Categories

Otomatik taslak

İlk türk uçağını imal eden, Türk Sivil Havacılık Okulu’nun kurucusu, İlk sivil uçağımız VECİHİ K-XIV ile ilk eğitim ve spor uçağımız VECİHİ K-XV imalatçısı aynı zamanda da ilk sivil havayolu şirketimiz olan Hürkuş Havayollarını’nın kurucusu olan Vecihi Hürkuş, 6 Ocak 1896 tarihinde İstanbul’da doğdu.
1. Dünya Savaşı’na katıldı. Yaralanınca, Yeşilköy Tayyare Mektebi’ne girdi ve Pilot Astsubay rütbesiyle mezun oldu. Birinci Dünya savaşı sırasında Ruslar’a karşı keşif uçusu yapan Vecihi Bey Ruslar’a esir düştü. Hazar Denizi üzerindeki Nargin adasından yüzerek kaçmayı başaran ve İran üzerinden Erzurum’a kadar yürüyerek yurda dönen Vecihi Bey, Yeşilköy’de bulunan 9. Harp Tayyare Bölüğü’nde görev aldı. Kurtuluş Savaşı‘na katılan Vecihi Bey, özellikle İnönü ve Sakarya savaşı sırasında çok başarılı keşif ve destek uçuşları yaptı ve bir Yunan uçağını düşürdü. Vecihi Bey’e kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ve üç kez takdirname verildi. 1924′te ganimet olarak Yunanlılar’dan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eden Vecihi Bey, 28 Ocak 1925′de “VECİHİ K-VI”adını verdiği uçağını uçurdu.

Vecihi K-VI
1930′da Kadıköy’de bir keresteci dükkanı kiralayarak ilk türk sivil uçağı olan VECİHİ K-XIV’ü imal etmiştir. 

Vecihi K-XIV

Onça pintada.jpg

Jaguar (Panthera onca), Felidae (Kedigiller) familyasından ve Panthera cinsinin dört büyük kedisinden biri olan bir Yeni Dünya memelisidir. Diğer üç büyük kedi, Eski Dünya’nın kaplan, aslan ve parstır. Kaplan ve aslandan sonra en büyük üçüncü kedi olan jaguar Batı Yarımküresinin en büyük ve en güçlü kedisidir. Jaguar günümüzde Meksika’dan (bazen ABD’nin güneybatısında da görülebilir) Orta Amerika’ya ve Paraguay’ın güneyi ile kuzey Arjantin’e kadar dağılan bir alanda bulunmaktadır.

Benekli kedi, fiziksel olarak daha çok parsa benzese de daha güçlü yapısı, davranışsal ve habitat özellikleri ile kaplana daha yakındır. Tercih ettiği habitat cengel olsa da, ormanlık araziden açık araziye kadar çeşitli alanlarda yaşar. Genel olarak su kenarlarında bulunur ve kaplanla birlikte yüzmekten hoşlanan kediler olarak dikkat çekerler.

Jaguar genel olarak yalnız dolaşan, avını izleyip pusuya düşüren bir avcıdır ve avını seçerken fırsatçı davranır. Aynı zamanda ekosistemi dengelemek ve av türlerinin nüfuslarını kontrol altında tutmak konusunda önemli rol oynayan hem süper hem de kilittaşı avcıdır. Jaguar, diğer kedilere göre bile oldukça kuvvetli bir çeneye sahiptir. Kuvvetli çenesi sayesinde zırhlı sürüngenlerin kabuklarını deler ve memeliler arasında sıradışı olan bir öldürme yöntemi kullanır. Beyne ölümcül darbeyi indirmek için doğrudan avının kafatasını iki kulağının arasından ısırır.

Etimoloji

Jaguar kelimesinin etimolojisi tam olarak belli değildir. Bazı kaynaklar Güney Amerika Tupi dilinden Portekizce’ye geçtiğini belirtir. [3] Başka bazı kaynaklar bu sözcüğün Guarani diline ait olduğunu savunur. Tupi dilindeki özgün ve tam isim jaguaradır ve aynı zamanda tüm etçil hayvanları tanımlamak için de kullanılır. [3][4] Birleşik hâli olan jaguareté sözcüğündeki -eté “gerçek” anlamına gelir.[4] Guarani dilindeki yaguareté sözcüğü de “gerçek yırtıcı hayvan”,[5] , “köpek gövdeli”,[6] ya da “yırtıcı köpek” diye farklı çevirilere sahiptir.[7] İlk etimolojik raporlara göre jaguara sözcüğü “avını bir kerede öldüren hayvan” anlamına gelir ve bu bilgi birçok kaynakta bulunmaktadır. [8] Ancak bu bilginin doğru olmadığı öne sürülmüştür. [4] Birçok Orta ve Güney Amerika ülkesinde bu kediye el tigre (“kaplan”) denir.

Panthera onca bilimsel adının ilk kısmının Yunanca pan- (“tüm”) ve ther (“hayvan”) sözcüklerinden türetildiği söylense de, bu da halk arasında yayılmış doğru olmayan bir etimolojik yorumdur. Panthera büyük olasılıkla Doğu Asya kaynaklıdır ve “sarımsı hayvan” ya da “beyazımsı sarı” anlamlarına gelir.[9]

Onca sözcüğünün, hayvanın güçlü pençeleri nedeniyle “çengel” ya da “kanca” olduğu söylense de en doğru etimolojik yorum basitçe, hayvanın Portekizce ismi olan onçadan (on-sa) geldiğidir.

Taksonomi

Jaguar Panthera onca, Panthera cinsinin Yeni Dünya’daki tek temsilcisidir. DNA araştırmalarıyla elde edilen kanıtlara göre aslan, kaplan, pars, jaguar, kar parsı ve bulutlu pars ortak bir ataya sahiptir ve bu da yaklaşık altı ile on milyon yıl önceye dayanır. [10] Fosil kayıtları, Panthera cinsinin 2 ile 3,8 milyon yıl önce ortaya çıktığını göstermektedir. [10][11] Bulutlu pars (Neofelis nebulosa) genel olarak bu grubun başına konur. [10][12][13][14] Diğer türlerin evrim ağacındaki konumu değişik çalışmalarda farklılık gösterir ve henüz çözülememiştir. Çalışmaların çoğu kar parsını Panthera cinsine katar,[10][12][14] kar parsının bilimsel adının Uncia uncia[15][16] ya da Panthera uncia [10][12][13][14] olması konusunda belirli bir ortak görüş yoktur.

Morfolojik kanıtlara dayanan Britanyalı zoolog Reginald Pocock, jaguarın daha çok pars ile bağlantılı olduğu sonucuna varmıştır. [14] Ancak DNA kanıtları yetersizdir ve çalışmadan çalışmaya jaguarın konumu değişiklik gösterir. [10][12][13][14] Avrupa jaguarı (Panthera gombaszoegensis) ve Amerika aslanı (Panthera atrox) gibi soyu tükenmiş Panthera türlerinin fosilleri incelendiğinde hem aslanların hem de jaguarların özelliklerini gösterdikleri görülür. [14] Jaguar mitokondriyal DNA’sının analizi, türün ortaya çıkışını fosillerin belirttiğinden daha yeni bir tarih olan 280.000 ile 510.000 yıl öncesine dayandırmaktadır. [17]

Coğrafi Tanım

Jaguar alttürlerinin en son betimlemesi 1939 yılında Pocock tarafından yapılmıştır. Pocock, coğrafî orijin ve kafatası morfolojisine dayanarak sekiz alttürü belirlemiştir. Ancak tüm alttürleri dikkatle inceleyebilmek için yeterli sayıda örneğe sahip olmaması nedeniyle önerdiği alttürlerin bir kısmı için şüphelerini belirtmiştir. Daha sonraları çalışmalarının değerlendirilmesi sonucu yalnızca 3 alttür önerilmiştir: P. o. onca, P. o. paraguensis ya da P. o. palustris, P. o. hernandesii [18]

Çok iyi tanımlanmış alttürler oluşturma konusunda son yıllarda yapılan çalışmalar da başarısız olmuştur ve artık kabul görmemektedir. [19] Larson (1997) jaguarın morfolojik değişikliklerini incelemiş, güneyde ve kuzeyde yaşayanlar arasında farklılık olduğunu göstermiştir. Ancak varolduğu ileri sürülen alttürler arasında, alttür olacak kadar büyük farklılıklar bulamamıştır. [20] Eizirik ve arkadaşlarının 2001 yılında yaptıkları genetik bir çalışma, belirgin bir coğrafi alttür dağılımının olmadığını göstermiş, ancak Amazon Nehri gibi büyük coğrafi engellerin farklı popülasyonlar arasındaki gen alışverişini sınırladığını da ortaya koymuştur. [17] Sonraki daha detaylı bir çalışma, Kolombiya’daki jaguarların tahminî popülasyon yapısını doğrulamıştır. [21]

Pocock’un alttür sınıflandırması hâlâ kedinin genel tanımları arasında belirtilmektedir. [22] Seymore bunları üç alttürde gruplandırmıştır: [18]

  1. Panthera onca onca: Venezuela’dan, Brezilya’nın Rio Grande do Sul nehrinin güney ve doğusuna kadar ve
    • P. onca peruviana: Peru sahili dahil olmak üzere.
  2. P. onca hernandesii: Batı Meksika ve ayrıca
    • P. onca centralis: Orta Amerika — El Salvador’dan Kolombiya’ya
    • P. onca arizonensis: Doğu Arizona’dan Sonora, Meksika’ya
    • P. onca veraecrucis: Güneydoğu Meksika’dan orta Teksas’a
    • P. onca goldmani: Yukatan Yarımadası’ndan Guatemala ve Belize’ye
  3. P. onca palustris ya da P. onca paraguensis: Paraguay ve kuzeydoğu Arjantin [18][23]

Biyoloji ve davranış

Fiziksel nitelikler

Jaguar güçlü kaslara sahip bir hayvandır. Vücut ölçüleri önemli değişiklikler gösterir. Ağırlığı genellikle 56–96 kilogram arasında dolaşsa da 131–151 kilogram gelen daha iri jaguarlarla (dişi aslan ve kaplanların ortalama ağırlığına erişir) 36 kilogram gelen daha küçük jaguarlar da kaydedilmiştir. Dişiler genelde erkeklerden %10–20 daha küçüktür. Kedinin boyu 1,62–1,83 metre arasında değişir ve bu boya kuyruk 75 santimetre daha ekler. Omuz yükseklikleri 67–76 santimetre arasındadır. [24]

Henry Doorly Hayvanat Bahçesi’nde bir jaguar

Bölgeler ve habitatlar arasında boyut farklılıkları da ortaya çıkarılmıştır. Kuzeyden güneye gidildikçe boyut büyür. Meksika’nın pasifik sahilinde Chamela-Cuixmala Biyosfer Rezervi’nde jaguarlar üzerine yapılan bir çalışma yaklaşık bir puma boyutlarında yalnızca 30–50 kilogramlık jaguarların varlığını göstermiştir. [25] Buna karşın Brezilya’da Pantanal bölgesinde yapılan bir çalışmada da ortalama jaguar ağırlığı olarak 100 kilogram bulunmuştur. [26] Orman jaguarları açık alanda bulunan jaguarlara göre daha koyu renklerde ve daha küçüktürler. Bunun nedeni büyük bir ihtimalle ormanlık alanlarda büyük otçul avların daha az olmasıdır. [27]

Kısa ve kalın bacak yapısı jaguarın iyi tırmanmasını, sürünerek ilerlemesini ve yüzmesini sağlar. [24] Kafa sağlamdır ve çene aşırı bir şekilde güçlüdür. Jaguarların tüm kedigiller içinde en güçlü ve memeliler içinde de ikinci en güçlü çeneye sahip olduğu önerilmiştir. Bu güçlülüğün nedeni jaguarların kaplumbağa kabuklarını bile delecek kadar güçlü olmak için adaptasyonudur. [2] Vücut oranına göre ısırma gücünün karşılaştırması jaguarı aslan ve kaplanın önünde, bulutlu parsın yanında en üst sıraya oturtmuştur.[1] National Geographic dergisinin özel bir sayısı da jaguarın dünyanın en kuvvetli kedisi olduğunu önermiştir. [28] Bir jaguarın, 300 kg’lık bir boğayı bile çenesiyle 8 metre sürükleyebileceği ve en ağır kemikleri bile ezebileceği bildirilmiştir. [29] Jaguar cengel içinde 300 kilograma kadar olan hayvanları avlar, kısa ve kalın fiziksel yapısı avına ve çevresine göre geçirdiği adaptasyonun bir sonucudur.

Yüksek melaninli bir jaguar. Nam-ı diğer kara panter

Jaguarın postu asıl sarımsı kahverengi renkteyse de kızıl-kahverengiden siyaha kadar çeşitlilik gösterir. Kedinin kürkü cengel habitatında kamufle olabilmek için gül tarzı beneklerle kaplıdır. Post üstündeki benekler bir jaguardan diğerine farklılık gösterir, gül şeklindeki benekler farklı tipte bir ya da birkeç benek içerebilir. Genellikle kafa ve boyundaki benekler dolu, boşluk olmayan beneklerdir. Kuyruk bölgesinde de aynı şeklde olan benekler birleşerek bir kuşak haline gelir. Göbek, boyunaltı ve ayakların dış yüzleri ile aşağı yanlar beyazdır. [24]

Bu türde melanizm diye bilinen durum oluşur. Melanizme sahip tip benekli tipten daha az yaygındır. Güney Amerika bölgesinde yüzde altılık bir oran bildirilmiştir. [30] Melanizm baskın allelin sonucudur.[31] Melanizm olan jaguarlar tamamen siyah görünseler de yakından incelendiğinde benekler hâlâ görülebilirdir. Melanizmi olan jaguarlar halk arasında kara panter olarak bilinse de ayrı bir tür oluşturmazlar. Bazen beyaz panter diye adlandırılan nadir görülen albino bireyler, diğer kedilerde olduğu gibi jaguarlar arasında da görülür.[27]

Jaguar parsa çok benzer ama daha kısa ve kalın yapısı vardır. İki hayvan, postlarının üzerindeki gül şeklindeki beneklerden ayırtedilebilirler. Jaguarın benekleri sayıca daha az ve büyüktür. Genelde koyu renklidir ve kalın çizgili beneklerin ortasındaki küçük benekler parsda bulunmaz. Jaguarın kafası daha yuvarlaktır, daha kısa ama kalın bacakları vardır. [32]

Üreme ve yaşam çevrimi

Dişi jaguarlar cinsel olgunluğa yaklaşık iki yılda gelirken erkek jaguarlar üç ya da dört yıl sonra ulaşırlar. Doğal ortamında kedinin yıl boyunca çiftleştiği sanılmaktadır ancak av arttığında doğumların sayısı da artış gösterir. [33] Esaret altındaki erkek jaguarlarda yapılan çalışma yıl boyunca çiftleşme varsayımını destekler. Semen özellikleri ve boşalma kalitesinde mevsimsel değişikliklere rastlanmamış ancak esaret altında üreme başarısının düşük olduğu gözlemlenmiştir. [34] Dişilerin adeti 37 günlük çevrimin içinde 6–17 gün sürer ve dişiler idrar ile bıraktıkları koku ve daha yüksek ses tonu ile çiftleşmeye hazır olduğunu bildirir. [33]

Eşler çiftleştikte sonra ayrılır ve yavruların bakımını dişi yapar. Hamilelik 93-105 gün arası sürer ve dişi sıklıkla iki bazen de dörde kadar varan sayıda yavrular. Yavrular doğduktan sonra anne erkeklerin etrafta dolaşmasına izin vermez. Kaplanlarda da görülen bu davranış yavru yamyamlığını önlemek içindir. [35]

