, bioteknoloji, enerji, malzeme bilimi ve benzeri terimler daima gündemimizdedir ve eğitimimizde hayat bulmaktadır. Üniversite Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA)’nin, Türkiye’de değerlendirmeye aldığı az sayıdaki üniversiteden birisidir. Mühendislik ve Teknik Eğitim Fakültesi, uluslararası ABET çalışmalarını sürdürmektedir.Bu uzun ve zor bir süreç olup, sonuca ulaşmak için hedeflenen, 2003 yılıdır. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültemiz ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Avrupa’da işletme ve ekonomi eğitimde akreditasyonu yapan EQUİS değerlendirmesine girme hazırlıkları içindedir.Sosyal Bilimler Enstitü’sü, kısa adı “EMFD” olan Avrupa Yönetim Geliştirme Kurulu(European Foundation for Management Development)’ na kurumsal üye olarak kabul edilmiştir. Birçok yabancı üniversite ile öğretim üyesi mübadelesini de içeren araştırma ve eğitim protokolleri yapılmış bulunmaktadır.

    Akademik birimler

    Fakülteler

    Enstitüler [değiştir]

    Yüksek Okullar [değiştir]

    Araştırma Merkezleri [değiştir]

    • Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezijkjkk
    • Avrupa Toplulukları Araştırma ve Dökümantasyon Merkezi
    • Biyolojik ve Klinik Bilimler Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Doğa Bitkileri ve Su Ürünleri Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Finansal Piyasalar Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Geleneksel El Sanatları ve Tasarım Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Grafoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • İstatistik ve Ekonometri Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • İstatistik ve Kantitatif Araştırma Merkezi
    • İşletme Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Kadın İşgücü İstihdamı Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Muhasebe Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Sayısal Yöntemler Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Türkiye Ekonomisi Araştırma Merkezi
    • Uluslararası Ekonomik İlişkiler Araştırma Merkezi
    • Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi (USAM)
    • Uluslararası Tekstil Konfeksiyon Teknolojileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (UTKAR)
    • Yeni Teknolojiler Araştırma ve Geliştirme Merkezi
    • Yabancı Diller Eğitim ve Öğretim Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Sağlık Hizmet Politikaları Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • M.Ü. İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi
    • Yerel Yönetimler Araştırma ve Eğitim Merkezi
    • Epilepsi Araştırma ve Uygulama Merkezi (EPAM)

    ULUSLARARASI ILIŞKILER

    • Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi ile Alice Salomon meslek yüksek okulunun Sosyal Pedagoji bölümü (Hannover, Almanya) arasında öğrenci değişim programı
    • Marmara Üniversitesi Almanca İşletme ve İşletme Enformatiği Bölümleri (bkz. Almanca İşletme) ile DAAD(Alman Akademik Mübadele Teşkilatı)işbirliği çerçevesinde birçok Alman üniversitesi ile karşılıklı değişim programları

    ÖĞRENCI KULÜPLERI

    A-Tipi Kulüpler

    Fakülte veya Yüksekokulun alanına yönelik kulüpler