Gözü kapalı doğan yavrular iki hafta sonra gözlerini açar. Üç ayda sütten kesilen yavrular anneleriyle birlikte ava çıkmadan önce altı aylık olana kadar inlerinen ayrılmaz. [36] Yavrular bir ile iki yıl arasında anneleriyle birlikte kaldıktan sonra kendilerine ait bir bölge oluşturmak için ayrılırlar. Genç erkekler önceleri göçmendir ve yaşlı erkeklerle kendilerine ait bir bölge oluşturana kadar itişip kakışırlar. Doğal yaşam alanlarında jaguarların yaşam süresi 12 yıl civarındadır. Esaret altında 23 yıl kadar yaşadıkları görülmüştür ki bu onları en uzun yaşayan kedilerin arasına sokar. [26]

Sosyal yapı

Kedilerin çoğunluğu gibi, anne-yavru gruplarının dışında jaguar tek başına dolaşır. Erişkinler genelde kur yapmak ve çiftleşmek için biraraya gelir [35] ve kendilerine geniş bölgeler ayırırlar. Dişilerin 25 ile 40 km2 lik bölgeleri birbirini kesebilir ama hayvanlar genellikle yüzyüze gelmekten kaçınır. Erkeklerin bölgeleri av ve yeterli alan durumuna göre yaklaşık iki katı yer kaplar ve birbirini kesmez. [35][37] Pençe izleri, idrar ve dışkı bölgeyi belirlemek için kullanılır. [38]

Diğer büyük kediler gibi jaguar da kükreyebilir. Genellikle, bölge ve eş için rakiplerini uyarmak amacıyla kükrerler. Doğal yaşam yerlerinde bireyler arasında karşılıklı kükremeler gözlemlenmiştir. [39] Kükremeleri tekrar eden bir öksürüğe benzer ve bazen miyavlama ile homurdanma sesleri de çıkarırlar. [26] Çok nadir de olsa erkekler arasında çiftleşme nedeniyle kavga çıkabilir ama genellikle saldırgan davranışlarda bulunmadıkları gözlemlenmiştir. [38] Çıkan kavgalarda anlaşmazlık konusu genellikle bölge hakimiyetidir. Bir erkeğin bölgesi içinde iki ya da üç dişinin bölgesi yer alır ama başka bir erkeğin girmesine tahammül edemezler. [35]

Jaguar genellikle gece hayvanı olarak tanımlanırsa da daha çok yarı karanlıkta (gündoğuşundan önce ve günbatışından sonra) aktiftir. Erkekler de dişiler de avlanır ama erkekler daha büyük bölgede olduklarından her gün daha çok yol katederler. Av olduğu takdirde jaguar gündüzleri de avlanabilir. Zamanının %50-60’ını aktif olarak geçiren jaguar oldukça enerjik bir kedidir. [27] Bulunması zor olan jaguarın doğal yaşam alanlarına kolay erişilemediğinden, gözlemlenmesi oldukça zor bir hayvandır.

Avlanma ve beslenme

Tüm kediler gibi jaguar yalnızca et ile beslenen bir etçildir. Fırsatçı bir avcıdır ve 85’e yakın türü avlar. [27] Jaguar büyük avları tercih eder ve geyik, tapir, pekari, köpek ve kaymanları bile avlar. Ancak kedi, kurbağa, fare, kuş, balık, ve evcil hayvan gibi yakalayabildiği her türlü hayvanı yiyebilir. [40]

Jaguar Panthera cinsinde yaygın olan derin ısırık ve boğma tekniğini kullansa da kediler arasında istisna teşkil eden kendine has bir öldürme yöntemini tercih ederek, köpekdişleriyle avının kulakları arasından şakak kemiklerini ısırarak doğrudan beynini deler. Emmons (1987) bu tekniğin Pleistocene dönemin sonunda türlerin yokolması ve jaguarların temel avlarının kaplumbağa olması nedeniyle kaplumbağa kabuklarını kırarak açabilmek için bir uyum sağlama olduğunu önermiştir. [27][39] Kafatası ısırığını memeliler için uygulayan jaguar, cayman gibi avlarda ise arkaya sıçrayarak omuriliğine zarar verdiği avını hareketsizleştirir. Kaplumbağa kabuğunu kırabilecek güçte olsa da, kabuğun içindeki etleri sıyırarak da yiyebilir. [35] Köpek gibi avlarda ise kafatasını kırabilecek bir pençe darbesi yeterli olur.

Jaguar eğer sürek avındaysa, avını izleyip pusuya düşürür. Orman patikalarında yavaşça dolanarak pusuya düşürmeden ve saldırmadan önce avını dinler ve izler. Jaguar saklandığı yerden ve genelde hedefinin ölü noktasından çevik bir sıçrayışla saldırır. Türün pusu yetenekleri, hem yerliler hem de saha araştırmacıları tarafından hayvanlar dünyasında eşine pek rastlanmayan bir yetenek olarak görülür. Pusu yeteneği büyük bir ihtimalle çok farklı ortamlarda süper avcı olmanın geliştirdiği bir yetenektir. Pusuda avın arkasından suya sıçramak da yer alır. Yüzerlerken çok rahat bir şekilde avlarını öldürebilirler. Öyle kuvvetlidirler ki genç bir inek ölüsünü dahi bir ağacın üzerine çıkarabilirler. [35]

Avını öldürdükten sonra cesedini çalılığa ya da gözden uzak başka bir noktaya taşır. Avını karnından değil de boyun ve göğsünden yemeye başlar. Kalp ve ciğerlerden sonra omuzlarını yer. [35] Türün 34 kilogramlık en zayıf üyelerinin günlük besin gereksinimlerinin 1,4 kilogram olduğu tahmin edilmiştir. [41] 50-60 kilogram arasında esaret altındaki hayvanlar için günlük besin miktarı olarak 2 kilogramdan fazla et önerilmektedir. [42] Doğal ortamlarında bu değer değişkenlik gösterir çünkü avının yakalanması ve öldürülmesinde önemli ölçüde enerji harcayan yırtıcı kedi bir kerede 25 kilogram et yedikten sonra açlık dönemine girer. [43]

Ekoloji

Dağılım ve habitat

Jaguar’ın dağılımı

Fosil incelemelerine göre jaguar iki milyon yıllık bir yaşa sahiptir[22] ve Pleistosen döneminde Bering kara köprüsünden geçtiğinden beri bir Amerikan kedisidir. Panthera onca augusta adı verilen en yakın atası günümüzdeki kediden daha büyüktür. [21] Günümüzdeki dağılımı Meksika’dan Orta Amerika’ya ve Breziya Amazonu’nun büyük bir kısmı dahil olmak üzere Güney Amerika’ya uzanır. [44] Bu dağılım içinde kalan ülkeler ABD, Arjantin, Belize, Bolivya, Brezilya, Ekvador, Fransız Guyanası, Guatemala, Guyana, Honduras, Kolombiya,Kosta Rika, Meksika, Nikaragua, Panama, Paraguay, Peru, Surinam, ve Venezuela yer alır. El Salvador ve Uruguay’daki jaguar soyu tükenmiştir. [15]

Listeye ABD’nin eklenmesinin sebebi güneybatıda özellikle Arizona, New Mexico ve Teksas’da görüldüğü bildirilen jaguarlardır. 1990′ların başında, jaguarların yaşam alanları Güney Kaliforniya ve batı Teksas’a kadar kuzeye uzanıyordu. [41] Jaguarlar, “Tehdit altındaki türler yasası” ile ABD’de koruma altına alınmış ve postu için hayvanların avlanması yasaklanmıştır. 2004 yılında doğal yaşamı koruma memurları Arizona’nın güneyinde jaguarları görüntülediler. Arizona’da sürekli bir popülasyonun yaşaması için yeterli bir av miktarı, öldürülmekten korunmaları ve Meksika’daki popülasyon ile bağlantılarının sağlanması gereklidir. [45]

Türün tarihsel dağılımına Amerika Birleşik Devletleri’nin güney kısmının tamamına yakını, güneyde de Güney Amerika kıtasının hemen hemen tamamı dahildir. Toplamda kuzey sınırı 1.000 km, güney sınırı da 2.000 km gerilemiştir. 40 milyon ile 11,5 milyon yıl öncesine ait Buz Çağı’ndan kalma jaguar fosilleri Missouri’ye kadar kuzeydeki bazı kazı alanları da dahil olmak üzere farklı yerlerde günyüzüne çıkarılmıştır. Fosiller, günümüzdeki ortalama ağırlıktan oldukça fazla olan 190 kilogramlık jaguarların varlığını ortaya çıkarmıştır. [46]

Kedinin habitatına Güney ve Orta Amerika’nın yağmur ormanları, kısmen sel altında kalan açıklık sulak araziler, ve kuru otlaklar dahildir. Jaguar, bunların arasında en çok yağmur ormanlarını tercih eder. [27] Kedi, Arjantin pampaları, Meksika’nın kurak düzlükleri ve güneybatı ABD gibi kuru habitattaki yerini çok hızlı kaybetmiştir. [15] Kedi tropik, subtropik ve kuru yaprakları dökülen ormanlara yayılmıştır. Su ile birarada düşünülen jaguar genellikle nehir kenarlarında, bataklıklarda ve avlarını izlemeye yarayan yoğun yağmur ormanlarında yaşarlar. Jaguarlar 3.800 metre kadar yüksek rakımlarda da bulunur ama genellikle dağ ormanlarını tercih etmezler ve orta Meksika’nın yüksek platoları ile And dağlarında bulunmazlar. [27]

Ekolojik rolleri

Arjantin’deki vahşi yaşamı koruma ve rehabilitasyon merkezinde bir jaguar.

Jaguar bir süper avcıdır, yani besin zincirinin en üstünde yer alır ve onu avlayan başka bir tür yoktur. Jaguar ayrıca kilittaşı tür olarak otçul ve tanecil hayvanların popülasyonlarını kontrol ederek orman sisteminin yapısal bütünlüğünü sağlar. [25][47] Ancak jaguar gibi türlerin ekosistemler üzerinde tam olarak ne gibi bir etkisi olduğunu belirlemek oldukça zordur çünkü türün olmadığı ve bulunduğu bölgelerden veri toplamak ve insan aktivitesinin etkisini dikkate almak gerekir. Genel olarak kilit türlerin eksikliğinde orta büyüklükteki avcı türlerinin popülasyonunun arttığı ve bunun da birbirini izleyen negatif etkileri olduğu düşünülür, [48] ancak saha çalışmaları bunun doğal bir değişiklik olacağını ve popülasyon artışlarının süreklilik arzetmeyeceğini göstermiştir. Dolayısıyla kilit tür varsayımı tüm bilimadamları tarafından desteklenmez. [49]

Jaguarların diğer avcılar üzerinde de etkisi bulunur. Jaguar ve Amerika kıtasındaki ikinci büyük kedi puma, sıklıkla simpatriktir (aynı bölgeyi paylaşan birbiriyle bağlantılı türler) ve sıklıkla beraber incelenmişlerdir. Jaguar ile simpatrik olan pumalar genelde daha küçüktürler çünkü büyük avları jaguar, küçük avları da puma aldığından, bu pumalar normalden küçük kalırlar. [50] Bu durum pumaların yararınadır. Küçük avlar dahil olmak üzere daha geniş av seçenekleri olan pumalar insanların değiştirdiği doğada jaguarlara karşı daha dayanıklıdırlar. [25] Her iki tür de neredeyse tehdit altındaki tür olarak ilan edilmelerine rağmen puma önemli ölçüde daha büyük bir dağılıma sahiptir.

Korunma durumu

Jaguar, Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik tarafından neredeyse tehdit altındaki tür olarak değerlendirilmiş olup[15] yakın gelecekte soyu tükenme tehdidi altına girebilir. Tarihsel kuzey yerleşim alanlarını hemen hemen kaybetmesi, şu anda bulunan yerlerde bölünmelerin artması bu durumun seçilmesinde etken olmuştur. Jaguar popülasyonu günümüzde azalmaktadır. Wildlife Conservation Society (Vahşi Yaşamın Korunması Topluluğu) tarafından yaptırılan detaylı çalışmalar sonucunda jaguarın tarihsel yaşam alanlarının %37’sini kaybettiği, %18’inde de durumunun ne olduğunun bilinmediği ortaya çıkarılmıştır. Ancak geriye kalan yaşam alanlarında, özellikle Amazon havzasında ve buraya komşu olan Gran Chaco ile Pantanal’da uzun dönem hayatta kalma olasılığı, umut verici bir şekilde, %70 olarak belirlenmiştir. [44]

Jaguar için önemli riskler; habitatının olduğu ormanların yokedilmesi, insanlarla yiyecek için olan rekâbet [15] ve besledikleri hayvanları avlayan kedileri öldüren çiftçilerdir. Bir kere alıştıktan sonra jaguarların beslenmesinin önemli bir kısmını büyükbaş hayvanlar oluşturur. Otlak yapmak için arazi açılması, tür için tehdit unsuru olsa da Güney Amerika’ya ilk kez büyükbaş hayvanlar getirildiğinde bu yeni avdan faydalanan jaguarların başlangıçta popülasyonu artmış olabilir. Beslenen hayvanları çok sık avlamaları nedeniyle çiftlik sahipleri sürekli çalışan jaguar avcıları kiralamıştır ve jaguarlar görüldükleri yerde öldürülürler. [26]

Pantanal, Brezilya’da sel. Önemli bir jaguar yaşam alanı.

Jaguar Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme’nin 1. maddesi ile korunmaktadır: Jaguar ya da herhangi bir parçasının uluslararası ticareti yasaklanmıştır. ABD, Arjantin, Fransız Guyanası, Honduras, Kolombiya, Nikaragua, Panama, Paraguay, Surinam, Uruguay ve Venezuela’da avlanmaları yasaklanmıştır. Brezilya, Guatemala, Kosta Rika, Meksika ve Peru’da avlanma yalnızca sorun çıkaran hayvanlarla sınırlandırılmış iken Bolivya’da jaguar avı hâlâ serbesttir. Ekvador ve Guyana’da tür herhangi bir koruma altında değildir. [22]

Süregelen korunma çabalarının içinde çiftçilerin bilgilendirilmesi ve ekoturizmin gelişmesine yardımcı olunması yer alır. [51] Jaguar genel olarak “şemsiye tür” olarak tanımlanır yani yaşadığı yer ve habitat gereksinimi öyle geniştir ki onun korunma altında olmasıyla birçok küçük tür de korunacaktır. [52] Korunma örgütleri, jaguara birbirine bağlı habitat sağlamaya çalışarak diğer türlerin de bu korunmadan yararlanması için çalışır. [51]

Türün yaşadığı alanların tamamına ulaşılamadığı için (orta Amazon bölgesi gibi) sayılarını tahmin etmek zordur. Araştırmacılar genel olarak özel biyobölgeler üzerine yoğunlaşır ve tür genelinde bir analize pek rastlanmaz. 1991 yılında Belize’de 600 ile 1.000 hayvanın yaşadığı tahmin edilmiştir. Bir yıl öncesinde Meksika’nın 4.000 km2 lik Calakmul Biyosfer Rezervi’nde 125 ile 180, Chiapas eyaletinde de 350 hayvanın yaşadığı tahmin edilmiştir. Guatemala’daki 15.000 km2 lik komşu Maya Biyosfer Rezervi’nde 465 ile 550 hayvan olabilir. [53] GPS-telemetrisi kullanılan 2003 ve 2004 yıllarındaki çalışmalarda kritik Pantanal bölgesinde 100 km2 de altı ile yedi jaguar bulunduğu görülmüştür (bu sayı, geleneksel yöntemlerle yapılan bir çalışmada 10 ile 11 olarak hesaplanmıştı). Buradan anlaşılan, çoğunlukla kullanılan örnekleme yöntemlerinin kedilerin gerçek sayısını abarttığıdır. [54]

Mitolojide ve kültürde

Aztek jaguar savaşçısı.

Mezoamerikan kültürü

Jaguar, uzun çağlar boyunca Orta ve Güney Amerika’da gücün ve kuvvetin sembolü olmuştur. Kolomb öncesi Mezoamerika kültürünün kaynaklandığı Olmek kültüründe belirgin bir “jaguaradam” kavramı gelişmiştir. Stilize jaguar ve jaguara benzeyen insan figürleri ve heykelleri bulunur. Daha sonraki Maya uygarlığında jaguarın ölüler ile yaşayanlar arasındaki iletişimi kolaylaştırdığına ve kraliyet ailesini koruduğuna inanılırdı. Mayalar bu güçlü kedileri ruhsal dünyadaki dostları olarak görmüş ve krallarına içinde jaguar sözcüğü geçen resmî adlar vermiştir. Aztek uygarlığı, yönetenlerin ve savaşçıların sembolü olarak jaguar imajını paylaştı ve jaguar güçlü tanrı Tezcatlipoca’nın totem hayvanı olarak görüldü.

Çağdaş kültür

Jaguar çağdaş kültürde sıklıkla karşılaşılan bir semboldür. Guyana’nın resmî hayvanıdır ve ülke armasında yer alır. [55] Çok sıklıkla ürün adı olarak kullanılan jaguar en çok lüks araba markası olarak tanınır. 1960’ların başında Fender Müzik Aletleri sörf müziği yapanlara yönelik Jaguar adını verdikleri bir elektrogitar modelini üretti.

Galeri

Amerika Birleşik Devletleri’nin Milwaukee kentindeki bir hayvanat bahçesinde otururken fotoğraflanan bir jaguar (Panthera onca). Kedigiller familyasının dört büyük kedisinden biri olan jaguar, genel olarak yalnız dolaşır ve çok iyi bir avcıdır.

Kaynakça

  • İngilizce Vikipedi’deki 25 Kasım 2006 tarihli Jaguar maddesi
  • Kedi Uzmanlık Grubu (2002). Panthera onca. Tehlike altında olan türlerin 2006 IUCN Kırmızı Listesi. IUCN 2006. 4 Mart 2007 tarihinde alınmıştır.

Notlar

  1. ^ a b Stephen Wroe, Colin McHenry, and Jeffrey Thomason (2006). “Bite club: comparative bite force in big biting mammals and the prediction of predatory behaviour in fossil taxa”. Proceedings of the Royal Society B Online. 7 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  2. ^ a b Hamdig, Paul. “Sympatric Jaguar and Puma”. Ecology Online Sweden. 30 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  3. ^ a b “”Jaguar”". Online Etymology Dictionary. Douglas Harper. 6 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  4. ^ a b c “”Word to the Wise”". Take our word for it, basım 198, s. 2. The Institute for Etymological Research and Education. 11 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  5. ^ “”Yaguareté – La Verdadera Fiera”" (İspanyolca). RED Yaguareté. 27 Eylül 2006 tarihinde erişilmiştir.
  6. ^ “Breve Vocabulario” (İspanyolca). Faculty of Law, University of Buenos Aires. 29 Eylül 2006 tarihinde erişilmiştir.
  7. ^ Eduardo Acevedo Díaz. Nativas (İspanyolca dilinde). URL erişim tarihi 29 Eylül.
  8. ^ Hemen hemen burada sözedilen tüm sanal bilgi kaynakları büyük olasılıkla yanlış olan bu etimolojik bilgiyi kullanır.
  9. ^ “”Panther”". Online Etymology Dictionary. Douglas Harper. 26 Ekim 2006 tarihinde erişilmiştir.
  10. ^ a b c d e f Johnson, W.E., Eizirik, E., Pecon-Slattery, J., Murphy, W.J., Antunes, A., Teeling, E. & O’Brien, S.J. 2006. The Late Miocene radiation of modern Felidae: A genetic assessment. Science 311: 73-77
  11. ^ Turner A (1987) New fossil carnivore remains from the Sterkfontein hominid site (Mammalia: Carnivora). Ann Transvall Mus 34:319–347
  12. ^ a b c d Yu L & Zhang YP (2005). Phylogenetic studies of pantherine cats (Felidae) based on multiple genes, with novel application of nuclear beta-fibrinogen intron 7 to carnivores. Molecular Phylogenetics and Evolution 35(2): 483-495.
  13. ^ a b c Johnson WE & Obrien SJ (1997). Phylogenetic reconstruction of the Felidae using 16S rRNA and NADH-5 mitochondrial genes. dergi of Molecular Evolution 44: S98-S116.
  14. ^ a b c d e f Dianne N. Janczewski, William S. Modi, J. Claiborne Stephens, and Stephen J. O’Brien (1996). “Molecular Evolution of Mitochondrial 12S RNA and Cytochrome b Sequences in the Pantherine Lineage of Felidae”. Molecular Biology and Evolution 12 (4): 690. 6 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  15. ^ a b c d e Nowell, K., Breitenmoser, U., Breitenmoser, C. & Jackson (2002). Panthera onca. Tehlike altında olan türlerin 2006 IUCN Kırmızı Listesi. IUCN 2006. 11 Ağustos 2006 tarihinde alınmıştır.
  16. ^ Felid Taxon Advisory Group: Alan H. Shoemaker (1996) Taxonomic and Legal Status of the Felidae
  17. ^ a b Eizirik E, Kim JH, Menotti-Raymond M, Crawshaw PG Jr, O’Brien SJ, Johnson WE. (2001). “Phylogeography, population history and conservation genetics of jaguars (Panthera onca, Mammalia, Felidae)”. Molecular Ecology 10 (1): 65. 7 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  18. ^ a b c Seymore, K.L. 1989. Panthera onca. Mammalian Species 340: 1-9
  19. ^ Ronald M. Nowak (1999) Walker’s Mammals of the World, 6th edition. The Johns Hopkins University Press, Baltimore, Maryland ISBN 0-8018-5789-9
  20. ^ Larson, Shawn E. (1997). “Taxonomic re-evaluation of the jaguar”. Zoo Biology 16 (2): 107. 7 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  21. ^ a b Ruiz-Garcia M, Payan E, Murillo A & Alvarez D (2006). DNA microsatellite characterization of the jaguar (Panthera onca) in Colombia. Genes & Genetic Systems 81(2): 115-127.
  22. ^ a b c “Guidelines for Captive Management of Jaguars,” Taxonomy, s. 5-7, Jaguar Species Survival Plan
  23. ^ İlkinin tanımı fosil temel alınarak, diğerlerinin ise yaşayan bireyler temel alınarak yapılmıştır.
  24. ^ a b c “”All about Jaguars: ECOLOGY”". Wildlife Conservation Society. 11 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  25. ^ a b c Rodrigo Nuanaez, Brian Miller, and Fred Lindzey (2000). “Food habits of jaguars and pumas in Jalisco, Mexico”. dergi of Zoology 252 (3): 373. 8 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  26. ^ a b c d “”Jaguar Fact Sheet”". Jaguar Species Survival Plan. 14 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  27. ^ a b c d e f g Nowell, K. and Jackson, P. (compilers and editors) 1996. Wild Cats. Status Survey and Conservation Action Plan. IUCN/SSC Cat Specialist Group. IUCN, Gland, Switzerland. (PDF dosyası; bakınız Panthera Onca, s 118–122)
  28. ^ “”Search for the Jaguar”". National Geographic Specials. Alabama Public Television. 11 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  29. ^ McGrath, Susan (Ağustos 2004). “”Top Cat”". National Audubon Society. 11 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  30. ^ Dinets, Vladmir. “ilk documentation of melanism in the jaguar (Panthera onca) from northern Mexico”. 29 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  31. ^ Meyer, John R. “Black jaguars in Belize?: A survey of melanism in the jaguar, Panthera onca”, biological-diversity.info, Belize Explorer Group, 1994.
  32. ^ “”Jaguar (panthera onca)”". Our animals. Akron Zoo. 11 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  33. ^ a b “Guidelines,” Reproduction, pp. 28-38
  34. ^ Ronaldo Gonçalves Morato, Marcelo Alcindo Barros de Vaz Guimaraes, Fernando Ferriera, Ieda Terezinha do Nascimento Verreschi, Renato Campanarut Barnabe (1999). “Reproductive characteristics of captive male jaguars”. Brazilian dergi of Veterinary Research and Animal Science 36 (5). 8 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  35. ^ a b c d e f g “Guidelines,” Natural History & Behavior, s. 8–16
  36. ^ “”Jaguars: Magnificence in the Southwest”". Newsletter, Spring 2006. Southwest Wildlife Rehabilitation & Educational Foundation. 14 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  37. ^ George B. Schaller, Peter Gransden Crawshaw, Jr. (1980). “Movement Patterns of Jaguar”. Biotropica 12 (3): 161. 8 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  38. ^ a b Rabinowitz, AR., Nottingham, BG Jr (1986). “Ecology and behaviour of the Jaguar (Panthera onca ) in Belize, Central America”. dergi of Zoology 210 (1): 149. 11 Ağustos 2006 tarihinde erişildi. Overlapping male ranges are observed in this study in Belize. Note the overall size of ranges is about half of normal.
  39. ^ a b Emmons, Louise H. (1987). “Comparative feeding ecology of felids in a neotropical rainforest”. Behavioral Ecology and Sociobiology 20 (4): 271. 8 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  40. ^ Defenders of Wildlife. “Jaguar — Kids’ Planet — Defenders of Wildlife”.
  41. ^ a b “Determination That Designation of Critical Habitat Is Not Prudent for the Jaguar”. Federal Register Environmental Documents (2006).
  42. ^ “Guidelines,” Hand-rearing, pp. 62-75 (see table 5)
  43. ^ “Guidelines,” Nutrition, s. 55-61
  44. ^ a b Eric W. Sanderson, Kent H. Redford, Cheryl-Lesley B. Chetkiewicz, Rodrigo A. Medellin, Alan R. Rabinowitz, John G. Robinson, and Andrew B. Taber (2002). “Planning to Save a Species: the Jaguar as a Model”. Conservation Biology 16 (1): 58. 9 Ağustos 2006 tarihinde erişildi. Detailed analysis of present range and terrain types provided here.
  45. ^ “Jaguar Management”. Arizona Game & Fish,. 8 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  46. ^ “”Jaguars”". The Midwestern United States 16 000 yıl önce. Illinois State Museum. 20 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  47. ^ “Jaguar (Panthera Onca)”. Pheonix Zoo. 30 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  48. ^ “Structure and Character: Keystone Species”. mongabay.com. Rhett Butler. 30 Ağustos 2006 tarihinde erişilmiştir.
  49. ^ Wright, SJ; Gompper, ME; DeLeon, B (1994). “Are large predators keystone species in Neotropical forests? The evidence from Barro Colorado Island”. Oikos 71 (2): 279. 8 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  50. ^ J. Agustin Iriarte, William L. Franklin, Warren E. Johnson, and Kent H. Redford (1990). “Biogeographic variation of food habits and body size of the America puma”. Oecologia 85 (2): 185. 9 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  51. ^ a b “Jaguar Refuge in the Llanos Ecoregion”. World Wildlife Fund. 1 Eylül 2006 tarihinde erişilmiştir.
  52. ^ “Glossary”. Sonoran Desert Conservation Plan: Kids. Pima County Government. 1 Eylül 2006 tarihinde erişilmiştir.
  53. ^ “Guidelines,” Protection and Population Status, pg. 4.
  54. ^ Marianne K. Soisalo, Sandra M.C. Cavalcanti. (2006). “Estimating the density of a jaguar population in the Brazilian Pantanal using camera-traps and capture–recapture sampling in combination with GPS radio-telemetry”. Biological Conservation 129: 487. 8 Ağustos 2006 tarihinde erişildi.
  55. ^ “Guyana,” RBC Radio

Cinsel ilişki

Cinsel ilişkisevişme veya seks, insanların üreme şeklidir. İnsanoğlunun soyunun devamını sağlamakla birlikte, sırf cinsel tatmin için de uygulanır.

Cinsel birleşme, ereksiyon olmuş penisin, vajinaya girmesi ile partnerlerden birinin kalçalarını vajina içerisinde sürtünmeyi sağlaması için, genelde penisin tamamını dışarı çıkartmadan ileri-geri hareket ettirmesi ile gerçekleşir. Bu yolla çiftler kendilerini ve birbirlerini, çoğunluklaorgazm ve ejekülasyon (boşalma) gerçekleşene kadar uyarırlar. Sertleşmiş penisin vajina içine girmesi olayı ayrıca intromisyon olarak da adlandırılır.

Üreme

Cinsel birleşme insan soyunun üremesinin temel metodudur. Genelde erkekte orgazm ile aynı anda gerçekleşen boşalma işlemi ile birlikte,sperm ya da spermatozoit adları ile bilinen erkek gametlerini içeren meni, ilgili adalelerin kasılması ile vajinanın içine bırakılır. Buraya boşaltılan spermlerin bir sonraki rotası sırasıyla rahim ağzı, uterus (rahim) ve son olarak da fallop tüpleridir. Her bir boşalma ile birlikte, döllenme şansının yüksek olması için milyonlarca sperm hücresi ortaya çıkar. Kadının orgazm olup olmaması gebe kalmak için bir zorunluluk değil ise de, erkeğin boşalması sırasında ya da sonrasında kadının daorgazm olması ile dişi cinsel organının geçici küçülmesi, vajina içerisine boşaltılmış olan spermlerin fallop tüplerine ulaşmasını hızlandırarak gebeliğe yardımcı olur. Eğer fallop tüplerinde verimli bir yumurta hücresi var ise, erkeğin gametleri ile birleşir ve döllenmenin gerçekleşmesi ile sonuçlanır. Döllenmiş yumurta hücresi uterusa ulaştığında ise rahimin içyüzeyine tutunur ve gebelik başlamış olur. Kısır olmayan bireylerin gerçekleştirdiği birleşmelerin, doğum kontrol yöntemleri kullanılmadığı sürece gebelik ile sonuçlanması beklenir.

Köpek Stili

İnsanlar, yunuslar ve bonobolar cinsel ilişkiye sadece üreme amacı ile girmezler. Cinsel zevk ve tatmin genelde bu ilişkilerin ana nedenidir. Bu nedenle dişi yumurtlama yeteneğini kaybetmiş ya da hiç sahip değilse bile bu çiftlerin ilişkiye girmesine engel değildir. İnsanlar da, yunuslar da, bonobolar da, grup hâlinde sürdürdükleri yaşam bireysel olarak yapabileceklerinden çok daha başarılı olan sosyal ve zeki varlıklardır. Bu canlılarda seksin yapılış amacı üremeden çok bazı sosyal ihtiyaçlar ile bazı diğer kişisel gereksinimlerdir. Seks daha geniş sosyal yapılar oluşturmak ve sosyal hayatta bir yere sahip olmak için bireyler arasındaki samimiyet bağını güçlendirir.

Birçok araştırmacı, seksin insan yaşamında üç önemli avantajı olduğunu düşünür: üreme, gönül bağının kuvvetlenmesi ve eğlence.[1] 20. yüzyıl ortalarında başlayarak doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesi ile insanlar bu üç ögenin ayrımını daha kolay yapabilir hâle gelmişleridir. Örneğin korundukları hâlde ilişkiye girmekte olan yeni evli bir çiftin amacı sadece cinsel tatmin değil, aynı zamanda da ilişkilerini sağlamlaştırmak, aralarındaki güven duygusunu arttırarak gelecekte bir çocuk sahibi olmaya ön hazırlık yapmaktır.

Cinsel ilişkiye engel etkenler

Cinsel ilişki sırasında penisin uyarılması, klitorisin vajinanın tam olarak neresinde bulunduğunu ve boyutuna bağlı olarak, vajinanınkinden çok daha yüksektir. Araştırmalara göre kadınların %70′i ya hiç orgazm olamadıklarını ya da çok nadir olduklarını belirtirler. [2] Yine araştırmalara göre kadınlarınbirçoğu ilişki sırasında uyarılmalarına rağmen orgazm olmak için dış yöntemlere başvururlar. Cehâlet ya da önemsememezlik kadınların orgazmolamamasının ana sebeplerindendir. Orgazm olamama durumu, cinsel uyarının sağlanmasına rağmen, tam doyuma ulaşılamaması durumudur. Bu sendrom, kadınlarda, erkeklere oranla çok daha yaygındır. Bu durum bir takım psikolojik rahatsızlıklardan ya da partnerin kimliğine bağlı olarak ilişkiye karşı isteksizlikten kaynaklanabilir. Partnerini cinsel doyuma ulaştırması gerektiği düşüncesi ve ona yeterli gelememesi endişesi bu sorunu daha da büyütebilir. İlişki sırasında orgazm olamama sorununa karşı mastürbasyon kadınların vücutlarını keşfetmeleri için iyi bir yöntemdir. Bir partnerin yokluğu, bireyin performans eksikliği ve hatâ yapma endişesini ortadan kaldırarak eğlenmesine ve rahatlamasına yardımcı olur. İyi iletişim ve sabır bir bayanın orgazm olamaması sorununu çözebilmesi için gerekli olan faktörlerdendir. Birçok kadın orgazm olamamanın bir sorun olduğunu bilmelerine rağmen, hayatlarında hiç orgazm olamamış, bunun bir sorun olup olmadığını bile bilmeyenler de vardır.

Halk arasında iktidarsızlık veya cinsel güç yetersizliği ve tıpta ereksiyon bozukluğu olarak adlandırılan rahatsızlık, bazı psikolojik ya da fizyolojik sağlık sorunlarından dolayı ereksiyon olamama durumudur. Bu durum Viagra(Sildenafil), Cialis(Tadalafil) ve Levitra(Vardenafil) gibi reçete ile satılan bazı ilâçlar ile kısmen ve geçici olarak çözülebilir. Yine de doktorlar bu tip ilâçların lüzumsuz kullanımlarına karşı uyarılar yapmaktadır. Cinsel güç arttırıcı ilâçlar genel olarak yüksek kalp krizi riskini beraberinde getirir. Bunun ile birlikte doktorlar sorunları ilâç kullanarak etkisiz hâle getirme işlemlerinin, meseleyi sadece maskelediğini ve altında yatan problemleri asla çözmediğini açıklarlar.

Erkeklerde, cinsel güç yetersizliğinden de çok rastlanan bir başka problem ise erken boşalmadır. Amerikan Üroloji Örgütü (AUO)’ne göre erken boşalma problemi erkeklerin %27′si ilâ 34′ünü etkilemektedir. Erken boşalma her ne kadar bir cinsel problem veya yetersizlik gibi görülse de bir problem olmayıp bir cinsel uyumsuzluktur. Bundan başka kadınlarda alt karın kaslarının istemdışı şekilde kasılarak, ilişkiyi sıkıntılı, ağrılı ve bazen de imkânsız hâle getiren Vajinismus ve farklı sebeplerden meydana çıkabilen Dyspareunia sık sık görülen cinsel sorunlardır.

Cinsel etik ve yasalar

Birtakım cinsel aktivite ve fantaziler pek çok toplumda tabu olarak yerleşse de, cinsel birleşme insanoğlunun neslinin devamını sağladığı için gerek kültürel gerek ise dinî açıdan -birkaç istisnâ dışında- yasak kabul edilmemiştir.

Cinsel birleşmeye müdahâle eden kültürlerin birçoğu doğal olarak tükenmiş ve birkaç istisnâ dışında ayakta durmamaktadır. Kendilerine Shakers adını veren, Hıristiyanlık’ın bir mezhebi olan bir grup doğuma ve cinsel ilişkiye izin vermez.Günümüzde dışarıdan katılmalar ile birkaç yandaşı bulunan bu oluşumun felsefesine göre eğer bir şekilde çocuk yapıldıysa, çocuk 21 yaşına geldiğinde, tarikattan çıkıp bir yuva mı kurmak istediği, yoksa kalarak hayatına aseksüel olarak mı yaşamak istediği sorulur, bireyin hür irâdesi ile verdiği cevaba göre eğer gitmeyi seçerse kişiye karışılmaz.

Dinlerin ya da kültürlerin cinsellik ve cinsel birleşme ile ilgili olgulara ayıp ya da uygun damgasını vurmuş olması tarih boyunca hemen her toplumda görülmüş bir olaydır. Bu kısıtlamalardan çoğu genelde;

  • Evlilik öncesi yapılan ilişki (Zina)
  • Taraflardan en az birinin evli olduğu fakat arada nikâh olmadan yapılan ilişki (Aldatma)
  • Birinci ya da ikinci dereceden (ebeveynler, kardeşler, evlâtlar, torunlar ve yeğenler gibi…) akrabalar ile yapılan ilişki (Ensest)
  • Cinselliği anlamlandıramayacak kadar küçük yaştaki insanlarla yapılan ilişki (pedofili)

İslam ve Yahudilik gibi bazı dinler ise kadınların özel günleri boyunca kadınlar ile ilişkiye girmeyi yasaklamıştır ve bu periyot boyunca kocaların karılarına karşı cinsel temasta bulunmamaları beklenir. İnançlar yönünün dışında bu günlerde ilişkiye girilecekse de hijyen kurallarına dikkat edilmelidir, zira bu günlerdeki ilişkilerde birçok mikrobun üremesine müsait bir ortam bulunmaktadır.

Birçok ülkede evlenme ve cinsel ilişkiye girme inisiyatifinin kişinin özgür iradesine bırakılması yaşı yasalar ile belirlenmiştir. Genel olarak 13 ilâ 18 arasında olan bu yaş sınırının öncesinde veya sonrasında karşıdaki kişinin izni olmaksızın ilişkiye girilmesi, ırza geçme ya da tecavüz olarak adlandırılır ve birçok ülkede ciddi suçlar kapsamına girer.

Dinlerin cinselliğe bakışı

Budist inancına göre Sekiz katlı asil yol’un beşinci maddesinin gerekleri altında bir kişi ne cinsellikten kopuk olmalıdır, ne de cinselliğe köle olmalıdır. Kişilerin ruhsal gelişmesine aykırı olmadığı sürece cinsellik ile alâkadar olmaları kötü bir davranış olarak kabul edilmez. Evlilikten önce birlikte olmak yasak değildir fakat eşini aldatmak iyi bir davranış olarak kabul görmez. Üstelik cinsellik kişinin daha yüksek bir ruhsal gelişmeye ulaşması için son derece gerekli olduğu öğretilir.

Hıristiyanlık

Cinsellik, Hıristiyanlık‘ta kilisede edilen kutsal evlilik yemininin gerekli bir parçası olarak, çiftin çocuk yapma niyetlerini ortaya koyar. Cinsellik birinin eşine verebileceği en özel fakat pahasız hediyedir. Hıristiyan inançlarında evlilik dışı cinsel yaşam iffet olarak adlandırılır ve cinsel ilişkinin bir meyvesi olarak dünyaya gelen çocuk Tanrı‘nın bereketini, büyüklüğünü ve cömertliğini gösterir. Yeni Ahit‘te: “Zina edenler, putperestler, aldatanlar… Tanrı’nın krallığının güzelliklerinden yararlanamayacaklardır” denir. Koine Yunancası zinayı porneia olarak adlandırmıştır, günümüzde ahlâk dışı kabul edilen her türlü yazı, çizi ve band kaydının yapılması işine verilenpornografi sözcüğü buradan doğmuştur.

Hinduizm

Hinduizm insanın tüm sorunlarının maddî dünyadan kaynaklandığını söyler. Cinsel tutku ve istekler bir kişiyi ruhsal bilgelikten uzaklaştıran şeylerdir. Doğru yerde ve doğru zamanda olan cinsellik kişiyi Nirvanaya ulaştırmak için bir basamak olabilir. Bunun yanında Kama Sutra kişinin cinsel arzularını bastırmaması, cinsel yaşamını mükemmelleştirerek ilâhi seksi tatması için ortaya çıkmıştır

İslam

İslam dinine göre, nikâhtan önce cinsel ilişki kesinlikle yasaklanmıştır.[kaynak belirtilmeli] İslam inancına göre kişi kendini nikâh olmadığı takdirde cinsel şeylerden sakınmalıdır fakat nikâhtan sonra karı koca arasında olacak cinsî münasebetlere âdet dönemlerinde olduğu gibi ufak yasaklar dışında sınırlamalar getirilmez. Buna göre bir eşin görevi eşini diğer yönlerde olduğu gibi cinsel yaşamda da mutlu etmektir. İslam dininin bazı mezheplerinde bir kadına eğer kocası cinsel yönden yeterli gelmiyorsa boşanma hakkı verilir. Hem aldatma hem de nikâh öncesi ilişkiKur’an da yasaklanmış olduğu gibi Şii Mezhebi’nde Muta Nikâhı’ adı verilen yöntem ile para karşılığı sözleşmeli evlilik yapılır. Tam bir nikâhın kıyılmadığı bu yöntem ile kişiler dinen helâl hâle gelen cinsel birleşmeyi yaparlar ve sözleşmenin öngördüğü tarihte birbirlerinden ayrılırlar ve birbirlerinden nafaka, tazminat vb. talep etmezler. Fakat Mutta Nikahı birçok alimce yanlış olarak görülmektedir ve Anadolu Aleviliğinde uygulanmaz.

İslâm dünyasında, pozisyonları ve cinsel organların farklı adlarını anlatan Şeyh Muhammed El Nefzavi (Arapça: محمد بن محمد النفزاوي Muhammad bin Muhammad al-Nafzāwī)’nin “Itırlı bahçenin tensel keyfi” (الروض العاطر في نزهة الخاطر al-rawd al-’ātir fî nuzhati’l khātir)[1][2][3] meşhurdur.

Musevîlik

Yahudilerin kutsal kitaplarında zina, putperestlik ile bir tutulmuştur. Tanrı’ya edilen kutsal evlilik yeminini bozulmuş sayılır. Musevîlik’e göre bir başka tanrıya ibadet etmek tanrıyı aldatmaktır, ve dolayısıyla zina ederek tanrı aldatılmış sayılır ve bu olgu On Emir’e aykırıdır. Yahudilikte evlilik dolayısı ile cinsel ilişki sadece bir Yahudi bay ve bayan arasında yapılabilir. Başka dinden eş seçilemez. Bunun haricinde Yahudi inançlarına göre aralarında nikâh bağı bulunmayan bir kadın ile erkeğin kapalı bir ortamda yalnız kalması yasaktır. Yahudi inancını benimsemiş olan kişiler karşı cinsten birisine temasta bulunmaktan kaçınır. Eğer kişi karısı ise, yani nikâhlılar ise bu sorun ortadan kalkar.

Küçük İskender

Küçük İskender (gerçek adı Derman İskender Över) (d. 28 Mayıs 1964), Türk şair, eleştirmen.

1964 yılında İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesini bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi son sınıfında okulu bıraktı. Ardından İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölümüne girdi, 3 yıl sonra bıraktı. 1980′li yıllardan başlayarak günümüze kadar çeşitli dergilerde şiirler, eleştiriler, denemeler yazdı. İlk şiiri Milliyet Genç Sanat Dergisi’nde, İskender Över ismiyle çıktı. Profesyonel olarak 1985′te Adam Sanat Dergisinde şiirleri yayımlanmaya başladı. Eşcinseldir.

Küçük iskender, Mustafa Altıoklar’ın yönettiği iki filmde de oynamıştır: Ağır Roman (1997) ve O Şimdi Asker (2003).

‘Marjinal şair’ olarak tanınmaya başlaması 1985 yılıdır. Günümüze değin bunca yıllık süreye onlarca şiir ve özgür metin, bir günlük, üç roman, iki özel derleme, bir inceleme, bir antoloji olmak üzere birçok kitap sığdırdı. Kimi Avrupa ülkelerinde çıkan antolojilerde şiirleri basıldı. Kanada’da yayımlanan Descant adlı edebiyat dergisinin Türkiye özel sayısında, ABD’de ise Murat Nemet Nejat’ın ‘eda’ kavramında yoğunlaştığı Türk şairlerinden çeviri antolojisinde kendine yer buldu. 2000 yılında İtalya’da düzenlenen Avrupalı Genç Şairler Yarışması’nda ( La Giovane Poesia D’europa Nel 1999 ) ilk ona girdi ve bu şairlerle birlikte kitaplaştırıldı. Yine aynı yıl içersinde uzun zamandır sinema dalındaki jürisinde de yer aldığı Orhon Murat Arıburnu Ödülleri’nde ‘Bir Çift Siyah Deri Eldiven’ adlı şiir kitabıyla birincilik alarak ödüllendirildi. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Fotoğraf Bölümü master öğrencilerine ‘Postmodernizmin Görsel Malzemeye Etkisi’ üzerine bir seminer verdi. 2001 yılında Almanya’da,2002‘de de Hollanda’nın çeşitli şehirlerindeki etkinliklerde konuşmacı olarak ve şiir performanslarıyla yeraldı. 2003 yılında Berlin’de düzenlenen İlk Türkiyeli Eşcinseller Kongresi’nde bu konudaki dekleresini okudu. 2004‘te Newyork’ta ve Kuzey Carolania’da üniversitelerde konuşma yaptı ve tek kişilik okuma gecelerine konuk oldu. Ayrıca Türkiye’de farklı üniversitelerde ve liselerde panellere, workshop’lara katıldı. Bir dönem seslendirme, senaristlik, radyo programcılığı, şiir matineleri de yapan küçük İskender, içlerinde ‘Ağır Roman’ ve ‘O Şimdi Asker’in de bulunduğu beş filmde de oyuncu olarak rol aldı. Halen Varık, Adam Sanat, Yasak Meyve, Kaçak Yayın adlı dergiler ağırlıklı olmak üzere yazmaya ve kitaplaşmış eserlerini yayımlamaya devam etmektedir.

Resmi sitesinden alıntıdır.

Kitapların şuanki yayınevleri ve basıldıkları ilk tarih dikkate alınmıştır.

  • Şiir
    • Gözlerim Sığmıyor Yüzüme ( 1988 / Adam Yayınları )
    • Erotika ( 1991 / Adam Yayınları )
    • Yirmi5April ( 1994 / YKY )
    • Periler Ölürken Özür Diler ( 1994 / Gendaş )
    • Suzidilara ( 1996 / Adam Yayınları )
    • Güzel Annemin Hayal Gücü ( Tek Baskılık Kitap ) ( 1996 / Hera Şiir Kitaplığı )
    • Ciddiye Alındığım Kara Parçaları ( 1997 / YKY )
    • Papağana Silah Çekme! ( 1998 / Om Yayınları )
    • Alp Krizi ( Tek Baskılık Kitap ) ( 1999 / Çalıntı Yayınları )
    • Gözyaşlarım Nal Sesleri ( 1999 / Adam Yayınları )
    • Bir Çift Siyah Deri Eldiven ( 2000 / Adam Yayınları )
    • İpucu Bırakma Sanatı ( 2000 / Om Yayınları )
    • Bahname ( 2000 / Om Yayınları )
    • Klarnet ( 2001 / Om Yayınları )
    • Kahramanlar Ölü Doğar ( 2001 / Om Yayınları )
    • Çürük Et Deposu ( 2001 / Adam Yayınları )
    • Eski Kral Deposu ( 2002 / Adam Yayınları )
    • Siyah Beyaz Denizatları ( Toplu Şiirler I ) ( 2003 / Gendaş )
    • Barudî ( Kürtçe Çeviri ) ( 2003 / Piya )
    • Dicle ile Fırat ( 2004 / Gendaş )
    • Bir Daha Bana Benzeme Angel! ( 2004 / Varlık )
  • Serbest Metinler
    • Dedem Beni Korkuttu Hikâyeleri ( 1992 / Parantez )
    • İkizler Burcu Hikâyeleri ( 1993 / Parantez )
    • 666 (1994 / Gendaş )
    • The Kırmızı Başlıklı İstasyon Şefi ( 1996 / Parantez )
    • Belden Aşağı Aşk Hikâyeleri ( 1996 / Parantez )
    • Pop H’art ( 1997 / İnkılâp )
    • Balık Burcu Hikâyeleri ( 2000 / Parantez )
    • Made In Hell ( 2001 / İnkılâp )
    • Insectisid ( 2002 / Stüdyo İmge )
    • Necronomicon / Ölüm Kitabı ( 2004 / Turuncu Medya )
  • Romanlar
    • Flu’es ( 1998 / Parantez )
    • Cehenneme Gitme Yöntemleri ( 1999 / Parantez )
    • Zatülcenp ( 2000 / İnkılâp )
  • Özel Derlemeler
    • Kanlı Lağım Fareleri’den küçük İskender’e ( 2001 / Stüdyo İmge )
    • Aşk Şiirleri Kolonisi ( 2004 / Everest )
  • İnceleme / Eleştiri
    • Şiirli Değnek ( 1995 / YKY )
    • Eflatun Sufleler ( 2002 / Gendaş )
    • Rimbaud’ya Akıl Notları ( 2004 / Alkım )
  • Günce
    • Cangüncem (1996 / Gendaş )

Birkaç Şiiri:

An Düşmesi

büyük yavanlığın zaman
kazandığı susuz gezegenlerin
arazisi! tarifsiz lanetlenişlerin
kuvvetli masumiyetiyle alay
eden merhale! talan
edilmiş yalnızlıkların tersyüz
çevrilerek bekletilmesiyle anlamlanmış
sahte mukaddes, sahte susayış, sahte
sabrediş izi!
toprak ve tüllerin kralı! zehrin bilgisi!
sen rüzgara uzat kalbinin mimarını ve
çöz suyu deryadan, kat mermere,

acıt yeryüzünü!

—–

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: örneğin beni dövmene müsaade edeceğim. bir gözümü de çıkartabilirsin. yalnız, kemik kırma konusunda kararsızım. kemiklerim bana lazım

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: örneğin evi yakabilirsin. yangın, mahalleye yayılmadan kaçmayı başarabilirsek, sana o istediğin uyduyu alacağım.

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: örneğin içip içip dağıtabilirsin. ama kustuğun küvette kusmuğunla yıkanmam için ısrar etmeyeceksin.

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: örneğin içkine buz yerine eskimo da atabilirsin.

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: dilediğin kadar bağırarak şarkı da söylebilirsin. bütün apartmanı silah zoruyla koroya almamak şartıyla.

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: canının çektiği yemeği de pişirebilirsin bana. yalvarırım, baharat olarak kepeklerini kullanma!

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: çılgınlar gibi sevişebiliriz de. ancak seyretmeleri için aileni çağırmaman koşuluyla. ( bilet kesmen de cabası! )

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: gribal enfeksiyonumuz esnasında aynı kâğıt mendili, aynı ilaçları ve aynı doktor tacizini kullanacağız.

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: ev sahibine kira karşılığında sümük koleksiyonunu, bakkaldaki veresiye karşılığında dolmuş elektrik süpürgesi torbalarını, telefon borcu karşılığında kafaderini, diğer faturalar karşılığında ise istikbalini elden çıkartabilirsin! benim kirli iç çamaşırı portföyüme dokunma sakın!

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: idrar ve kan tahlilleri için, öpüştüğümüz ağızlarımızı kullanacağız. evimize misafirliğe gelen en yakın arkadaşımı doğrayıp leğen yapmana da kızmayacağım. ama eski sevgilimi çamaşır makinesinde yıkama fikrine şiddetle karşıyım.

sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: beni hecelerime ayıracaksın.

sana söz veriyorum, bu gece herşey çok farklı olacak: maça iyi hazırlandım.

sana söz veriyorum, bu gece herşey çok farklı olacak: aşırı pozitifim; bütün her yer a-rh(+), dekoratif bir renkle şenlenecek. bıçakları, makasları, törpüleri ve salata kepçelerini bileylettim.

bugün seninle yıldönümümüz sevgilim! söktüğüm bir ayak tırnağımı armağan edeceğim sana ve senden alt dudağını kesip, bana armağan etmeni bekleyeceğim. mutlu yıllar sevgilim!. az önce kötü vurmuş olabilirim, evet!. ona kadar sayıyorum şimdi ve kalkmazsan eğer kendime yeni bir sevgili bulmak için gardiyana sesleneceğim:

-”heey! görüşme bitti!. bir geceliğine sevgilim benim yerime delirebilir mi?!”

Dennis Gabor

Dennis Gabor (Macarca’daki asıl adı: Gábor Dénes, d. Budapeşte, 1900 – ö. Londra, 1979) Macar asıllı İngiliz fizikçi, elektrik mühendisi ve mucit. Holografi’yi bulmuş ve üzerinde çalışmıştır. Bu çalışmalarıyla daha sonra 1971 yılında Nobel Fizik Ödülü kazanmıştır.

Yaşamı

Budapeşte ve Berlin Politeknik okullarında yüksek öğrenimini tamamlayan Gabor, Alman teknik araştırma laboratuarında ve “Berlin Siemens” ile “Halske” firmalarında çalışmıştır. 1933 yılında İngiltere’ye gitmiş, birçok firmada araştırmacı olarak çalışmıştır. 1949 yılında Londra’daki “İmperial College of Science and Technology”de uygulamalı elektronik fizik profesörü olmuştur.

Stanford Üniversitesi’deki araştırma laboratuarlarında çalışan Gabor, 1948 yılında bulduğu ve geliştirdiği holografi yöntemiyle 1971 Nobel Fizik Ödülü’nü elde etti. Gabor’un katot osilografisi, manyetik mercekler, gazlarda boşalma ve bilgi kuramı ile ilgili çalışmaları da vardır.

Gabor’un katot osilografisi, manyetik mercekler, gazlarda boşalma ve bilgi kuramı ile ilgili çalışmaları vardır. Ayrıca 1963 yılında “Geleceği Yaratalım ” adında bir kitap yazmıştır. Hologram İlkesi: 1947 yılında D. Gabor tarafından ortaya atıldı. Uygulamaya geçişi ancak 1963 yılında başlayabildi. Hologram bir cisim tarafından yayılan veya dağıtılan bir dalganın, bu cisimle ilgisi olmayan ve karşılaştırma dalgası denilen bir dalga ile üst üste gelmesinden doğan girişimleri kaydeden bir fotoğraf plağından meydana gelir.

Bu iki dalganın girişim yapması, bunun için de aynı ışık noktasından çıkması ve kaynağın mümkün olduğu kadar tek renkli olması gereklidir. Bu sebeple tek renkli ve ışık şiddeti yüksek olan lazer, bu yeni teknikte hızlı ilerlemeler sağladı. Bir hologram elde etmek için, bir lazer demeti yarı saydam bir ayna ile ikiye bölünür; aynadan yansıyan ışınlar merceklerden geçmeden, bir fotoğraf klişesini aydınlatır; aynanın içinden geçen ışınlar ise fotoğrafı çekilecek nesnenin üzerine düşer. Nesne bu ışıkların bir kısmını kırar ve kırılan ışınlar da aynı şekilde fotoğraf klişesini aydınlatır. Gelen bu iki demetin fazları aynı değildir ve klişe üzerinde, girişim saçaklarından, çok ince ve küçük bir ağ meydana gelir.

Çıplak gözle incelendiğinde bu saçaklar görülmez. Buna karşılık mikroskopta girişim saçakları görülür. Bu saçakların dağılışı cismin şekline bağlıdır. Fotoğrafın alınması sırasında kullanılan karşılaştırma dalgası ile hologramı aydınlatarak cisim tekrar meydana getirilebilir. O zaman cismin fotoğraf anındaki konumunu tam olarak veren bir görüntü gözlemi yapılabilir. Bunun için hologram yarı saydam bir aynaya çarpan bir lazer demetinin yansıyan kısmıyla aydınlatılır.

Hologramın içine bakılarak aynadan geçen ışınların girişimi sonucunda cismin kabartılı bir görüntüsü elde edilebilir. Burada gerçek bir kabartı söz konusudur; Çünkü gözlemi yapan kişi başını hafifçe oynatarak paralaks etkilerini meydana çıkarır; yani cisim, çıplak gözle görülmesinde olduğu gibi, bir fon üzerinde yer değiştiriyormuş gibidir. Hologramların gerçekleştirdiği cisimler, düzlem cisimler, yani bir fotoğraf emülsiyonu üzerinde maddeleştirilmiş cisimler veya üç boyutlu cisimler olabilir.

Hologramın sayısız uygulamaları arasında en önemlileri, bir yandan hologramların üst üste konulmasıyla hareket halindeki cisimlerin veya bazı cisimlerin küçük şekil değiştirmelerinin meydana çıkarılması, öte yandan hesap makineleri ile harflerin yeniden tanınmasıdır. ccc inci siker ccc

Kitapları

  • Geleceği Yaratalım, 1963

Ödülleri

  • Holografi
  • Nobel Fizik Ödülü
  • Nobellin fizik Ödülü

Dış Bağlantılar

  • Biyografisi
  • Nobel Prize – Otobiyografi
  • Dennis Gabor hakkında detaylı bilgi

Wikipedia’dan alıntıdır. 05 haziran 2010 itibariyle google logosu yapılmıştır.

Opera ( Müzik ve dramı birleştiren bir performans sanatı )

Opera, genellikle tarihi veya mitolojik konulu bir drama eşliğinde ortaya konan, müzikal ve teatral formda bir sahne eseridir. “klasik batı müziği” geleneğinin önemli bir parçası olan opera, bir tiyatro eserinde bulunan bir çok unsurun yanısıra, müzikalform veya dansın da içselleştirildiği bir yapı bütünlüğüne sahiptir.


Claudio Monteverdi

Opera, genellikle tarihi veya mitolojik konulu bir drama eşliğinde ortaya konan, müzikal ve teatral formda bir sahne eseridir. “klasik batı müziği” geleneğinin önemli bir parçası olan opera, bir tiyatro eserinde bulunan bir çok unsurun yanı sıra, müzikal form veya dansın da içselleştirildiği bir yapı bütünlüğüne sahiptir.

Bir orkestra veya müzik topluluğunun eşliğinde sunulan eserin, yazılı metnine “libretto” adı verilir. Oyun süresinin çoğunu sözlü bölümler oluşturur. Sözler, konunun akışına göre belli başlı şu müzik türleri içinde bestelenir: Arya bir kişinin duygu ve düşüncelerini yansıtır. Düet,terzet, kuartet, kentet vb iki, üç, dört ve beş kişinin duygu, düşünce ve konuşmalarını iletir. Resıtatif kişilerin sözlerini konuşurcasına bir şarkıyla söyledikleri bölümdür. Koro ise oyundaki kamu vicdanının sesini ortaya koyar. Bunların dışında oyun başlarken genellikle bir giriş parçasına (uvertür) ve oyun içinde yer yer orkestra bölümleri ya da geçitleri gibi çalgısal bölümlere yer verilir. Bazı operalarda bale sahneleri de bulunur. Bir opera eserinde, genellikle bahsedilen bu müzik türleri ayrı parçalar halinde, ardıl olarak sunulmakla birlikte, bazılarında (örn.Richard Wagner’in eserleri) müzik bir perde boyunca kesintisiz olarak sürer.

Opera sanatının anayurdu İtalya’dır. Rönesans’ın başlıca merkezlerinden biri olan Floransa, müzikli sahne eserlerinin de beşiği sayılır. İncelemelerden, opera fikrinin bu şehirdeki bazı müzikçi ve şairlerin birleşerek eski Yunan oyunlarına benzer eserler yazmak istemelerinden doğduğu anlaşılıyor. Örnek olarak “Yunan Trajedisi” alınınca eşlik edecek müziğin nasıl olacağı problemi tartışmalara yol açmış, mısraları Renuccini tarafından yazılan ve Peri tarafından 1594′de bestelenen “Dafne” adlı ilk opera sanat çevrelerinde büyük heyecan uyandırmıştı.

Operada ilk gelişimi Claudio Monteverdi’de görüyoruz. 1607 yılında bestelediği “Orfeo” adlı operasıyla orkestrayı birinci plana almış, ses türlerini zenginleştirmiştir. Burjuvaların da opera istemesi nedeniyle sanatçılar arialar yani opera havaları yazmış ve 30 yıl sonra Venedik’te para karşılığı opera izlenebilen ilk opera binasının açılmasıyla sanatın merkezi Floransa’dan bu şehre geçmiştir. Burada koro ikinci plana alınmış, Venedik üslubu opera doğmuştur. 17. yüzyıl sonlarına doğru Napoli, İtalyan operasının merkezi olmaya başladı. İtalyan operası Avrupa’ya kısa zamanda yayıldı. Opera sanatı en büyük gelişmeyi 19. yüzyılda gösterdi. Yüzyılın ilk yarısında opera buffa (komik opera) İtalya’da Rossini, Donizetti ve özellikle de Mozart ile dikkate değer örnekler kazandı.

° Almanya’da ilk defa Schütz “Daphne” adlı Floransa stili bir opera besteledi. Müzikli sahne eserleri Alman şehirlerinde yer buldu. Oynanan eserler İtalyancaydı. Ulusal Alman Operası,Staden tarafından yazılan ve ilk Almanca opera olan ‘Seelewig’ adlı eserle başlamış, Hamburg, Alman operasının belli başlı ilk merkezi olmuştur. Strung, Kusser ve Keiser gibi besteciler de ilk önderlerdir. Hasse ve Graun “opera buffa – gülünçlü opera” türünde başarı gösterdiler. Gülünçlü opera, Mozart’la en üstün, en zarif örneklerini kazandı.

  • İngiltere: İngiltere’de saray maskeleri bu sanata rakip görünüyordu. Genellikle ilk İngiliz operası sayılan John Blow’un ‘Venüs ile Adonis’ adlı eseri de «maske» başlığını taşır. Henry Purcell’in opera türündeki tek şaheseri ‘Dido ile Aeneas‘tan sonra İtalyan sanatının etkisiyle bozulan İngiliz operası John Gay ve John Christopher Pepusch’un hazırladıkları The Beggars Opera (Dilenciler Operası) ile yeniden hayat buldu.
  • Fransa’da opera zevki 1645 senelerinden sonra memlekete gelen İtalyan opera gruplarının etkisiyle uyandı. İlk opera binası Académie Royale de Musique, Cambert adlı bestecinin ‘Pomane’ adlı eseriyle açıldı. Fransız operası uzun süre Gluck’un etkisinde kaldı. 19. yüzyıl boyunca devam eden bu etki Beethoven’ın tek operası Fidelio ile bu etkiden kısmen kurtulmuş, insan sesini çalgı gibi kullanmış, süreli bir sahne senfonisi vermemiştir. Fransa’da da gülünçlü opera sevildi. Bu türe “opera comique” denildi. Rousseau da Fransız operasına katkıda bulunan önemli sanatçılardan biridir.
  • Rus operası Glinka ile doğdu. Dargomişski, Borodin (Prens Igor) ve Rimsky-Korsakov’la güzel eserler kazandı. Rubinstein ve Çaykovski daha çok lirik Fransız dramları etkisinde eserler verdiler. Rus beşleri, Rus operasında önemli izler bıraktı.

20. yüzyıl’ın ilk yarısında opera sanatı türlü etkilerle oldukça karışık bir durum gösterir. Bazılarına caz ve romantizm katılmıştır. Bunun nedenlerini çağımızın bestecilerinin daima yenilik yolunda yaptığı denemelerde aramak yerinde olur. Yalnız Hindemith kısa operalarıyla biçim denemelerinin en parlağını yapmış, Orff, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra verdiği sahne oratoryaları ile bu denemelerin son zamanlarda en çok tutulan örneklerini bestelemiştir. Günümüzde opera ikinci bir dünya savaşının sarsıntılarından diğer sanat kolları gibi yavaş yavaş kurtulmaktadır.Buda operanın gelişimine yardımcı olmaktadır.

Opera Çeşitleri;

  • Osmanlı Döneminden Bu Yana Opera
  • Arya
  • 19. yüzyılda Opera
  • 20. yüzyılda Opera
  • Almanya operası
  • İngiltere Operası
  • Rus Operası
  • Amerikan Operası
  • Büyük Opera
  • Opera Seria
  • Çek Operası
  • Floransa Operası
  • Fransa Operası
  • İspanya Operası
  • İtalya Operası
  • Güldürücü operanın başlangıcı
  • Operabale
  • Operakomik
  • Operet
  • Uvertür
  • Sanatın her dalında ileri gitmiş Floransa’nın Medici yönetimi, tüm sanatları içine alacak yeni bir sanat yaratmak için kolları sıvadılar. İçlerinde, edebiyatçıların, ressamların, mimarların, bestecilerin, tiyatrocu ve dansçıların olduğu çalışma grubu, birkaç yıllık çaba sonunda “Daphne” adlı, konusunu mitolojiden alan, Jacobo Peri tarafından bestelen ilk ürününü verdi. Geçen yıllar içinde opera denen bu sanat, hızla gelişti.Önce İtalya’nın diğer kentlerine, sonra Fransa, İngiltere ve Almanya ‘ya değişerek-gelişerek yayıldı.
  • Türkiye’de Opera

    Ansiklopediler “Opera” nın tanımını kısaca şöyle yapmışlar: “Sözlerinin tümü ya da büyük bölümü şarkı olarak söylenen, müziğe uygulanmış sahne yapıtı ve baştan sona bestelenmiş, sololu, korolu, orkestralı sahne oyunu” gibi.

    Türkiye’de opera deyince konumuzu iki büyük başlık altında incelemek gerekmektedir.

    I. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi

    II. Cumhuriyet Dönemi

    Osmanlı Dönemi

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Avrupa ülkelerine gönderilen elçilerin ülkemize döndüklerinde padişaha hazırlayıp sundukları raporlarda, “Opera” kelimesinden bahsettikleri görülür. Uzun uzun bu seyrettikleri operaları anlatan elçiler, sarayda operalara karşı bir ilginin oluşmasına neden oldular. Böylece padişah III Murad döneminde (1574-1595) sarayda ilk müzikli oyun sergilendi. Daha sonraları kendisi de bir besteci olan padişah III Selim döneminde (1761-1808), Topkapı sarayında 1797 yılında yabancı bir topluluğa opera temsili verdirdiği o dönemin saray katibinin tuttuğu notlardan anlaşılmaktadır. 18. ve 19. yüzyıllarda da Osmanlı elçilerinin sefaretnamelerinde opera ile ilgili bilgileri devam etti. Tanzimat’tan sonra İstanbul’da yapılan tiyatro binalarında İtalyan opera toplulukları tarafından Verdi operalarının temsilleri verildi. Türkiye’de daha çok 19.yüzyılın ortalarına doğru başlamış bulunan, müzikte yenilenme çabalarına, herşeyden önce İtalyan opera sanatı örnek olmuş ve bu sanatın beşiği demek olan İtalya’daki hocalardan yararlanılmıştır. Hatta bu konuda, karşılaşılan ilk önemli örnek, Tanzimat’tan 7 yıl sonra, büyük İtalyan bestecisi Giuseppe Verdi’nin (1813-1901) 1846 yılında, bir İtalyan opera grubu tarafından Beyoğlu’nda oynanan “Ernani” operasıdır. Yapılan araştırmalarla, Verdi operalarının, 1846-77 yılları arasında ve İtalya’daki dünya prömiyerlerinden bir ya da birkaç yıl sonra İstanbul’da oynanmış oldukları kesinlikle tespit edilmiştir. Bu dönemde İstanbul’da Beyoğlu tiyatrolarında, İtalyan opera topluluklarının sergiledikleri operalarla ilgili afişler ve dönemin gazetelerinden gösterilerle ilgili yazıların yayınlanmasından da anlaşılıyor ki büyük bir izleyici grubuna hitap edilmeye başlanmıştır.

    1840′ta Bosco adlı bir İtalyan tarafından yapılan ilk tiyatro binasında, metinleri Türkçe’ye çevrilerek oynanan operaların ilki, Gaetano Donizetti’nin “Belisario” operasıydı. 1844′te Bosco’nun tiyatrosu Tütüncüoğlu Michael Naum Efendi’ye devredildi. Naum Efendi 26 yıl istanbullulara hizmet verdi. Naum Tiyatrosu’nda oynanan ilk opera (29 Aralık 1844) Gaetano Donizetti’nin “Lucrezia Borgia” adlı yapıtı oldu. 1946 yılında yanan bu tiyatronun yerine, Naum Efendi, bugünkü Tokatlıyan İşhanının bulunduğu yörede yeni bir tiyatro kurdu ve ilk temsiline Sultan Abdülmecit de geldi.

    Naum Tiyatrosu’nun 5 Haziran 1870′de ikinci defa yanması ve Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle o sıralarda büyük siyasi bunalımlar içinde bulunması, opera konusunun gereğince ele alınmasına imkan sağlamamıştır. Ama Naum Efendi’nin tiyatrosu ikinci kez yanıncaya kadar, düzenli opera temsilleri verildi. Naum Efendi, tiyatrosunda yabancı dillerde yapıtlar sahneleyebilmek için “imtiyaz” alarak bu konuda bir tekel oluşturdu. Bu arada azınlıkların kurduğu opera kumpanyaları da ayrı bir önem taşır. Dikran Çuhacıyan’ın, Güllü Agop’un, Küçük İsmail ile Mınakyan’ın kumpanyaları bunların arasında en önemlileridir. Böylece 1885 yılından, imparatorluğun tarihe karıştığı yıl olan 1923′e kadar geçen 38 yıllık bir süre içinde de, çoksesli Türk Sanat Müziği, hele opera konusu tamamen duraklama dönemine girmiştir.

  • Cumhuriyet Dönemi

    Cumhuriyet’in ilan edildiği yıllarda ülkemizde opera dalında önemli gelişmeler olmadı. Ziya Gökalp’in müzik konusundaki görüşlerinden etkilenen Atatürk, Cumhuriyet sonrasında devletin müzik politikasını, “Türk halk müziğini temel alıp Batı’da geliştirilmiş çoksesli teknik ve yöntemleri kullanarak yeni bir müziğin yoğurulması” biçiminde belirlemişti. Bu temel ilke uyarınca yetenekli gençler Avrupa’ya müzik öğrenimine gönderildi. Avrupa’daki müzik eğitimini tamamlayarak yurda dönen genç müzikçiler, 1930′lardan sonra bu alanda da etkinliklerini göstermeye başladılar. Ankara’da Musiki Muallim Mektebi’nin, İstanbul’da Darülelhan’ın kurulması, dışarda eğitim gören genç öğretim üyelerinin bu kuruluşlarda öğrenci yetiştirmeye başlaması, opera alanında gerek besteci, gerekse yorumcu açısından umutlu bir geleceğe atılan ilk adımlar oldu.

    Cumhuriyet’in müzik politikasına uygun ilk operayı Ahmet Adnan Saygun besteledi. Konusu ve librettosu üzerinde Mustafa Kemal’in de titizlikle durduğu “Özsoy” (öbür adıyla Feridun) adlı bu operanın metnini Münir Hayri (Egeli) yazmıştı. Türklerin İranlılarla aynı soydan geldiği temasını işleyen “Özsoy” ilk kez 19 Haziran 1934′te, Mustafa Kemal’in ve onun resmi konuğu İran şahı Rıza Pehlevi’nin huzurunda sahnelendi. Bu ilk operayı, gene Ahmet Adnan Saygun’nun “Taşbebek” iyle, Necil Kazım Akses’in “Bayönder”i izledi.

    Türkiye’de oynayan ilk ulusal operalar beklenen sonucu kısa sürede vermiş ve Milli Eğitim Bakanlığı, Atatürk’ün direktifleriyle Ankara’da bir devlet konservatuvarının kurulmasıyla ilgili hazırlıklara başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nda ilk olarak bir Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. 1936 yılında da 1924 yılında Ankara’da faaliyete geçirilmiş bulunan Musiki Muallim Mektebi’nin öğrencileri arasından seçilen yetenekli elemanlarla, gene aynı kurumun içinde ilk olarak devlet konservatuvarı sınıfları faaliyete geçirilmiştir. Çünkü 1935/36 ders yılı döneminde, Almanya’dan ünlü besteci Paul Hindemith ile, ünlü tiyatro rejisörü Karl Ebert Ankara’da davet edilmişler ve her ikisinin de yaptığı incelemeler sonunda verilen raporlara göre, Musiki Muallim Mektebi içinde devlet konservatuvarı sınıfları çalışmaya başlamıştır. 1935/36 ders yılında, Musiki Muallim Mektebi’nde kurulmuş bulunan devlet konservatuvarı sınıflarında, müzik sanatının bütün dallarında olduğu gibi, tiyatro ve opera alanında da çalışmalara hızla başlanmış ve kısa zamanda uzun mesafeler alınmıştır. Paul Hindemith’in, sürekli görev kabul etmeyerek, zaman zaman Ankara’ya gelip konservatuvarı denetlemesi ve rapor vermesi yanında, anlaşmalı uzman olarak Ankara’da kalmış olan Karl Ebert, Devlet Konservatuvarı tiyatro tatbikat sahnesi ile, opera stüdyosunu, dokuz yıl kesintisiz yönetmiştir. Karl Ebert’in Ankara Devlet Konservatuvarı’nın opera stüdyosundaki eğitim öğretimle ilgili çalışmaları, başlangıçta, uluslararası opera literatürünün standart eserlerinden alınan örneklerle, Türkçe metinli denemeler halinde oluşup gelişmiştir ve bu alanda öğrencilerin sahneye koydukları ilk oyun, W. A. Mozart’ın bir perdelik Bastien and Bastienne adlı operası olmuştur. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın eşliğinde ilk olarak Türkçe metinle oynanmış bulunan bu eser, zamanın basınında geniş ilgi yaratmıştır. Opera konusunda elde edilmiş olan olumlu sonuç, batı operalarından türkçe librettolu operalar oluşturma çabasına yol açmış ve 1940 yılında Türkiye’de ilk olarak, ünlü besteci G. Puccini’nin Madame Butterfly operasının sadece 2.perdesi, 1941 yılının mayıs ayında da gene Puccini’nin Tosca operasının sadece 2.perdesi, konservatuvarın opera stüdyosu elemanları tarafından, türkçe librettolarla ve üstün bir başarı ile sahneye konmuş ve bu ilk opera temsilleri, zamanın basınında oldukça ilginç yankılar yaratmıştır. Üç yıllık yoğun çalışma sonunda elde edilen bu büyük başarı, bu konuda gerekli önlemlerin alınmasını gerektirmiştir. 16 Mayıs 1940 tarihinde yürürlüğe giren bir yasa ile Musiki Muallim Mektebi içinde idareten kurulup faaliyete geçirilmiş olan devlet konservatuvarı sınıflarının: Müzik, Opera, Bale ve Tiyatro bölümlerini içine alan bir Devlet Konservatuvarı’na dönüşmesini sağlamıştır. Nitekim yıllar geçmiş, Ata’nın beklediği günler de gelmiş, devlet konservatuvarı, yetenekli besteciler, müzikçiler, solistler, balerinler yetiştirmiştir. 1947/48 yılları arasında Ankara’da, ünlü Alman mimar Bonatz tarafından, Sergievi binası tiyatro ve opera binasına dönüştürülmüş ve Büyük Tiyatro, 2 Nisan 1948 Cuma gecesi törenle hizmete girmiştir. “Türk Beşlileri” olarak nitelenen bestecilerin eserlerine yer verilen bir programla açılışı yapılan “Büyük Tiyatro” da, o gece, Ahmet Adnan Saygun’un “Kerem” operası da ilk kez seslendirilmiştir.

    1949 yılında özel bir yasa ile çalışmalarına başlamış bulunan Ankara Devlet Opera ve Balesi ile bu kurumun kolu halinde kurulan İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin çeşitli kadro ihtiyacını, devlet konservatuvarından mezun olan sanatçılarla karşılayabilme imkanı elde edilmiştir. Ankara Devlet Operası’nın kuruluşunda önemle yer alması gereken opera orkestrası ile korusu ve balesinin de 1950/53 yıllarından itibaren organize edilmelerine başlanmış olması, bu üç ayrı ünitenin zamanla üstün düzeyde bir bütün oluşturmasına imkan sağlanmıştır ve bunlardan bale okulu, 1947 yılında İngiltere’den davet edilen ünlü bale uzmanı Dame Ninette de Valois’in katkısıyla, önce İstanbul’da Yeşilköy’deki pansiyonlu ilkokulda kurulmuş ve değerli bale uzmanlarının eğitimi altında yetiştirilmiş bulunan ilk baleciler, üç yıllık bir eğitim ve öğretimden sonra, öğrenimlerini 1950 yılında, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda kurulan bale bölümünde sürdürmüşlerdir. İlk mezunlarını da 1956/57 yılında vermiştir. Devlet Tiyatroları’nın ilk genel müdürü Muhsin Ertuğrul’dan sonra göreve 1951′de Cevat Memduh Altar getirildi. Altar, operada “repertuvar” sistemi ile “yıldız” sistemine önem vererek, dünya sahnelerinin ünlü kişilerini davet etti.

    1958′de tiyatro ile opera ayrılıp iki farklı Genel Müdürlük olunca, Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin ilk genel müdürlüğüne de Necil Kazım Akses getirilmiştir. 1959/60 yılında İstanbul’da da opera kurma çalışmaları sonuçlandı ve Aydın Gün, Tepebaşı Dram Tiyatrosu’nda İstanbul Şehir Operası’nı kurdu. 1970′te özel bir yasayla devlete bağlanan bu kuruluş halen İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü olarak etkinliklerini Atatürk Kültür Merkezi’nde sürdürmektedir. Ankara Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak İstanbul’dan sonra 1983 yılında İzmir Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü, 1992 yılında Mersin Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü ve 1999 yılında da Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü kurulmuştur.

    Bağlantılar ve Kaynaklar

  • https://secure.dobgm.gov.tr/dobgm.asp Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü
  • http://en.wikipedia.org/wiki/Opera

  • http://www.opera.org/

  • http://www.idobale.com/
  • Mercidabık Savaşı

    Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Memluk Devleti ile yapılan birinci savaştır. 1516′da Osmanlı ordusu ile Memluk ordusu arasında Halep şehrinin kuzeyinde yapılan savaşı Osmanlılar kazandı. Savaş sonucunda Suriye, Lübnan ve Filistin Osmanlı topraklarına katıldı.

    Mercidabık Savaşı Memluklar ile Osmanlılar arasında 24 Ağustos


    1516 tarihinde gerçekleşen savaş. Safavi tehlikesini bertaraf ettikten sonra

    Yavuz Sultan Selim

    ,


    Memlûklara karşı büyük bir ordu hazırladı.

    Mısır Memlûk Sultanı Kansu Gavri, Osmanlı ordusunu

    Halep’in kuzeyinde karşıladı. (Mercidabık

    Kilis yakınlarına bir yerdir.) Ancak Mercidabık Savaşı Osmanlıların zaferiyle son buldu (24 Ağustos 1516).

    Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’in,


    Ortadoğu’da hakimiyetini genişletmesi;


    Suriye,


    Filistin

    ,

    Arabistan Yarımadası, Mısır ve Kuzey Afrika’nın doğusuna hakim Memlûklu Sultanı Kansu Gavri’yi (Kansuh el-Gûrî) harekete geçirip, tedbir almaya sevk etti. 23 Ağustos 1514’te, Çaldıran Meydan Muharebesi’nde, Yavuz Sultan Selim Hana yenilip kaçan İran Safevî hükümdarı Şah İsmail ile ittifâk kurdu. Yavuz Sultan Selim Han, haber alma teşkilâtı vasıtasıyla Şah İsmail-Kansu Gavri ittifakını öğrenince, Vezîr-i âzam Sinan Paşa’yı, kırk bin kişilik bir kuvvetle Safevîler üzerine gönderdi. Sinan Paşanın, Diyarbekir’e giderken, Fırat’ı geçmek için Memlûklar’dan izin isteyip de iznin verilmemesi ve Kansu Gavri’nin elli bin kişilik kuvvetle Halep’e gelmesi, harp sebebi sayıldı. Devrin âlimlerinden Zenbilli Ali Cemâli Efendinin fetvasıyla sefere çıkıldı. Yavuz Sultan Selim Han, dâhiyâne bir siyasetle, Mısır devlet adamlarının bir kısmını ve Suriye ahalisini, kendi safına almaya muvaffak oldu.

    Yavuz Sultan Selim, Kansu Gavri’ye


    Halep’in kuzeyindeki Mercidabık mevkiinde, meydan muharebesi için hazır olması haberini gönderdi. Mercidabık’ta karşılaşan iki ordunun da kuvvetleri eşit miktarlarda olup, altmış bin civarındaydı. Osmanlılar, ateşli silahlar, teşkilat, kumanda heyeti, sevk ve idare bakımından Memlûklardan üstündü. Memlûkların da süvari kuvveti meşhurdu.

    24 Ağustos 1516 sabahı, Osmanlı ordusu hilâl şeklinde bir tertibat aldı. Ordunun merkezinde Yavuz Sultan Selim Han olup, yanında Kapıkulu askeri ve önünde birbirine zincirle bağlı üç yüz top bulunuyordu. Sağ kola Anadolu Beylerbeyi Zeynel Paşa, sol kola da Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa kumanda ediyordu. Memlûk ordusunun merkezine, yanında Halife Üçüncü Mütevekkil olduğu halde Sultan Kansu Gavri, sağ kola Halep Nâibi Hayırbay, sol kola da Şam Nâibi Sibay kumanda ediyordu. Memlûklarda sultanın orduya, kumandanların da Kansu Gavri’ye itimatsızlığı vardı. Osmanlı topçu ateşiyle başlayan muharebeye, Memlûklar süvari taarruzu ile karşılık verdiler. Muharebe başladıktan iki saat sonra, Memlûklar bozguna uğradı. Öğleden sonra kesin netice alınarak, Memlûk karargâhı, bütün ağırlığı ile Osmanlıların eline geçti. Boğucu bir yaz sıcağında meydana gelen muharebeden kurtulan Memlûk askerleri; Halep, Hama, Humus ve Şam’a kaçtı. Takip edilen Memlûk kuvvetlerinden ele geçenler imha edilerek, Kuzey Suriye bütünüyle zaptedildi. Ahalisi Sünnî olan şehirler, Yavuz Sultan Selim Hanı ve Osmanlıları davet ettiler. Suriye şehirleri, kendi rızalarıyla Osmanlı idaresini tercih ettiğinden, ahaliye zarar verilmedi. Memlûk Sultanı Kansu Gavri, savaş meydanında öldü. Abbasî halifesi Üçüncü Mütevekkil, muharebeden sonra Yavuz Sultan Selim Hanın yanına gelerek, sultandan çok hürmet gördü. Yavuz Sultan Selim Han, 28 Ağustos’ta Halep’e 27 Eylülde Şam’a gelerek Mısır’ın fethini gerçekleştirecek sefere hazırlanmaya başladı.

    Mercidabık’ta kazanılan zafer, Osmanlı Devletine dinî, siyasî, askerî, iktisadî pek çok faydalar sağladı. Hilafetin Osmanlı Hanedanına geçme yolu açıldı. Doğuda Osmanlı Devletinin son rakibi Mısır-Memlûk Devleti, ortadan kaldırılma safhasına getirildi. Suriye, Lübnan ve Filistin, Osmanlı hâkimiyetine girdi. Mısır ve Arabistan Yarımadası yolu açıldı. Güneydoğu Anadolu’nun zaptedilmesiyle, Anadolu Türk birliği tamamlandı.

    Nelson Mandela

    Nelson Rolihlahla Mandela Güney Afrikalı zenci lider. Temmuz 1918’de Umtata, Transkei’de doğdu. Ailesi Zosa (Xhosa) dilini konuşan Tembu kabilesindendir. Babası bu kabîlenin şefi Henry Mandela’dır.

    Mandela; lise tahsilinden sonra Fort Hare Üniversity Collega’ya girdi. Burada okurken siyasi olaylara karıştı. Bir öğrenci boykotuna karıştığı ve organize ettiği gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı. Transkei’den ayrılarak, Transvaal’a gitti. Burada bir süre mâdenlerde polis memurluğu görevinde bulundu. Bu sırada yarıda bıraktığı üniversite tahsiline mektupla öğretim yoluyla devam etti. 1942’de Witwaterstrand Üniversitesinin hukuk bölümünü bitirerek avukatlık yapmaya başladı. Ülkenin ilk siyah avukatı ünvânını aldı. Irk ayrımına karşı yerli halkın kurduğu AfrikaMillî Kongresine (ANC) katıldı (1944). Çok kısa zamanda kongrenin Gençlik Birliğine başkan seçildi. Siyahların kurtuluş hareketinin önderlerinden birisi durumuna geldi (1948). Bu arada ırkçılığa karşı silâhlı mücâdeleyi üstlenen ve kongrenin askerî kanadı özelliğindeki Umkonto ve Sizwe’yi (Millî Mızrağı) de kurarak onun da başkanı oldu (1961).

    Ocak 1962’de kendisine destek aramak için yurt dışına çıktı. İngiltere ve Afrika ülkelerini dolaştı. Afrika ülkeleri ile sosyalist ülkelerden silâh ve para yardımı temin etti.Ülkeye dönüşünde arkadaşlarıyla birlikte, izinsiz yurtdışına çıkmak, halkı kışkırtmak, sabotajlar ve suikastlar düzenlemek iddialarıyla yargılandı. Halkın, tamâmının temsil edilmediği ve beyazların temsil edildiği parlamentonun çıkardığı kânunlara uymak zorunda olmadığını savundu. Beyaz yönetim tarafından ömür boyu hapis cezâsına çarptırıldı. Bu davranışıyla ırk ayrımına karşı mücâdele eden Afrikalı siyahların simge ve sembolü oldu.

    NelsonMandela, dünyânın en ünlü mahkûmu olarak anılır. Güney Afrika’da 27 yıl hapiste kaldıktan sonra 1980’li yıllarda, ırkçılığa karşı mücadelenin bütün dünyâda yoğunlaşması üzerine adı duyuldu. 1990 yılında devlet başkanı F. De Klerk tarafından şartsız olarak serbest bırakıldı. Serbest bırakıldığı zaman 71 yaşındaydı. Serbest bırakılmasına GüneyAfrika siyahlarının yanında birçok beyaz da sevindi. Mandela’nın; “Mücâdele benim hayâtımdır. Hayâtımın sonuna kadar siyahların bağımsızlığı için mücâdele edeceğim.” demesi, halk arasında onu bayraklaştırdı. Hâlen mücâdelesine devâm etmektedir. (1993)

    Mandela’ya 1979’da Nehrü Ödülü, 1981’de Brunu Kreisky İnsanHakları Ödülü, 1983’te UNESCO’nun Simon Bolivar Ödülü verildi. Ancak Türkiye CumhûriyetiHükûmeti tarafından kendisine verilmesi kararlaştırılan 1992 yılı Atatürk Barış Ödülü’nü almayı kabul etmemiştir.

    Ek bilgi

    18 Temmuz 1918′de doğan Mandela, okul yıllarında öğrenci temsilciliği konseyine seçildi. 1941 yılında Güney Afrika Üniversitesi’nden mezun olmadan önce madende çalıştı, bir avukatlık firmasında katiplik yaptı.

    1942 yılında Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) katıldı. ANC’nin gençlik kolu ANCYL’nin sekreterliğine 1947 yılında seçildikten bir süre sonra, örgütün ulusal başkanlığına getirildi. 1952 yılında Oliver Tambo ile birlikte Johannesburg’da bir avukatlık bürosu açan Mandela, aynı yıl ANC’nin Ulusal Başkan Yardımcılığı’na getirildi.

    Mandela’nın yaşamını değiştiren olaylar silsilesi 1962 yılında başladı. Cezayir’de askeri eğitim almak amacıyla ülkeden ayrıldı. Dönüşünde yasadışı olarak ülkeden çıkmak ve grevi kışkırtmak iddialarıyla aynı yıl tutuklandı. Suçlu bulunarak beş yıl hapis cezasına çarptırılan Mandela, Rivonia’da ayrıca devam eden duruşmalar sonucunda ömür boyu hapse mahkum edildiğinde, takvim 1964 yılını gösteriyordu.

    1982 yılında “Mandela’yı Serbest Bırakın” kampanyası ile direnişin odağı haline geldi. Sorunun çözümünün Mandela’dan geçtiğini fark eden ırkçı beyaz azınlık rejiminin kimi yetkilileri, Mandela ile görüşmeye başladı. 1986 yılında Mandela ile görüşmeye gelen, Devlet Başkanı P. W. Botha oldu.

    Mandela, cezası henüz bitmemiş olmasına rağmen, kabul edilen özel bir kararname ile 11 Şubat 1990 günü cezaevinden koşulsuz olarak tahliye edildi. Mandela’yı bizzat telefonla arayıp kutlayanlar arasında, dönemin ABD Başkanı George Bush da vardı. Oysa Bush’un da bir zamanlar yöneticilik yaptığı CIA, 17 ay bir türlü bulunamayan Mandela’nın 1962 yılında yakalanmasında baş rolü oynamıştı.

    Cezaevinden çıktıktan sonra da barış görüşmelerine devam eden Mandela, 5 Temmuz 1991′de ANC Genel Başkanlığı’na seçildi. Daha sonra ANC, siyahların da özgür bir şekilde seçimlere katılabildiği ilk seçimi kazandı.

    Mandela, 1993 yılında ırkçı beyaz azınlık rejiminin son Devlet Başkanı de Klerk ile birlikte Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. 10 Mayıs 1994′te Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanlığı’na getirilen Nelson Mandela, görev süresinin bitimi olan 1999 yılında ikinci kez aday olmayı reddederek emekliye ayrıldı.

    Musevilik

     Musevilik Ve Etkileri

    Allah’ın İsrailoğulları’na Musa Peygamber aracılığıyla bildirdiği din kurallarının bütünü. Tektanrıcı büyük dinlerin en eskisi Musevîliktir. Bu dine inanlara Yahudi denir. İsrailoğulları Milattan 2 bin yıl önce Filistin’e yerleşmişlerdi. Birkaç kabileye ayrıldılar. Bunlardan Yahuda kabilesi sonradan ülkenin bütününü egemenliği altına aldı. Bu kabilenin adından türeyen Yahudilik ve Yahudi sözcükleri, sonradan Musevîlik ve Musevi sözcükleriyle karşılandı.

    Musevilik Allah’ın

    Allah müslümanlar tarafından Tanrıya verilen isim, Arapça’dır. Allah müslümanların yanısıra Hırıstiyanlar ve Yahudiler tarafından ve katolik Maltalılar tarafından da kullanılır.
    İsrailoğulları, BENİ İSRAİL olarak da bilinir, Yabbok Irmağı yakınlarında Penuel’de (Tann’nın Yüzü) bir gece boyunca süren dövüşten sonra adı Tanrı tarafından İsrail olarak değiştirilen Yakub’un soyundan gelenler (Tekvin 32:28). Yahudi tarihinin ilk dönemlerinde İsrail’in On İki Kabilesi için kullanılan İsrailoğullan adı, Filistin’de bağımsız iki Yahudi krallığı kurulduktan sonra israil Krallığı’nı oluşturan kuzeydeki On Kabile’yi güneydeki Yahuda Krallığı’nda yaşayan Yahudilerden ayıran
    Tümünü okumak için linke tıklayınız.

    Hz. Musa aracılığıyla bildirdiği din kurallarının bütünü. Tektanrıcı büyük dinlerin en eskisi Musevîliktir. Bu dine inanlara

    Allah Teâlâ’nin, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat’i verdigi ve yeryüzünde dinini teblig edip, hakim kilmasi için gönderdigi Ulu’l-Azm

  • peygamberlerden biri. Hz. ibrahim (a.s)’in soyundan olup, israilogullarinin akidelerini islah etmek ve onlari Allah Teâlâ’nin diledigi nizama kavusturmakla görevlendirilmisti. Küfürle mücadelesi Kur’ân-i Kerim’de uzun uzun anlatilmaktadir.
  • Yahudi denir.

    İsrailoğulları Milattan 2 bin yıl önce Filistin’e yerleşmişlerdi. Birkaç kabileye ayrıldılar. Bunlardan Yahuda kabilesi sonradan ülkenin bütününü egemenliği altına aldı. Bu kabilenin adından türeyen Yahudilik ve Yahudi sözcükleri, sonradan Musevîlik ve Musevi sözcükleriyle karşılandı.

    Musevîliğin kuralları Musa’nın ilkelerinden doğdu, ama İsrail halkıyla birlikte gelişti. Bu imanın temeli tek Tanrı’dır. Bu Tanrı (Yahova var olan) gözle görülmez, elle tutulmaz, her şeyden üstün, doğru ve güçlüdür. Yeri ve göğü yaratan odur. Musevîlik ahlâkı ve kuralları «On Emir»de özetlenmiştir.

    Musevîliğin bütün ilkeleri iki eserde yer alır: Tora ve Talmud. Tora, Kutsal Kitap’ın ilk beş kitabını (Pentatök) ve Sina Dağı’nda Musa’ya açıklanan «On Emir»i (Dekalogos) içerir; bunların tamamı, Tanrı’nın kullarıyla anlaşmasını içeren ve kutlayan bir dinsel yasa meydana getirir. Her sinagog’da, yani Musevi tapınağında, Tora’nın iki sırığa sarılmış bir parşömen üzerine el ile kopya edilmiş bir nüshası bulunur; her ayinde haham (Musevi din adamı), sinagogdakilere bundan bölümler okur.

    Miladın III. ve IV. yy.larında kaleme alınan Talmud, Tora’nın, Musevî topluluklarının hayat koşullarını belirlemeyi amaçlayan yorumlarının ve açıklamalarının derlemesidir. Sözgelimi şabbat ilkesi Talmud’da geçer: madem ki Tanrı dünyayı yarattıktan sonraki yedinci gün dinlenmiştir, o halde İsrailliler de cumartesi günü hiç bir iş yapmamalıdır. Bunun gibi, bazı beslenme kurallarına uymaları da gerekir: et, kaşer olmalı, yani dinsel törelere göre hazırlanmalıdır (hayvanlar hahamın huzurunda kesilir). Ve ekmek hamursuz olmalıdır, yani maya katılmadan yapılmalıdır; domuz eti ve pulsuz balıkların eti yasaktır.

    Hıristiyanlığın kökeni

    Musevîlik, Hıristiyanlığın doğmasına yol açmış ve Hıristiyanlık, kutsal kitaplarının büyük bölümünü (Eski Ahit) Musevîlikten almıştır. Ancak, Hıristiyanların tersine, Museviler, İsa’yı Mesih (kurtarıcı) olarak tanımazlar.

    İbranî takvimi

    Hıristiyan takviminin 1975 yılı İbranî takviminde 5735 yılıdır. Musevilikte büyük bayramların tarihi İsrail takvimine göre hesaplanır. En önemli bayram Yılbaşı Bayramı’dır (Roş Aşana), ardından on günlük oruç gelir, Büyük Bağışlanma (Yom Kipur) günüyle son bulur. Paskalya, Mısır’dan ayrılan ve Musa’nın yönetiminde Filistin’e ulaşan İbranilerin kurtuluşunu kutlar.

    Sinagog: Genellikle Kudüs’e doğru yön verilmiş sinagog, ibadet için kurulmuş bir yapıdır. Adı Yunanca «toplantı» anlamına gelen bir sözcükten alınmıştır. Başlıca öğeleri Tora’nın saklandığı Kudas dolabı ve Bima denen bir düzlükte bulunan masa veya kürsüdür. Haham, ayini bu masadan yönetir.

    Hıristiyanlık

    “Hıristos” da denen (Yunanca “khristos”, kutsanmış’tan) İsa Peygamber’e inananların ve öğretisini benimseyenlerin dinidir. İsa, Roma imparatoru Augustus zamanında Yahudiye’de (bugünkü Filistin), Beytüllahm’da Hz. Meryem’den doğdu. 30 yıl kadar sonra, Kudüs’te İmparator Tiberius’un saltanatı döneminde çarmıha gerilerek öldürüldü. Mesaimin kapsamı ve özgünlüğüyle ilgi çeken İsa, Hıristiyanlarca İncili, yani sınırsız bir merhamet yoluyla insanların nasıl kurtulacak.

    Dosya:Crucifixx.jpg

    Hıristiyanlık, Hıristos da denen (Yunanca “khristos”, kutsanmış’tan) İsa

    Resim:Christ pantocrator daphne1090-1100.jpg|thumb|200px|Atina’daki Defne Kilisesi’nin kubbesindeki İsa mozaiği (1090-1100)

    Peygamber’e inananların ve öğretisini benimseyenlerin dinidir. İsa, Roma imparatoru

    Peygamber bir dinde Tanrı’nın mesajlarını ve buyruklarını insanlara ileten elçi. Peygamber sözcüğü Türkçe’ye Farsça’dan gelmiştir. Kökeni olan peyam, haber anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Peygamber, “Haber Getiren” gibi bir anlam taşımaktadır. Tanrı inancına sahip ve dine inanan insanlar, Peygamberlerin Yaratıcı olan Allah’tan bir mesajla, haberle geldiğine inanırlar. Benzer bir anlama gelen Arapça’daki “Nebi” (نبي) sözcüğü, yine haber demek olan “nebe” kökeninden türe

    Augustus zamanında

    Roma İmparatoru (M.Ö. 63-M.S. 14).

    Önceleri Octavius, daha sonra Octavianus adıyla tanındı. Roma imparatorlarının hemen hemen en yücesi oydu. Julius Sezar öldürüldüğü zaman ancak on dokuz yaşındaydı. Sezar, doğumla değil de evlât edinme yoluyla aileye giren Octavianus’un büyük amcası oluyordu.

    Görünüşte, sıska çelimsiz bir hali vardı ama gerçekte, demir gibi bir iradeye sahipti ve büyük hırsları olan bir gençti.

    Yahudiye’de (bugünkü

    Yahudiye veya Yehuda (İbranice: יהודה, Modern İbranice: Yehuda, Yunanca: Ιουδαία, Latince: Iudaea), Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti idi. Zamanla genişleyerek Filistin’i de içine almıştır.

    Filistin),

    Filistin, güneyde, Akabe Körfezi’nden başlamak üzere Akdeniz ile Şeria Nehri’nin batısı arasında kalan Ortadoğu’daki bölgeye verilen çeşitli adlardan biridir. Gazze Şeridi ve Batı Şeria olarak özerk yönetim olarak yönetilmektedir

    Beytüllahm’da Hz. Meryem’den doğdu. 30 yıl kadar sonra, Kudüs’te İmparator

    bkz. Meryem (İsa’nın annesi)

    Tiberius’un saltanatı döneminde çarmıha gerilerek öldürüldü.

    Mesaimin kapsamı ve özgünlüğüyle ilgi çeken İsa, Hıristiyanlarca

    Resim:Tiberius palermo.jpg|right|thumb|280px|İmparator Tiberius

    İncili, yani sınırsız bir merhamet yoluyla insanların nasıl kurtulacağını bildiren Müjdeyi öğretmek üzere dünyaya indirilmiş, “Tanrı’nın oğlu” kabul edilir.

    İsa’nın öğretisi köklerini Yahudi dininden alır. O, yaşadığı sürece Yahudi yasalarını kaldırmağa çalışmadı, kendisi de o yasalara uydu. Her zaman,

    Yahudilik ırkına mensup kişi. Çoğu zaman Musevilik ile karıştırılır.

    Tanrı sevgisinin (bu sevgi onun için,insan sevgisinden ayrılmaz) basit bir görünüşün ötesinde geliştiğini ve “ruhun sözden (kelâm) üstün olduğunu” göstermeğe çalışmıştı.

    Kendisine ilk iman edenler (

    Metafiziksel düşüncede vahiy otorite ya da inanç temeli üzerinde varolduğu kabul edilen, varlık ve değerin kaynağı olan mutlak, zorunlu, yüce varlık. Doğanın bir parçası olmayan, ama doğanın yaratıcısı ya da nedeni olan, zaman ve mekan kavramlarının kendisine uygulanamayacağı, varlığa gelmiş olduğu düşünülemeyen, doğadan çok daha kudretli ve mutlak iyi olan doğaüstü, ezeli-ebedi ve sonsuz varlık.

    havariler)

    bkz. Havari

    Yahudiler arasından geliyordu, ama, çarmıha gerildikten, göğe çekilip tanrısal ruhun nefesiyle yeniden dirildikten sonra, onun havarileri anladılar ki, “Müjde” yalnız Yahudiler için değil, bütün insanlar içindir.

    Yahudi halkının tarihi çok eskidir. Bu insanların M.Ö. 2000 senesine doğru, Canaan (Kenani ülkesi) ve daha sonra Filistin adı verilen ülkeye gelmeleri ile başlar. Asırlar boyunca, kabileler halinde yaşadılar. M.Ö. 11. yüzyılın ikinci yarısında, Saul zamanında bir krallık haline geldiler. Davut zamanında ise, Kudüs’ü merkez yaparak kuvvetlendiler. En parlak devrini Süleyman zamanında yaşadıktan sonra ikiye bölündüler: Juda ve İsrail.

    Asyalı bir Yahudi olan havari

    Dünyanın en büyük kıtası. Avrupanın doğusunda, Büyük Okyanus’un batısında, Okyanusya’nın kuzeyinde ve Arktik Okyanus’un güneyinde bulunan kıta. Doğuda Pasifik Okyanusu, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, güneyde Hint Okyanusu, batıda Avrupa kıtası ile çevrilidir. Avrupa kıtası ile olan sınırı kesin tespit edilmiş değildir. Eskiden Don Nehri, Asya ile Avrupa arasında sınır olarak kabul edilirdi. Daha sonra Ural Dağları sınır olarak kabul edilmeye başlandı.

    Paulus, Hıristiyan olduktan sonra, İsa dinini Yahudi olmayan ülkelere götürmekle görevlendirildi.

    bkz. Pavlus

    45 yılından başlayarak (İsa’nın ölümünden on iki yıl kadar sonra),

    45 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

    Küçük Asya ve

    bkz. Anadolu

    Yunanistan’ı dolaştı, oralarda birçok Hıristiyan topluluğu kurdu. Roma’da, İsa havarilerinin başkanı olan ve günün birinde

    Yunanistan Cumhuriyeti Balkan Yarımadasının güneyinde, kuzeyden Arnavutluk, Makedonya ve Bulgaristan, Doğudan Türkiye, güneydoğudan Ege Denizi, güneyden Akdeniz ve batıdan Adriyatik Denizi ile çevrili ülke. Başkenti Atina olan ülkenin nüfusu 10.665.989 kişidir. Resmi dili Yunanca, dini Hıristiyanlık (İslamiyet, Batı Trakya) ve para birimi Euro’dur.

    Vatikan’da işkenceyle öldürülen Petrus ile buluştu.

    Vatikan (Pontificio), İtalya’nın Roma şehrinde bulunan, Hristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlet. 1000 kişi nüfusa sahiptir.

    Petrus’un öldürüldüğü yere yapılan mezarı, daha sonra, Hıristiyan dininin merkezi sayıldı (

    {{hristiyanlık}}

    Vatikan).

    İlk Hıristiyanlar

    İncil dininin yayılması, o tarihlerde, uçsuz bucaksız Roma İmparatorluğu’nda hüküm süren barıştan ve bu barışın yarattığı ulaşım kolaylıklarından yararlandı. Bütün inanışları hoşgörüyle karşılayan

    Vatikan (Pontificio), İtalya’nın Roma şehrinde bulunan, Hristiyanlık dininin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlet. 1000 kişi nüfusa sahiptir.

    Roma Devleti, Hıristiyanlara vahşîce eziyet etti. Aslında Roma, kendi bakımından haklıydı; köleleri bile bağrına basan ve tek bir Tanrı tanıyarak, imparatorluğun tanrılığım inkâr eden bir dine göz yumamazdı.

    Ama bu güç dönem 310 yılı sonlarına doğru, İmparator

    310 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

    Constantinus’un. rakiplerini yenerek Hıristiyanları himayesine almasıyla ve Milano Fermanı’nın ( 313), tam bir iman özgürlüğü tanımasıyla son buldu.

    313 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

    330′da, Constantinus imparatorluğun ikinci başkenti

    330 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

    Konstantinopolis’i (

    Konstantinopolis İstanbul’un fetihten önceki adıdır.

    İstanbul) kurdu; bu “Yeni Roma”, bir din merkezi oldu ve doğu Hıristiyanlarını, Roma yerine, kendine çekti.

    Bizans İmparatoru ile dört patriğin (en önemlisi Konstantinopolis patriğiydi) çevresinde toplanan doğu Hıristiyanları, bambaşka bir anlayışta gördükleri Latin kardeşlerini kendilerine her gün biraz daha yabancı buluyorlardı. Üstelik, Konstantinopolis’te, imparator ile patrik, Hıristiyanların lideri olarak Roma’daki papayı tanımağa yanaşmıyorlardı.

    Papalık ve Batı Hıristiyanları

    Batıda da Hıristiyanlık kara günler geçiriyordu. 10. ve

    İstanbul, Marmara Bölgesi’nde il ve Türkiye’nin en büyük kenti. Tarih boyunca çeşitli imparatorluklara başkentlik yapan, 133 milyar dolarlık yıllık üretimiyle Dünyada 34. sırada yer alır. Türkiye’nin kültür ve finans merkezidir. İstanbul, 41° K, 29° D koordinatlarında yer alır. Marmara kıyısı ve İstanbul Boğazı (Boğaziçi) boyunca, Haliç’i de çevreleyecek şekilde Türkiye’nin kuzeybatısında kurulmuştur.

    11. yüzyıllarda, derebeylik töreleri kilise hiyerarşisine sızmış, kilise bağımsızlığını yitirmişti. Ama reformcu papaların etkinliğiyle kilise yavaş yavaş,

    11. yüzyıl olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

    İncil mirasının yöneticisi ve bekçisi görevine döndü.

    14. ve 15. yüzyılda, bu büyük kargaşalıklar (savaşlar, salgın hastalıklar) döneminde,

    15. yüzyıl olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

    1378′den

    1378 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

    1417′ye kadar batı kilisesinde biri

    1417 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve diğer önemli gelişmeler

    Roma’da, biri Avignon’da iki papa aynı zamanda saltanat sürüyordu. Sonunda Roma Papalığı galip geldiyse de, Hıristiyan âleminde, çok zengin ve İncil ilkelerinden iyice uzaklaşmış bir kiliseye karşı gelişen geniş Reform akımını önleyecek gücü bulamadı.

    Protestanların Reformu

    Bir Sakson keşişi olan Martin Luther ( 1483- 1546) haksız saydığı papalık otoritesine karşı çıktı. Milyonlarca Hıristiyan’ı ve Protestan’ı da birlikte sürükledi ve bunlar artık Rönesans’la yozlaşmış Roma’ya boyun eğmek istemediler. İşe hükümdarlar karıştı ve korkunç din savaşları, 16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa’yı kasıp kavurdu. Luthercilik özellikle Almanya ve İskandinavya’da iyice yerleşti.

    Başka bir Protestan, Fransız Jean Calvin ( 1509- 1564) ise İsviçre ve sonra da Fransa’da dinde Reform hareketini geliştirdi. Kalvinizm Hollanda ve İskoçya’da iyice yerleşti.

    İngiltere’de Protestanlık, Henry VII Fin kızı kraliçe Elizabeth I sayesinde, kendine özgü bir ulusal kilise, ( Anglikanizm) biçimini aldı. 

    Otuzyıl Savaşı’nın (din savaşlarının sonuncusu) bitiminde, Vestfalya Antlaşmaları imzalanırken ( 1648) batı Hıristiyanlığı dağılmış, doğu Hıristiyanlığı ise ( Rusya dışında) Türklere boyun eğmişti.

    17. yüzyıl, İtalya’da, İspanya’da ve özellikle Fransa’da, maneviyatçılığın parlak bir canlanışına sahne oldu. Ama 18. yüzyılda yenilgiye uğradı.

    Bu anlayış, Hıristiyanlık anlayışına, yani Hıristiyan inancının herkesçe tanınmasına dayandırılmış bir uygarlığa indirilen öldürücü darbe 1789 Fransız Devrimi’yle zafere ulaştı. 19. yüzyılda bilim ve tekniğin kaydettiği ilerlemeler, kiliseleri çağdaş toplumdan ayıran uçurumları genişletti.

    Balık ve Kuzu

    Yunanca balık ichthus’tur; bu sözcük belki de ” İsa-Hıristos, Tanrı’nın oğlu, kurtarıcı” anlamına gelen lesous Christos Theou Uios Sâter kelimelerinin baş harflerinden oluşturulmuştur. Bunun içindir ki, ilk Hıristiyanların sığındığı Roma katakomplarında balık, duvar resimlerinde İsa’yı tasvir eder.

    Saflığın ve temizliğin simgesi olan kuzu da, dünyanın günahlarını ödemek üzere kurban edilmiş İsa-Hıristos’u temsil eder. Kuzu ve balık ilk yüzyılların baskı altındaki Hıristiyanlarınca birbirlerini tanıma işareti, “parola”ydı.

    Hıristiyan dinine mensup olanların sayısı, günümüzde 1,043,000,000′u bulmuştur. Bunların dağılımı şöyledir:

  • Katolikler (624,000,000),
  • Ortodokslar (124,000,000),
  • Protestanlarla Anglikanlar (295,000,000).

    İlgili

     

  • Hıristiyan 
  • İslamiyet 
  • Hıristiyanlıkta mezhepler